Yeni Zelanda’daki saldırı bir işaret fişeği mesabesinde değerlendirilmelidir.
Geçen hafta, Yeni Zelanda’da iki camiye yapılan saldırıda, Cuma namazı için hazır bulunan cemaatten 50 Müslüman şehit edildi. Bunu bir işaret fişeği olarak düşünürsek şayet, arkası gelecek demektir.
Asıl önemli olan; bu saldırıyı, münferit bir olay gibi algılayıp, öyle de takdim etmektir. Hâlbuki mesele, bir terör olayı olarak ele alınamayacak kadar önemli. Mesele, Hıristiyanların İslam’a bakışı meselesidir. Olayı böyle görmekte yarar var.
Yani, dememiz odur ki; olay, topyekûn olarak Hıristiyanları bağlar. Gerek olayın işleniş biçimi, gerekse olay sonrası yapılan açıklamalar, bizleri, bu duyguya sevk etmiştir.
Bu, aynı zamanda, Batılıların ortaya koyduğu ve uzunca bir zamandan beri, dünyada uygulanmakta olan ve adına küresel sistem denen, Batıcı anlayışın iflası anlamına gelir.
Şimdi, bu uygarlığa seslenmenin, zamanı olduğu düşüncesindeyiz:
Ey Batı! Şunu bil ki, dünya Müslümanlarını, uygulanan terör vasıtasıyla susturamayacaksın. Müslümanlar, size aynı biçimde karşılık vermez; çünkü bizim tarihimizde masum insanların ürkütülmesi, öldürülmesi yok. Ama yapılanlar, not alındı; bunun bilinmesini isteriz.
Efendim, terörün dini, milliyeti olmazmış; bak hele, ne muazzam tespitmiş yahu! Bu tür düşünceyi aktaranlar; AB’nin Ayasofya cami olamaz kararından sonra bu saldırının gerçekleştiğini hesap ediyorlar mı?
Çözüm, Türkiye’nin AB’ye girmesi değil, İslam Birliği’nin bir alt çalışması olan D-8’lerin bir an evvel gerçek anlamda işlerlik kazanmasıdır. Tabii ki Türkiye önderliğinde. “Uyu uyu yat” öğretiminden geçen idareciler uyuyadursun; Belçika istihbarat örgütü VSSE’nin yayınladığı rapor, AB ülkelerindeki İslam düşmanı olan Hıristiyanların hızla silahlandıklarını ortaya koymaktadır.
Yeni Zelanda’da meydana gelen hadise, bir terör saldırısından ziyade, bilinçaltının dışa vurumu olarak görülmelidir.