İran çok tedbirli bir
şekilde davranıp, nükleer projeyi üretecek tesisleri ülkenin dört bir yanındaki
askeri üslere, sahte fabrikalara ve yeraltındaki tesislere yayarak, gözlerden
ve dış müdahalelerden uzak tutmak suretiyle konuşlandırdı.
Bu tesislerin bilinenleri
İsfahan, Fordow, Kum kenti, Arak, Dialem, Parçin ve Natanz’daydı. Bunların
arasında en önemlisi sayılan Santrifüj Tesisi ise Natanz’da kurulmuştu. Bu
tesiste ilk başta toplam 2700 adet santrifüj yer almaktaydı ve uranyumu yüzde
20 düzeyinde zenginleştirmekteydi. (Günümüzde Fordow’da 2700 adet, Natanz’da da
10 bin adet santrifüj bulunmaktadır.)
Bu tesislerden herhangi
birinin varlığı ortaya çıktığı vakit yeri derhal değiştirilmekteydi. Uzaydaki
casus uyduların radyoaktif madde içeren toprağın varlığından tesislerin yerini
saptamasını önlemek için de, bu tesislerden çıkan tüm toprak ve atıklar bir
başka yere taşınmaktaydı.
İran attığı tedbirli
adımlarla Uluslararası Atom Enerjisi’ni de istediği şekilde yönlendirmeyi
başardı.
İran’ın nükleer tesisler
kurduğu ve nükleer silah elde etmek için çalışmalar başlattığı bilgisi ilk kez
2002 yılının Ağustos ayında İran yeraltı direniş örgütü olan “Halkın
Mücahitleri Teşkilatı” tarafından açıklandı. Açıklamada Arak ve Natanz’daki
tesislerin yeri ve görevleri yer almaktaydı. Natanz’daki tesis çölün ortasında,
gözlerden çok uzakta, yeraltındaydı.
İran’daki bu çalışmalardan
yıllar sonra haberdar olan İsrail, derhal Dışişleri Bakanlığı ile ünlü
istihbarat teşkilatı Mossad’ı devreye sokarak yoğun bir karşı çalışma başlattı.
İlk adım 2005 yılında
atıldı ve 2005 yılının Şubat ayında Dialem’deki nükleer tesis, bayrağı/ kimliği
belli olmayan bir uçak tarafından atılan bir füze ile vuruldu. Aynı yıl Tahran
yakınlarındaki Parçin deneme tesisi de bombalı bir saldırıya uğradı.
İsrail Hükümeti, ABD’nin de
yardımı ile çeşitli ülkelerdeki limanlarda İran’a nükleer donanım taşıyan
gemilerin hareket etmesini önlemek için gemilere el koydurdu.
İran Hükümeti’nin aldığı
tüm tedbirlere rağmen nükleer tesislerde çalışan fizikçiler tek tek şaibeli bir
şekilde ölmeye veya öldürülmeye başlandı.
Nisan 2006 tarihinde
Natanz’daki merkezi tesiste, çok sayıda bilim adamının, teknisyenin ve nükleer
proje başkanlarının katıldığı bir açılışta patlayan santrifüjler birçok kişinin
ölümüne neden oldu. Yapılan incelemede santrifüjlerden bir tanesine bilinmeyen
kişilerce bomba konduğu ortaya çıktı.
Ocak 2007 tarihinde fizikçi
Dr. Ardaşır Hüseyinpur, radyoaktif zehir kullanılarak öldürüldü.
Şubat 2007 tarihinde doğu
Almanya’daki bir şirket, ticari ambargo altındaki İran’a bilinçli olarak sabote
etmek amacı ile sahte yalıtım malzemesini sattı. Yalıtım maddelerinin yalıtım
yapmadığı inşaat bittikten ve tesis açıldıktan sonra anlaşıldı. Tesisin tekrar
devreye girebilmesi çok uzun bir zaman aldı.
Şubat 2007 tarihinde,
İran’ın nükleer silahlanma projesinin önde gelen isimlerinden olan İran eski
Savunma Bakanı Yardımcısı General Ali Rıza Asgari, İstanbul’a giderken ortadan
kayboldu ve izine halen daha rastlanmadı.
Mart 2007 tarihinde Devrim
Muhafızları’nın İran sınırları dışındaki “istihbarat ve karşı casusluk”
operasyonlarını yürüten elit askeri gücü “Kudüs” biriminde görev yapan üst
düzey subaylardan Amir Shirazi ortadan kayboldu.
Aynı tarihte, İran Ordusu
Devrim Muhafızları İran Körfezi Komutanı Muhammed Soltani de arkasında hiçbir
iz bırakmadan sırra kadem bastı.
Ağustos 2007 tarihinde ABD,
İran’ın nükleer çalışmalarını geciktirebilmek ve mani olabilmek için bir dizi
gizli kararlar aldı.
Bu alınan kararların en
önemlileri, BM’nin diplomatik baskı ve yaptırımlar kullanması, İran’a ekonomik
ambargo uygulanması ve ithalatının kısıtlanması, dünya bankalarının İran’la
parasal işlem yapmaması ve İran rejiminin değiştirilmesi oldu. Yıllardır İran’a
uygulanan ekonomik ambargonun günden güne artıp sertleşmesi nedeni ile İran
günümüzde, tüm kurtuluş çabalarına rağmen neredeyse ithalat yapamaz konuma
geldi.