İran’da nükleer çalışmaları baltalamak ve önlemek için
İsrail’in çalışmaları hiç hız kesmediği gibi suikastlar, adam kaçırmalar ve
sabotajlar tüm hızı ile devam etti.
İran’ın nükleer silahlanma projesinde önemli bir rolü olan
Prof. Dr. Mesud Ali Muhammed, 12 Ocak 2010 tarihinde sabah 07:50’de işine
gitmek üzere arabasının kapısını açınca patlayan bomba ile hayatını kaybetti.
29 Kasım 2010 tarihinde İran’ın nükleer projesinin bilimsel
lideri Dr. Macit Şahriyari, sabah 07:45’de arabası ile işine giderken, yolda
arabasının yanına yaklaşan motosikletli iki kişiden birinin arabasının arka
camına bir patlayıcıyı yapıştırması sonrasında gerçekleşen patlama sonucunda
parçalanarak öldü.
Aynı gün Tahran’ın güney kesimlerindeki Atashi sokağında,
nükleer bilimci Dr. Feridun Abbasi Davani de aynı yöntemle saldırıya uğradı.
2010 yılının en önemli olayı, yaz ayları içinde İran’ın
nükleer projesini kontrol eden binlerce bilgisayara sinsi ve bulunması çok zor
olan “Stuxnet virüsü”nün bulaşması ve büyük bir karışıklık yaratması oldu. Bu
virüs, santrifüjlerin dönme hızları ile zamanlarını kimsenin haberi olmadan
değiştirip, U-238’den ayrışan U-235’in tekrar U-238 ile karışıp işe yaramaz
hale gelmesini sağlıyordu.
Yapılan araştırmalar ve virüs programının kodlarının
çözülmesi, bu virüsün uzmanlardan kurulu bir ekip tarafından yazıldığını ve
Natanz’daki bilgisayarda sadece istenilen yerin ayarlarını bozacak denli
karmaşık ve dâhiyane bir şekilde yazıldığını ortaya çıkardı. Virüs,
bilgisayarın diğer sistemlerinin aksamasız olarak çalışmasını sağlarken sadece
santrifüjlerin dönüşlerini etkileyen kısmını etkilemekteydi.
2011 yılının başına gelindiğinde Stuxnet virüsünün verdiği
zarar sonucunda, mevcut santrifüjlerin neredeyse yarısının tamamen devre dışı
kaldığı tespit edildi ve U-238’den U-235 elde etme işine sil baştan başlanıldı.
Bu çok büyük bir gecikme demekti ve projenin bitiş tarihini epeyi uzağa attı.
Nükleer savaş başlıklarının faaliyete geçirilmesi için
gerekli olan elektronik ateşleyicilerin geliştirilmesi üzerinde çalışan 35
yaşındaki fizik profesörü Daryuş Recai Necad, 23 Temmuz 2011 tarihinde,
Tahran’ın güney kesimlerinde Beni Haşim sokağındaki evine girerken motosikletli
iki kişi tarafından silahla kapısının önünde vurularak öldürüldü.
Tüm bu suikastlar, sabotajlar ve adam kaçırmalar, İran’ın
2007’de bitmesini hedeflediği nükleer silahlanma projesini şimdilik 2015 yılına
ertelemesine neden oldu.
İran’ın nükleer enerji üretmek için kurduğu tesislerden bir
tanesi olan Fordow’da 21 Ocak pazartesi günü yerel saatle 11:30’da yaşanan
patlama ise bu tarihi biraz daha ileriye attı.
Bu patlama tesisin büyük bir kısmını harabeye çevirirken 240
çalışanın da toprak altında kalmasına, tesisteki tüm makine ve aksamın da
onarılamayacak denli zarar görüp devre dışı kalmasına neden oldu.
Olmasına oldu ama İran’ın elinde şu anda bu tesislerden elde
ettiği, yüzde 3 buçuk düzeyinde yani
nükleer santralde veya da nükleer bomba yapımında kullanılabilecek düşük
yoğunlukta uranyum bulunmakta. Belli bir çalışmadan sonra bu düşük yoğunluktaki
uranyumdan 6 adet nükleer bomba yapılabilir.
Bir nükleer bombanın yapımı için yüzde 20 düzeyinde
zenginleştirilmiş uranyumun yüzde 90 düzeyine çıkartılabilmesi için 225 kilo
daha zenginleştirilmiş uranyuma gereksinim duyulmakta. Bu nedenle İran’ın
önünde daha aşılması gereken ithalat zorlukları ve zaman bulunmakta.
Patlamanın yaşandığı tesis yer yüzeyinden yaklaşık 92 metre
derinde ve bir dağın altında. İki tane asansörü var. Bunlardan bir tanesi 75 m.
derinliğe santrifüjlerin bulunduğu kata iniyor. Diğeri de ağır makine
parçalarını indirmek/çıkarmak için ve de Uranyum Hexafluoride’ı transfer etmek
için en alt seviyeye iniyor.
En alt kata inen bir tek acil durum merdiveni var.
İkincisinin yapımı daha tamamlanmış değil. Tesisin güneybatısında yer alan bu
bir tek acil durum merdivenine patlama nedeni ile ulaşmak mümkün olmuyor. Bu
nedenle de Uranyum Hexafluoride’ın bulunduğu en alt kata inmek şimdilik
olanaksız. Patlamanın, bir kat altında yüksek kalite zenginleştirilmiş
uranyumun bulunduğu 3. bölümde yer aldığı ve bölgeye ulaşmanın mümkün olmadığı
iddia ediliyor. Sanki yılların çabası boşa gitmiş gibi…