Asıl sorun günümüz Müslümanları. Modern hayatlarında kapıldıkları dünyalıkları, farklılıkları, çeşitlilikleri ne oldukları belli olmayan absürt profiller oluşturuyor. Herkes birbirini öteliyor ve suçluyor ama yaptıkları belli olmuyor. Sadece bulundukları ortamlarda konumlarını koruma adına görünürde bir şeyler yapıyor gibidirler sonra da gidip döşeklerinde rahat uyuyorlar.
Sofralarında türlü türlü yemekler, mezeler, lüksler içindedirler. Giyim ve kuşamlarında ise her çevre ile yarışıyorlar. Muhafazakârdırlar ama modernizmin dalgaları içinde reverans ediyorlar.
Sorun Müslümanlarda. Muhafazakârdırlar ama sonuna kadar her türlü lüks içinde moderndirler. Kendilerine göre tutturdukları dil ile avunuyorlar. Belki de vicdanlarını rahatlatma adına meydanlara çıkıyorlar, bağırıyorlar, gözyaşı bile döküyorlar.
Eleştiri, kritik etme, yargılama diye bir dil bulunmaz onlarda. Çünkü her yönüyle iktidardılar. Gelirlerinde bir sorun yok. Muhalif olmayı asla göze alamıyorlar. Çünkü en küçük bir itirazda kendilerini dairenin dışında göreceklerdir.
Kürsülerde iken kendilerine asla bir soru yöneltilemez, bir eleştiride bulunulamaz. Muhalefet olmanın tadını geçmişte yaşayanlar. Kora kor hesap soruyorlardı. Şimdi artık hesap sormayı asla gerekli görmezler.
Aydın olma sorumluluğu olmayınca, kendilerine göre istediklerini haklı ya da haksız yargılama veya alkışlama gibi bir huyları var. Yanlışa asla yanlış denilemez.
Büyük bir katliam var. Bu, yeni değil. On yıllardır sırayla süregeliyor. Irak işgaline göz yumanlar, Pakistan için ses çıkarmayanlar, emperyalizm dalgasına kapılan bahar olmuş gibi alkış tutanlar hiçbir zaman geleceğe dair bir öngörüleri ve sezgileri olamaz. Olsa bile olmamış gibi bir tutum içinde oluyorlar. Suriye’nin işgaline destek veriyorlar. Nedenleri çok basit ve sıradan. Çünkü onlar Şia, dahası Arap vs. Suriye ki bu coğrafyanın, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası. Oranın düşüşünden sonra sıranın kendisine geleceğini düşünmüyorlar.
Bir zamanlar Suriye sınırındaki mayınlar neden toplatıldı, toplatıldıktan sonra orada neler oldu? Bu toprak işletmeye mi açıldı, ekilip biçildi mi, yoksa yolgeçen hanı mı oldu? Hem bu işlem kimlere yaptırıldı? Bugün için tartışma konusu olan limanlar özelleştirildi ve kime verildi? Sami Ofer’e, bu limanlardan sonra bir Galataport tartışması oldu. Ofer’e verilmedi ama kime verildi, dolaylı olarak kim orada söz sahibidir?
Hadi diyelim ki Beşşar Esad, Şia veya Nusayri idi. Peki Muammer Kaddafi neydi? Uydurulan kılıflar, bölgedeki ülkeler tek dek dizayn edilirken her biri için birer kılıf uyduruldu.
Saddam, evet bir zalimdi. Onu ortadan kaldırdılar, ülkesini işgal ettiler, ülkenin petrolüne de el koydular. Emperyalizm oraya çöreklendi.
Şimdilerde Fetö’ye ölümünden sonra lanet yağdırıyorlar. O, 1990’lı yıllarda Süleymaniye Camii’nde vaaz verirken “Şu Filistinliler bırakmıyor ki, Yahudiler evlerinin balkonunda rahat bir çay içsinler!..” demişti. O zaman caminin pencerelerini ve duvarlarını tırmanmak için çırpınıyorlardı. Aynı kişi, İran söz konusu olduğunda “onlar cennette ise cennete gidecek yolumu değiştiririm” diyordu. Ona karşı nefret kusanlar, onun yaptıklarını doğrudan ve dolaylı olarak yerine getiriyorlar. Yıllarca da onlarla birlikte oldular, güçlendirdiler, iş işten geçtikten sonra sadece yanıldılar ve pişman oldular.
Dünyalarında emperyalizm diye bir dert yoktur. Onların bütün derdi Şia ve İran. Diyelim ki öyle olmasalardı o zaman da bir başka bahane bulurlardı. Aynı nefreti ve öfkeyi örneğin Ürdünlü Abdullah için söylemiyorlar. Sanırım o, ehlisünnettendir! Diğer Arap ülkeleri için de aynı tutumları söz konusudur. Tehlike çanları çalıyor, onlar ise büyülü kavramlarıyla halkı uyutuyorlar. Oyalıyorlar ve rahat uyuyorlar.