Son rektörler komitesi toplantısının ardından yapılan açıklama insanımız açısından sürpriz bir gelişme olarak algılanmamıştır... Sürpriz olmamakla birlikte belli bir kesimin tuttukları bazı mevkileri kaybetme korkusu ile bir takım hayali tehditler oluşturup bunu topluma ve özellikle de bazı çevrelere karşı şantaj malzemesi yapıyor olmaları ülkemiz demokrasisi açısından elbette bir talihsizlikti.
Biliyoruz ki ülkede bir grup, çok partili döneme geçilmesinin ardından sürekli olarak bir iç tehdit algılaması gündeme getirmiş, adeta her fırsatta ülke açısından bir tehdit söz konusu olmamakla birlikte kendilerince tehdit olarak gördükleri bir takım gelişmeler karşısında hemen ortaya çıkmakta bilinen kampanyalarını başlatmaktadırlar. Bu işin siyasi ayağını CHP, sivil ayağını bazı üniversite hocaları ile birkaç dernek oluşturmakta ve hep birlikte bir takım zinde güçler göreve davet edilmektedir.
Artık işin iyice cılkı çıkmış, bu söylemlerin sahipleri aynı fikri çizgide olduklarını bile ikna edemez duruma düşmüşlerdir. Bunun sonucu olarak kampanyanın siyasi ayağını oluşturan CHP artık irtica tehdidi söylemini bir şantaj malzemesi haline getirmesi sebebiyle halkın çoğunluğunun desteğini alamıyor, hatta geçen yasama döneminde baraj altında kaldığı için Parlamentoya giremeyişinin sebebini ciddi bir değerlendirmeye tabi tutması gerekirken hâlâ irtica ile yatıp irtica ile kalkmayı tercih etmektedir. Bu bu tavır ise hem CHPye hem de ülkeye zarar vermektedir. Çünkü, demokrasiye inanmayanlara cesaret vermektedir.
Bu noktada 1 Nisan 2007 Pazar tarihli Radikal Gazetesinin ekinde yer alan Dr. Özcan Baripoğlunun "Paşalara ayıp olmasın" başlıklı yazısından bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum...Baripoğlu yazısını şu değerlendirme ile bitiriyordu:
"Ben bir CHPli olarak, her seçimde sadece irtica tehdidi önüme sürülerek, benden bir kez daha oy talep edilmesinden bıktım. Artık bunun bir şantaj ilişkisine döndüğüne inanıyorum. Ben CHPye oy vermek istiyorum. Onun için de isyan ediyorum."
Sayın Baripoğlu yazısında CHPnin ülkenin iç ve dış meselelerine dönük ortaya somut bir proje koyamayışına dikkat çekiyor, daha sonra projesi olmayanların irtica tehdidi ile halkın bir kısmının oylarını almaya çalıştığına vurgu yapıyordu.
Bu tesbitten sonra Prof. Dr. Fikret Başkayanın dünkü "Tehlikede olan iktidarları, demokrasi değil" başlıklı rektörlerin çıkışı ile CHPyi değerlendiren yazısından yapacağım iki alıntı ile meselenin özüne dikkat çekmek istiyorum.
Sayın Başkayadan yapacağım ilk alıntı şöyle:
"12 Eylül cuntasının dayattığı anayasa, siyaseti olabildiğince etkisizleştirme kaygısıyla hazırlandı. Anayasayı hazırlayan profesörler taifesi, kaleye istenmeyen birinin de tırmanabileceğini hesaba katmamışlardı."
Bizim dünkü yazımızda da işin bu boyutuna dikkat çekilmiş, geçmişe dönük hatırlatmalar yapılmıştı. Gören göz için farklı açılardan da bakılsa işin gerçeğini gerçeğini yakalamak mümkün oluyor.
Sayın Başkayanın CHPye yönelik tesbiti ise şöyle:
"CHP sol bir parti sayılamaz, devletin bir parçasıdır. İktidar olmaya pek hevesli olmaması ve olamaması da o yüzdendir. Zaten sorun siyasetin önünü kesmekle, halkı işe karıştırmamakla ilgili değil mi "
Sanıyorum iki gündür ortaya koymaya çalıştığımız manzara ülkemizin esas sorununu gözler önüne seriyor. Bazıları için ülkenin geleceği, kalkınmışlığı, halkının refahı fazlaca önemli değil... Ele geçirdikleri mevzileri kaybetme ihtimaline karşı halkı dışlayan bir söylem ortaya koymak... Halkla beraber olarak hasbelkader sahip oldukları konumu korumaları mümkün görünmüyor. Çünkü bu azınlık grup, halkına karşı mücadele veriyor. İstiyorlar ki, halk onlara benzesin. Halk ise bu dayatmayı reddediyor... Mücadelenin özü bu...