Irkçılıkta, Araplardan Boşnaklara geçiş

Abone Ol

Son yüzyılımızı kimi cahil kafaların sürdürdüğü ırkçılık hastalığı ile geçirdik.

Fakat ne yazık ki hâlâ o cehalet bitmemiş ki, aynı dinden olan kardeşlerimize reva gördüğümüz aşağılama, alay, hakaret; başka kültürlerin mensuplarına o derece şedit uygulanmamakta. Son asırda “pis Araplar” diye kılık kıyafetleriyle, yiyip içmeleriyle hafife alınan Arap ırkının günümüzde zengin kesimi hayli itibar görürken, nefret fakirlerine yöneltilmekte. Boşnakların da fazla zenginliği olmadığından mı edep ve terbiye yoksulu biri, milyonlarca kişinin önünde bu soylu din kardeşlerimizin ismini çirkin cümlenin içinde anabildi. 1908 tarihli İttifak gazetesinde de, bu konu tartışılmış, Arap asıllı Muhammed Emin Bey’in kaleme aldığı yazıda, Araplar hakkında alay ve hakaretle dolu gazete yazıları ve resimleri ele alınmıştı; “…Dairelerdeki Arap memurlara yol verilmeye veya hiç olmazsa surat asılmaya başlandı… ‘Kundak soktu’ diye geçenlerde bir Mekkeli yakalanmış fakat ertesi gün suçsuzluğu anlaşılarak bırakılmıştı. Öyle bir hâl ki, ‘Araplık’ hakaret ve hücum için kâfi sayılıyor.”

Irkçılık hastalığımız o derece baskınmış ki, 109 sene önce de biz gazetelerdeki çirkin resimlerin altına “Hain Arap” yazılmasını tartışıyorduk. Tartışanlar kim?

Yine kitleler uyumakta, aman bana ne güler geçerim ya da duymam takımının aşina halleri. Babanzade Ahmet Naim gibi bir avuç halis Müslüman bu dertle yaralanmakta idiler.

Yüzyıl sonra da aynı yazılar; Kürtler, Aleviler, Şiiler hakkında yazıldı.

Irkçılık hasedi ile yalanlar, karalamalarla aynı medeniyetin çocukları aynı kültürün kardeşleri düşman haline getirildi.

Son günlerde bu cahili hastalığın tacizinden Boşnaklar da yakalarını kurtaramadı.

Ahmet Naim, ırkçılık hususunda o kadar çok acı çeker ki, bize din kardeşliği yeter, ırk üstünlüğü yarışı neyimize deyip “ İslam ’da Dâvâ-yıKavmiyyet” isimli eserini kaleme alır.

Bu kitabında Hz. Peygamberin ırkçılıktan nefret eden hadis-i şerifleri ile konuyu izah eder ki, doğrusu konunun bütün çağlar boyunca insan yüreğini kanatmış olması hazindir; “Sizin bu -şerefli dediğiniz- nesepleriniz, kimseyi sövmeye veya utandırmaya sebep olacak şey değildir. Gayesi; hepiniz Âdem’in oğullarınız. Bir ölçek içindeki buğday taneleri gibi birbirinize eşitsiniz. Ve ölçeği doldurmazsınız. Hiç kimsenin kimse üzerine değeri, üstünlüğü yoktur. Meğerki üstünlük din ile yahut iyi, faydalı işler, davranışlar ile ola. Bir kimsenin kötü olması için, kötü huylu, kötü dilli, cimri, pinti, korkak olması yeter!”

Bizim hatamız, kötü, zalim, adaletsiz, halkın hakkını yiyen vahşilerin ırklarını dile dolamamız, oysa onlar bir insan olarak kötüdür, ırkının ne suçu vardır. Tarihe nice milletler mühür vurdu, bunların başındaki yönetici kadrodan kimi ilme, sanata, kültüre yaptıkları katkılarla, kimi de zulümleri ile anılmakta.

İnsanlığın önderi Peygamberimiz, ırkçılıktan öylesine nefret etmiştir ki, sık sık bu konunun altını kuvvetli konturlarla çizmiştir;

“Her kim kavmine, hak yolunun dışında taraftarlık ederse çukura düşmüş deve gibidir. Kuyruğundan tutulup çekilir.”

Bütün kavimler, nesepler, ırklar güzeldir.

İnsanlık ailesinin o bin renkli çocuklarına, bin sesli kardeşlerimize ancak dostluk, arkadaşlık, kardeşlik ellerimizi uzatabiliriz.

Hatırlı sözler, güzel anılar, kalbî dostluklar, kavi kardeşlikler gösterebiliriz.

“Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü” diyen Yunusça bir sevgi; her birimize lazım olan azık.