Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
ŞEYTAN; Rabbimiz, onu bize tanıtıyor ve ondan uzak durmamızı ve peşinden gitmememizi emrediyor ve onun insan için açık bir düşman olduğunu bildiriyor. BAKARA 168: “Ey insanlar, yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin ve şeytanın peşinden gitmeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.” İnsan, bu bilgiye itibar eder gereğini yaparsa saadet bulur. Rabbimiz, iman edenlere emrediyor: BAKAR 208: “Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (Silm’e, İslam’a) girin ve sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” Şeytan’dan korunmak için İslam’ca yaşamak gerekir. Şeytanın en önemli sıfatı, inkârcı, ırkçı ve ifsatçı olması sebebiyle Allah’ın lanetine uğramış olmasıdır. NİSA 118-119: “Allah onu (şeytanı) lanetlemiş; o da: “Yemin ederim ki, kullarından belli bir pay edineceğim” demiştir… Kim Allah’ı bırakır da şeytanı veli (dost ve yönetici) edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.” Şeytan, insanı hakir görmektedir. HİCR 32-33: “(Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir dedi. (İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.” Şeytan, intikamcı bir tavırla insanı azdırmanın, İslam yolundan uzaklaştırmanın mücadelesini vermektedir. ARAF 16: “İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.” Irkçı ve inkârcı siyasetin dayanağı, Kur’an’ın bize detaylı bir şekilde tanıttığı şeytanın bu siyasetidir. Irkçılar, inkârcılar, münafıklar, müşrikler; ırkçı ve inkârcı ifsat siyasetini yürütmede ve insanları Allah’ın yolundan saptırmada şeytanla işbirliği halindedirler. Bunlar, insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için her türlü yöntemi kullanmaktan çekinmezler. ANKEBUT 12: “Kâfirler, iman edenlere: Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim, derler. Hâlbuki onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.” Bu durumları sebebiyle inkârcılar, Allah’ın rahmetinden kovduğu kimselerdir. AHZAB 64: “Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri rahmetinden kovmuş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.” Müslümanın izzeti İslam’ın izzetidir. Bu bakımdan bir Müslümanın inkârcılara ve münafıklara boyun eğmesi menedilmiştir. AHZAB 48: “Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah’a güvenip dayan, vekil ve destek olarak Allah yeter.” Her mümin kişi, onlara karşı Kur’an ile mücadele etmekten sorumludur. FURKAN 52: “Öyleyse kâfirlere itaat etme ve onlara karşı (Kur’an’la) büyük bir cihad ver.”
İnkârcılarla birlikte ırkçı ve inkârcı siyasetin en önemli savunucu ve yürütücülerinden birisi de, münafıklardır. HAŞR 16: “Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana “İNKÂR ET” der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım, der.” Yani arkasından gidene sahip çıkmaz, çıkamaz. Münafıklar, kalbinde nifak hastalığını taşıyanlardır. Onlar ifsat ve inkâr siyasetinin baş aktörlerindendir. İmanlarında ve müminlere karşı tavırlarında alaycıdırlar, inkârcı dostları ile ilişkilerinde daha samimidirler. BAKARA 14: “Müminlerle karşılaştıkları vakit “(Biz de) iman ettik” derler. (saptıran) şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.” Bunlar hidayete karşı sapıklığı satın alanlardır. BAKAR 16: “İşte onlar, hidayete karşılık dalaleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.” İnkârcılar ve münafık unsurlarla mücadele etmek bir Müslümanlık görevidir. Günümüz şartları, imkânları dâhilinde bu mücadelenin fikri ve siyasi zeminde yapılması mümkündür. Günümüz koşulları içinde bundan başka yollara yönelmek, inanan topluluklar için büyük bir yıkım olur.
TERÖR FİTNESİ
Ülkemizde ve İslam coğrafyasında yaşanan terör olayları, Irkçı Emperyalizmin, Türkiye’yi ve İslam dünyasını bölmek, parçalamak, yumuşak lokma yapıp, kurmayı gaye edindikleri BÜYÜK İSRAİL’E vilayet yapmak için, kardeşler arasına soktuğu bir fitnedir. PKK, PYD, İŞİD gibi gruplar, BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ için üretilmiş, büyütülmüş, koruma altına alınmış örgütlerdir. Bu örgütleri ABD, AB, İSRAİL ittifakı korumakta ve kollamaktadır. Bu, bu ülkeler tarafında teyit edilmiş gerçeklerdir. Türkiye, terör meselesi diye adlandırılan Kürt sorununu çözmek istiyorsa ABD, AB, İSRAİL ittifakı ile işbirliğinden vaz geçmelidir. Türkiye, ABD ve müttefikleriyle yaptığı bütün anlaşmaları rafa kaldırmadan terör olayını çözmesi mümkün olmaz. Türkiye, kukla ile değil, kuklacı ile mücadele ederse terörü çözer ve iç ve dış barışı sağlar. TEVBE 73: “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir.” MİLLİ GÖRÜŞ, kuklacı ile mücadele ettiği için bu meselede başarılı olmuştur. 1992 Yılında TBMM’de Çekiç Güç müzakeresi sırasında Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın yaptığı konuşma bu güne ışık tutmaktadır. “Bunların maksadı kendi planlarını gütmektir ve bu plan çerçevesinde Türkiye’yi bölmektir… Suriye, Irak, İran, Türkiye ve bu bölgede yaşayan Kürt kökenli Müslüman kardeşlerimiz arasında devamlı bir mesele meydana getirerek, Müslümanı Müslümana kırdırmaktır… Niçin şimdi, PKK beş yüz kişiyle, bin kişiyle geliyor, eskiden üç kişi, beş kişi gelirken. Bu kuvvetlerin desteğiyle geliyor. Bu kuvvetin askerleri köylere dağılıyor ve köylerin içerisinde isyan edin diye bizim samimi, sadık, vatanı için canını verecek vatandaşlarımızı harekete geçirmeye gayret gösteriyorlar.” Batıyla hesaplaşmayı göze almadan, yaktıkları terör ateşini söndürmek hayal olur vesselam.