Irkçıların merhameti

Abone Ol

İnsan söz konusu olunca, insanlık için akan sular durmalı. Varlık olarak en üstünü. Fizyolojisi, rengi ve kimi özellikleriyle her bir insan diğerinden farklıdır.

Irkçılık, insanlığın en büyük sorunu. Çünkü özü itibariyle insanlığın ruhuna uymayan bir sapkınlık. İnsanlığı daracık kalıplara sokan, daracık bir bakış açısı içinde kontrol altında tutan anlayışların bir sınırlamasıdır ırkçılık.

Batı’nın ruhu ırk eksenlidir. Kendini üstün görme, kendinden başkalarını aşağılama ve hatta insan bile görememesidir.

Ulusların tutumuna bakıldığında bu çok belirgindir. Beyaz ırk üstünlüğü olunca kendi dindaşlarına bile tahammül edemez. Edward W. Said, bir Arap ve Hıristiyan. Bir entelektüel, bir düşünür. Sömürge okullarında okumuş olmasına karşın en demokrat görünen Birleşik Devletler’de bile tutunamıyor. Belki de onun anti Siyonist oluşu bir gerekçe olabilir ama o, milletin dinindendir. Demek ki din birlikteliği de beyaz ırkçılar için yeterli değildir.

E. Lâle Demirtürk’in ABD’de Beyaz Milliyetçilik, Irkçılık ve Demokrasi kitabını okurken ırkçılığın boyutlarının ne kadar derinlerde olduğu görülür. [Bu eseri ısrarla öneriyorum].

Şu sıralar Amin Maalouf’un bütün eserlerini okuyup bitirdim. O da bir Hıristiyan, Fransa’da yaşıyor. Kendisini iki uygarlığın insanı olarak görüyor. Hıristiyan ve Müslüman uygarlıklarına ait görüyor. Fransa’da akademiye kabul ediliyor. Bunun nedeni içeriden verdiği bilgilerin Şarkiyatçlığa hizmet edebileceği duygusunu uyandırdı bende. Gene de eserlerinin kıymetli bir yanı var.

Bunları neden anlatıyorum. Türkiye özelinde de en önemli sorunların başında ırkçılık geliyor. Öylesine bir derinleşme var ki bu, emperyalizme hizmet için kullanılabilen en önemli araç. Çok karışık bir durum.

Filistin’de ölen insan sayısı otuz beş bini buldu, katliamlar devam ediyor. Tepkilere veya ilgisizliklere bakıldığında tam anlamıyla bir ırk olgusu devreye giriyor. Batıcılar kendilerini önde yani üstün görürler. Kendilerine göre sağcılar, dindarlar geri kalmışlardır. Oysa onların diğerlerinden farkları yoktur. Sadece modernizm ve yaşama biçimi bakımından biraz öndedirler. Ne ki bunun da artık bugün bir karşılığı yoktur. İdeolojik olarak Marksizm’in de bir karşılığı yok. Kendilerini sol diye tanımlayanların burjuva hayatları ve yaşayışları diğerlerinden farklı değildir. Emek, geçmişten gelen ve kalan bir slogandır. Sağ muhafazakârlar için kullanılabilen bir malzemedir. Çünkü onların birbirlerinden farkı yoktur.

Bu kesim, aralarında dürüst ve samimi olanları bir yana bırakırsak bu insanlık dramına tamamen kayıtsızdırlar. Bu ideolojik bir ayrışmayla tanımlanamaz. Gelip dayandığı yer ırk olgusudur. Çünkü onlar kendi ırklarından değildir ve tabii ki bir Müslüman’dırlar.

Diğer ırkçı milliyetçilerin tutumu onlardan farklı değildir. Muhafazakârların tutumları da onlardan ayrı düşünülemez. Artık en alt katmanlara kadar inen şu söylemler birer bahanedir. Göçmenlik üzerinden saldırıyorlar. “Suriyelileri, Afganları istemiyoruz” diyorlar.

Batı; insanlığa, özellikle de kendi ırklarından olmayanlara kapılarını kapatınca mazlum insanların gidecekleri, sığınacakları bir yer yerleri kalmıyor. En azından kendi dininden ve medeniyetinden olanlara sığınıyor.

Emperyalizmin oluşturduğu bu duruma nedense kimse tepki göstermiyor. Tepkileri çaresiz insanlar için oluyor.

Türkiye’de, bırakın göçmenleri, ırkçılığın boyutlarının hangi düzeyde olduğu son seçim sürecinde görüldü. Faşizm ve buna bağlı ırkçılık oldukça ilgi gördü. Bu süreci hızlandıran muhafazakâr burjuvanın kök salması, İslâm inanç ve düşüncesinin itibarsızlaştırılmasıdır. Saf ve samimi Müslümanların varlığı bile artık yeterince tatminkâr olmayışıdır. Irkçıların, milliyetçilerin, Batıcıların ve muhafazakârların merhameti kendi alanlarıyla sınırlı kalıyor.