Yalan imparatorluğunun yalanı bin para. Ucu bucu görünmez
sahtelikler dizisi. Dünya egemenliğinde varlığını bunun üzerine kurmuş ve
sürdürüyor. İşi gücü dünyayı karıştırmak insan öldürtmek ve öldürmek olan bir
güç. Bundan elbette ki en çok etkilenen Müslümanlar. Müslümanların varlığı
tedirgin ediyor. Denetlenmesi zor bir millet. Tek seçenek Müslümanların etkisizleştirilmesi.
Öncelikle kölelik ruhunun etkin kılınması ve en iyi seçenek. Çünkü sonuçta
insan gücüne de gereksinim var. Belli bir toplumu veya milleti ancak
bulundukları yerden kendilerine sadakati olanlar il rahatlıkla yönetilebilir.
Bunda başarılı olunmaz ise o zaman daha yıldırıcı yöntemlere başvurmak.
Irak işgalinden beni Müslümanları uçlara zorlamak.
Kışkırtıcılığı gerektirecek ne kadar unsur var ise onları palazlandırmak. Ya da
Filistin örneğinde olduğu gibi dört bir yandan kuşatmak, onları etkisizleştirmek,
açlığa, yokluğa çaresizliğe zorlamak. Bu da o bölgenin insanlarının direncini
arttırıyor. Ya özgürlük ya ölüm seçeneklerinden birini tercih etmek zorunda
kalınıyor. Filistinlilerin onurlu direnişlerinin en önemli özelliği bu.
Avrupa da veya dünyanın birçok yerinde aşağılanan,
dışlanan ve ötekileştirilen Müslümanlar kendilerine reva görülenlere karşı
içten içe kinleniyor ve öfke biriktiriyorlar. Emperyalizm bunu fırsat biliyor
bu azınlıkları örgütleme işini de üstleniyor.
Suriye olayından beri bunu açıkça görüyoruz. Onlarca
muhalif grup bir araya geldi, silâhlandıcihad bilinciyle bir araya geldi.
Toplama olan bu kitleler birkaç on yüz kişilik bu gruplar örgütlendi. Askeri
eğitimleri olmayan ancak kısa zaman içinde kendilerini cephede bulan bu insanlar
maddi imkânlardan da yoksunlarken dünyanın en tehlikeli topluluklarına
dönüşebiliyorlar, en modern silahlara sahip olabiliyorlar. Bunlar o kadar
güçleniyorlar ki(!) Abede nin en güçlü silahlarına sahip olabiliyorlar. Milyar
dolarlık birikim edinebiliyorlar. Sonra da önü alınamaz güç olarak bir bölgeyi
kasıp kavuruyorlar. En acımasız yöntemlere başvurarak bir sinema filmi
örneğinde olduğu gibi kurguya benzer sahnelere tanık olunabiliyor. O kadar ki
bir Abede F 16 uçağının nereden kalktığı, havalandığı bilinmezliğinde oralarda
turluyor sonra bir isabet alarak Türkiye Hava Kuvvetleri uçakları eşliğinde ve
kontrolünde bir askeri hava alanımıza iniyor onarılıyor ve sonra bilinmez bir
yöne doğru gidiyor ortalıktan kayboluyor. Bunlara epey bir zamandır alışığız.
Zaten topraklarımız ne yazık öteden beri yolgeçen hanı. İsrail uçaklarının
Suriye deki kimi tesisleri bombaladığından beri.
IŞİD in bu kadar modern ve milyar dolarlık silahlara ve
teknolojik birikime sahip olması elbette ki düşündürücü. Bunda hayıflanılacak
bir durum yok aslında. Biz neyin ne olduğunu biliyoruz. Ama dünya insanlığı
veya Müslümanlar bunu yeterince biliyorlar mı Medya ve reklâm gücü her şeyi
örtbas etmeye fazlasıyla yetiyor. İnsanlar öylesine kapılıyorlar ve inanıyorlar
ki bunun önüne geçilmesi oldukça zor görünüyor. Büyük dalga her türlü
olumluluğu silip süpürüyor.
Müslümanların dünya kamuoyunda bu kadar vahşi, acımasız
kan içici olduklarını gösteren sahnelerin hazırlayıcıları ve onlara alet
olanları, besleyicileri anlatmada güçlük çekiliyor. Çünkü sahih, iyi ve güzel
olanın görünmesinden elbette ki rahatsız olunuyor.
İnsanlığı kuşatan, sarıp sarmalayan yüce İslâm
düşüncesinin, İslâm milletinin ve ümmetinin görünümü emperyalizm açısından
rahatsız edici. Ne yapıp edip onu kötü role soyundurmak.
IŞİD in gösterimli infazları kan dondurucu, tüyler
ürpertici. Bu eylemde bulunanların bilinç ötesi güdülmüşlüklerinin izahı olamaz
elbette. Onları besleyen kukla sermaye güçleri salt kendi konumlarını
düşünüyorlar. İnsanlık ve hatta Müslümanlar onların umurunda bile değil.
Ne yazık ki Türkiye Abede emperyal gücünün dairesi içinde
ve kendini kurtaramıyor. Tam bir sarmalın içinde. Oyun içindeki bu oyunun küçük
ve etkisiz bir parçası konumunda. İtiraz ve direnme hakkı bile yok. Her yönüyle
kuşatılmış eli kolu bağlanmış esir konumunda.