İşgalciden çözüm beklemek

Abone Ol

YAŞANAN terör saldırıları sonucunda hayatını kaybeden  şehitlerin toplumda tansiyonu yükselttiğini,insanları ‘ne olacaksa olsun, bu işe bir çözüm bulunsun’ noktasına getirdiğini herkes görüyor.Toplumda tansiyonun yükselmesi,sinirlerin gerilmesi sonucunda bir patlamanın ortaya çıkması terör örgütlerinin isteği olabilir.Bu bakımdan terörün oyununa millet olarak gelmememiz gerekir.Bir toplumsal patlama ve çatışmadan yana değilim ama en azından emniyet güçlerimizin ve devlet görevlilerimizin çarşıda ya da evlerinde ve görevlerini  yaparken bir kahpe kurşuna hedef olmaları da herkesi geriyor. Derdim bu gerilimi biraz daha artırmak değil.Ancak,her saldırının ardından özellikle siyasilerin karşılıklı suçlamaları darda darman olmadığı gibi toplum daha da geriyor. Bu bakımdan zamanın konuşma değil tedbir alma zamanı olduğuna dikkat çekmeye çalışıyorum.

Özellikle devletin terör saldırılarına karşı  alınabilecek tedbirleri alarak saldırılarda yaşanan ölümleri en aza indirmek en önemli konudur. Çünkü, duyulan acı terörü önlemeye yetmiyor.Yaşanan bir cephe savaşı değildir. Nereden geleceği belli olmayan bir tehlike söz konusudur ve bu konuda alınabilecek tedbirler sınırlı da olsa vardır.Bu noktada özellikle gazetelerin yönetici ve köşe yazarları ile televizyonlarda hergün görüş açıklayan insanların kişisel popülarite peşinde koşmak yerine derde derman olacak görüler dile getirmeleri gerekiyor.Halbuki yetişebildiğim kadar kadar izlemeye çalışarak edindiğim kanaat o ki,olaya teşhis koyma hususunda nedense ya bilgi eksikliğinden yada net olarak bilinmesine rağmen bir takım  düşünceler sebebiyle esas düşmanın adı net bir şekilde ifade edilmiyor.Böyle olunca da eşek değil semer dövülmeye çalışılıyor.

Ne demek istediğim net olmakla birlikte biraz daha açayım.Şimdiye kadar en fazla ülkemize ve bölgemize yönelik saldırıların ve uygulanmakta olan planların arkasında dış üçlerin ve yabancı istihbarat örgütlerinin bulunduğu ifade edildi.Son birkaç gtndür ise artan terör olaylarının ardından bazı  gazeteci, siyaset ve bilim adamları terör olaylarını değerlendirirken artık ufaktan da olsa ülkemizin ve bölge ülkelerinin parçalanmak istendiğini, bölgemizde faaliyet gösteren terör örgütlerinin bu planın taşeronları olduğu  dillendirilmeye başlandı. Yani görülen üzerinde konuşuluyor ama kendini perde gerisinde gizleyen esas sorumlu dile getirilmiyor,adı konulmuyor.Böyle olunca ülkemizde ve bölgede esas tehlikeye karşı toplumsal bir öfke oluşmuyo,planın uygulanması süreklilik kazanıyor.Bölgemize yönelik böl,parçala ve yut politikasının sahiplerinin adının konulmayışının sebebi eğer bir akıl tutulması değilse yapılan yorumların derde derman olmayacağını söylemeye gerek yok.

Bölgemize yönelik 100 yılı aşkın süreden beri sergilenen oyunun sahiplerini bilmeyen mi var Diye bir soru akla gelebilir.Bilenler olmakla birlikte kitleler maalesef  bilmiyor ve onların gördükleri taşeronlardan ibaret.Bilenlerde bildiklerini net bir şekilde ortaya koymuyorlar.Koyan birkaç kişinin sesi ise gürültü arasında kay bulup gidiyor.İşin garip tarafı esas düşman ve tehlike bölgemizde barışın sağlayıcısı gibi gösteriliyor.Bir diğer ifade ile toplumda ortak bir düşünce oluşmayıp,parçalı bir görüntü ortaya çıkınca yapılan bir takım anlaşmaların barışı sağlayacağı sanılıyor.Bir diğer ifade ile işgalciler barışın sağlayıcısı,özgürlüklerin teminat altına alıcısı gibi bir görüntü oluşuyor. Halbuki,dünyanın hiçbir yerinde işgalciler o ülkeyi özgürleştirmek için değil, bağımsızlığına son vererek ülkelerin zenginliklerini sömürmek için ülkeleri işgal eder iç karışıklıkları körüklerler. Bölgemizde yaşanan olaylarda PKK,IŞİD ve YPG’nin ortada görünüyor sebebiyle tüm tepkiyi üzerlerine çekiyor.Bu da söz konusu örgütlerin hepsini de besleyip büyütenin ABD,İsrail ve koalisyon ülkeleri olduğunu toplumun net bir şekilde görmesini engelliyor.Böyle olunca da terörün arkasındki ellerin kırılması gerektiği akla fazlaca gelmiyor.