24 Kasım 2013 te İsviçre nin Cenevre kentinde İran ve 5+1
ülkeleri arasında imzalanan ve 20 Ocak 2014 te yürürlüğe giren, Ortak Eylem
Planı (Joint Plan of Action) geçici anlaşmasıyla parametreleri ortaya konan İran
nükleer sorunun çözümüne yönelik taraflar arasında yürütülen müzakerelerde
nihai anlaşma aşamasına gelinmiş bulunulmaktadır. Irak ta IŞİD faaliyetlerinden
sonra, ABD ile İran arasında yaşanan yakınlaşma ister istemez İran da özellikle
muhafazakâr kesimde huzursuzluk ve hoşnutsuzluk ortaya çıkarmıştır. IŞİD in
Suriye ve Irak taki faaliyetlerinden büyük rahatsızlık duyan Tahran yönetimi,
dolaylı olarak ABD ile işbirliği içerisine girmeye zorlanmıştır. Bu durum, İran
ile 5+1 ülkeleri arasındaki nükleer görüşmelerin daha olumlu bir seyir
içerisinde gerçekleşmesine imkân sağlamıştır.
Obama Yönetimi, İran ile nükleer müzakerelerde varılan
anlaşmanın ABD nin ana hedefini karşıladığını ifade etmesine rağmen, ABD ve
İsrail de bu anlaşmayı başarısız bulup karşı gelenlerin büyük çoğunluğu konuya
İsrail in güvenliği penceresinden bakarken, İran daki mevcut yaptırımların
devamı durumunda ise, Ruhani nin iç dinamikler açısından daha büyük risklerle
karşı karşıya kalması ve siyasi pozisyonunun zor bir sürece gireceği fikriyle,
nihai anlaşmanın İran da sadece ekonomik ve mali sıkıntıların aşılması yönünde
bir rahatlama sağlayacağı düşünülmektedir.
Öte yandan, İsrail Atom Enerjisi Komisyonu (IAEC)
denetiminde Palmachim ve Yavne de faaliyet gösteren Soreq Nükleer Araştırma
Merkezi nde İsrail in nükleer-pompalı X-Ray Işını geliştirme kabiliyetine sahip
olduğu ve termonükleer silahlar üretebilme gücüne sahip olduğu fikri ortada
iken ve bunun tüm bölge ülkeleri için önemli tehdit oluşturuyorken, İsrail in
hâlâ Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) nı imzalamamış
olması düşündürücüdür.
İsrail in nükleer kapasitesini göz ardı eden ABD
Temsilciler Meclisi çoğunluk lideri Eric Cantor ve Peter King, anlaşmaya
şiddetle karşı gelmektedir. Keza, Netenyahu ile aynı paralelde hareket etmekte
olan ABD deki en büyük Yahudi lobisini oluşturan AIPAC, anlaşmaya büyük
reaksiyon gösterirken, İsrail yanlısı Abraham Foxman direktörlüğündeki
Anti-Defamation League of B nai B rith(ADL) ve The American Jewish Committee
(AJC) ise anlaşmaya ihtiyati yaklaşım göstermektedir. Anlaşma İsrail de de
farklı yansımalar ortaya koymaktadır. Başbakan Benjamin Netanyahu, anlaşmaya
karşı büyük reaksiyon ortaya koyarken, muhalif Herzog ise, ABD ile ilişkilerin
önemine vurgu yapmaktadır. İstihbarat Bakanı Yuval Steinitz, anlaşmayı Kuzey
Kore örneğiyle kıyaslarken, İsrail eski Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Yaakov
Amidror ise, anlaşmanın bir diplomasi zaferi olarak nitelenemeyeceğini ve
başarısızlık anlamına geldiğini irdelemektedir.
Kısacası, bu anlaşma ile Obama yönetimi, İran la ilişki
kurmak, hiç ilişki kurmamaktan daha iyidir (A deal with Iran is better than no
deal at all) yaklaşımıyla hareket ederken, bir yandan da İsrail in nükleer
kapasitesinin gelişmesine göz yummaktadır. Amerikan Atom Enerjisi Komisyonu
eski üyeleri Roger Mattson ve Victor Stello, ABD nin geçmişte İsrail e hidrojen
bombası konusunda yardımcı olduğunu iddia ederken, aynı zamanda ABD nin
ikiyüzlü politikasını da ortaya koymaktadırlar. ABD, son nükleer müzakerelerle,
bir kez daha İsrail güvenliğinin önemini ve güvenliğine helak getirebilecek her
türlü girişim için kararlı tutumunu ortaya koyarken, İsrail in nükleer gücüne
ise güç katmaya devam etmektedir.