Irk Putçuluğu

Abone Ol

Batı düşüncesi, insanlığın üzerine abanan bir karabasan. Sürekli insanlığa sorunlar çıkarıyor. İnsanlığı en olmadık uçurumlara itiyor. Kendisinden kaynaklanan sorunları ve çıkmazları gidermek yerine izleğindekileri oyalamak başka yerlere kaptırmamak adına sürekli yeni meşguliyet alanları oluşturuyor. Bunların başında karmaşa geliyor. Bununla istemez belli bir süre insanlığı oyalıyor.

Irkçılık insanlığı ayrıştırmanın ve bölmenin en önemli unsuru. İnsanı bireyselliğe kadar sürükleyen bir olgu. Sömürünün de en önemli aracı.

Fransız ihtilali ve sonrasında başlayan ayrışmalar Batı’yı bir süreliğine kasıp kavurdu fakat ilerleyen zamanda toparlandılar. Öteden beri Batılı düşünürlerin ve siyasilerin tek kaygısı Müslümanlar karşısında bir Hıristiyan birliğinin oluşumu düşü. Bunda da başarılı olundu.

Müslümanların mezhep ve meşrep ayrışmasında en az etkilenenlerdi. Müslümanların bütünlüğü en önemli güçleri. Fransız düşünür Voltaire, Müslümanlar arasındaki bütünlüğün öncelikle Kur’an-ı Kerim’de olduğunu ifade eder. Çünkü yeryüzünde hiçbir Kur’an nüshası diğerinden farklı değil. Müslümanları ikiliğe ya da çoklu ayrışmalara götürmeye engel. Onun farkında olduğu tek şey Müslümanları Hz. Ömer ile Hz. Ali izleğindekilerin birbiriyle çatıştırması. Yüz yıllar boyunca bu anlamda ciddî sayılabilecek bir çatışma yok. Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki savaştan sonra bir çatışma bir gerilim yok. Osmanlı ile İran arasında yaşanan başka bir savaş da bulunmuyor.

Alevilerle ilgili gerilimler Anadolu düzleminde daha çok yetmişli yıllarda yaşandı. Zaman zaman bu kazan kaynatılıyor. Orta Anadolu’nun bazı bölgelerinde basılan alevi evleri ve öldürülen insanlar oldu. En büyük gerilim ise “Arap Baharı” diye tanımlanan Sünni Şia gerilimi ile hız kazandırılmaya çalışıldı. Bu gerilimin tehlikeleri sürüyor.

Irk gerilimi putçuluğu Tanzimat’tan sonra Müslümanların başına belâ oldu. Mustafa Fazıl Paşa’nın Paris’te Tanzimat gençlerini finanse etmesi ve orada giderek ivme kazanan bir “Türk” ırkçılığı gündeme oturuyor. Türk ırk üstünlüğü kavramını ilk kez o gündeme getiriyor. Bu, giderek hızlanıyor. Masonların bu gençleri beslemesi, kışkırtmasıyla giderek kökleşiyor. Selanik, Arnavutluk, Kahire, Makedonya gibi bölgelerde etkinleşiyor ırkçılar.

Fransızlar Tanzimat ile birlikte giderek içimize doğru kök salıyorlar. Napolyon’un Mısır işgali sonrasında Mısır’da başlayan hareketlilik bölgenin Osmanlı devletinden kopmasına neden oldu. Masonların Selanik ile Makedonya’da odaklanmaları ise Arnavutların ardından da balkanların kopuş süreci başladı.

Osmanlı Devleti Anadolu’ya sıkıştırıldı ve Türk kavmiyetçiliği duygusu, Misak-ı Milli ile şekillendirildi. Anadolu’da da Türk ırkından başkaları da vardı. Bu, toplumu bütünleyici bir bakıştan çok ayrıştırıcı bir psikoloji üzerine inşa olundu. İlerleyen zamanda ise ırk putu giderek insanlarda kökleşti, artık yıkılamaz bir kayaya dönüştü.

Ulusalcı, yani küçük bir parçaya razı oluş kökleşiyor. İslâmî düşünüşe mensup kesimleri de etkisi altına almış bulunuyor.

Müslümanlar, Peygamberimizin öz bakışını bile göz ardı ediyorlar. Ne Veda Hutbesi’ndeki insanlık için olan uyarılar, ne Efendimizin bir siyahînin başa geçince ona riayeti dikkati bile önemsiz oluyor. Reel politik yaklaşım reel muhafazakârlık bir benzerlikle reel ulusalcılık ve Türk ırkçılığı giderek baskın hâle getiriliyor. Bunun karşısında Kürt ırkçılığı, Arap ve benzeri ırkçılıklar ister istemez ivme kazanıyor.

Son zamanlarda Müslümanlardan eli kalem tutanların Türk ırk eksenli bakışları ve yönelimleri hayret edilecek bir durum. Irk putu vazgeçilmezleri oluyor. Medeniyet ve kültür kavramlarını da bu anlayışla ele alıyorlar. Kendi ırkları dışında kalanların tamamı, Müslüman olsun olmasın bir başka konumdadır onlar için. Üstün ırk, kan ve renk duygusu ne yapılırsa yapılsın ağır basıyor. Müslümanlar için en büyük tehlike de budur.