Irkçılığın boyutlarındaki uçurum I

Abone Ol

Batı toplumları için çok da önemli olmayan bir olgudur ırkçılık ve milliyetçilik. İdeolojik boşluklar olunca o boşlukları doldurmak için ideolojik bir tutum olmuş oluyor bu hayat anlayışı. Batı toplumlarının en çok gereksinim duyduğu ideoloji üretmek, insanı oyalamak veya yönlendirmek. Milliyetçilik de bunların başında geliyor.

Milliyetçiliğin onlar için çok önemli olmadığı görünse de aşırı bir milliyetçilik ve ırkçılık tutkuları var. Onlar kendi ırklarına mensup olanları bir de kültürel birliktelikleri olunca çok da sorun olmuyor. Aslında ırkçılığın en şiddetlisi onlarda baş gösteriyor. Örneğin Afrikalılara, siyahilere, Müslümanlara asla tahammül etmezler. Müslümanların kimi halkları beyaz olsalar da fark etmiyor. Irk ve din bütünlüğü onlar açısından da önemlidir.

Irkçılık veya milliyetçilikten en çok etkilenen, zarar gören Müslümanlardır. İslâm inanç ve düşüncesinde ırkçılığa izin verilmez. İnsanlık için bir dönüm olan Habeşli Bilâl ile siyahî insanların Müslüman olmasıyla bu olgu tam anlamıyla tersyüz olmuştur. Müslüman halklar tarafından birbirleriyle kaynaşma, bütünleşme yüzyıllar boyunca sürmüştür. Batı düşüncesinin giderek ağırlık kazanması sonucu Müslümanlar arasında ırkçılık Büyük Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hızlandırmıştır. Müslümanların yaşadığı coğrafyada bölünmeler ırkçılığı da aşmış durumdadır. Bu, giderek tam anlamıyla ideolojik bir hâl almıştır.

Müslümanları derinden etkileyen, yaralayan, tehlikeli boyutlara ulaşan bir ideoloji olmuştur. Irkçılığı da aşan bir durumdur bu. Irkçılık ve milliyetçilik, din konumunun üstünde yer almıştır.

Müslümanların birbirlerine olan sevgileri, bağlılıkları, dini aidiyetleri milliyetçilik ile tarumar olmuştur. Öyle ki insanî durumları aşan bir sürece girilmiştir.

Kendi ırklarını üstün görenler, diğer ırklara mensup olanları hem aşağılamış hem de tam anlamıyla insanlık dışı bir tutuma doğru itmiştir.

Türkiye özelinden baktığımızda birçok ırkı bünyesinde bulunduran bir coğrafya. Yüzyıllardır birbirine bağlı olan iki ırk Türk ve Kürtler arasındaki manevî bağlar büyük ölçüde kopmuş, kültürel ve düşünsel birliktelikleri bozulmuştur. Bunda emperyalizmin rolü büyüktür ama ırkçılığı kendilerine bir din ve ideoloji görenler süreci daha çok hızlandırmışlardır. Bu iki ırkın bölünmezliği, ayrışmazlığı süreci daha da zora sokmuştur. Ayrı bir ulus devlet olma şansları yoktur. Asıl sorun bir ırk eksenindeki durum tatmin edici olmamıştır. Olacağı da yoktur. Ama kargaşa ve çatışmaya en uygun bir ideolojik ayrışmadır.

İttihat ve Terakki milliyetçiliği, Türkçülüğü Arapları bizden kopardığı ve uzaklaştırdığı gibi, büyük Devlet’in yıkımına neden olunmuştur. Anadolu’ya sıkışmış olan bu büyük devlet için burada da huzur bırakılmamıştır. Üstün ırk olgusu zaten ayrışmanın en büyük nedenidir.

Arap Baharı emperyalizm dalgası olunca bunun ne olduğu, hangi amaçlı olduğu fark edilmemiş, büyük dalgaya kapılınmış karmaşa ve kaos giderek büyümüştür. Kitleler daha çok ırk ya da mezhep eksenli bakıldığından sorun daha da büyümüş, önü alınmaz olmuştur.

Siyonizm için olan bu büyük dalganın farkına çok geç varılmıştır ama iş işten geçmiştir. Suriye halkının tehciri, Türkiye’nin emperyalizmin itmesi ve zorlamasıyla Suriye’ye girilmiş, Suriye dengeleri tam anlamıyla sağlayamadığı, yanlışa düştüğü için halkıyla savaşmış, halkı ülkesini terke zorlamışlardır. Bu insanların elbette sığınacakları bir yer olmalıydı. Suriye, Türkiye’nin bir parçasıydı, bir bölgesiydi. Bu insanların sığınacakları ilk yer olacaktı.

Batı ise kapılarını kapattığı için bu yük ve ağırlık Türkiye’ye kalmıştır. Türkiye’nin savaşı bir yanda terör örgütü olurken bir yandan da terör örgütü bahanesiyle Kürtlere karşı olmuştur. Müslüman Kürt halkı doğrudan hedef alındığından âdeta terör örgütlerine ve emperyalizme itilmiş ve sığınmalarına neden olmuşlardır. Bu, yeni bir derem değildir. Konuyla ilgili geniş çalışmalarımız devam ediyor, Yedi İklim dergisinde peyderpey yayımlanıyor. Konunun öneminden ötürü daha ayrıntılı ele alacağız.