İranın Nükleer Tesisinde Patlama (2)

Abone Ol

İran çok tedbirli bir

şekilde davranıp, nükleer projeyi üretecek tesisleri ülkenin dört bir yanındaki

askeri üslere, sahte fabrikalara ve yeraltındaki tesislere yayarak, gözlerden

ve dış müdahalelerden uzak tutmak suretiyle konuşlandırdı.

Bu tesislerin bilinenleri

İsfahan, Fordow, Kum kenti, Arak, Dialem, Parçin ve Natanz’daydı. Bunların

arasında en önemlisi sayılan Santrifüj Tesisi ise Natanz’da kurulmuştu. Bu

tesiste ilk başta toplam 2700 adet santrifüj yer almaktaydı ve uranyumu yüzde

20 düzeyinde zenginleştirmekteydi. (Günümüzde Fordow’da 2700 adet, Natanz’da da

10 bin adet santrifüj bulunmaktadır.)

Bu tesislerden herhangi

birinin varlığı ortaya çıktığı vakit yeri derhal değiştirilmekteydi. Uzaydaki

casus uyduların radyoaktif madde içeren toprağın varlığından tesislerin yerini

saptamasını önlemek için de, bu tesislerden çıkan tüm toprak ve atıklar bir

başka yere taşınmaktaydı.

İran attığı tedbirli

adımlarla Uluslararası Atom Enerjisi’ni de istediği şekilde yönlendirmeyi

başardı.

İran’ın nükleer tesisler

kurduğu ve nükleer silah elde etmek için çalışmalar başlattığı bilgisi ilk kez

2002 yılının Ağustos ayında İran yeraltı direniş örgütü olan “Halkın

Mücahitleri Teşkilatı” tarafından açıklandı. Açıklamada Arak ve Natanz’daki

tesislerin yeri ve görevleri yer almaktaydı. Natanz’daki tesis çölün ortasında,

gözlerden çok uzakta, yeraltındaydı.

İran’daki bu çalışmalardan

yıllar sonra haberdar olan İsrail, derhal Dışişleri Bakanlığı ile ünlü

istihbarat teşkilatı Mossad’ı devreye sokarak yoğun bir karşı çalışma başlattı.

İlk adım 2005 yılında

atıldı ve 2005 yılının Şubat ayında Dialem’deki nükleer tesis, bayrağı/ kimliği

belli olmayan bir uçak tarafından atılan bir füze ile vuruldu. Aynı yıl Tahran

yakınlarındaki Parçin deneme tesisi de bombalı bir saldırıya uğradı.

İsrail Hükümeti, ABD’nin de

yardımı ile çeşitli ülkelerdeki limanlarda İran’a nükleer donanım taşıyan

gemilerin hareket etmesini önlemek için gemilere el koydurdu.

İran Hükümeti’nin aldığı

tüm tedbirlere rağmen nükleer tesislerde çalışan fizikçiler tek tek şaibeli bir

şekilde ölmeye veya öldürülmeye başlandı.

Nisan 2006 tarihinde

Natanz’daki merkezi tesiste, çok sayıda bilim adamının, teknisyenin ve nükleer

proje başkanlarının katıldığı bir açılışta patlayan santrifüjler birçok kişinin

ölümüne neden oldu. Yapılan incelemede santrifüjlerden bir tanesine bilinmeyen

kişilerce bomba konduğu ortaya çıktı.   

Ocak 2007 tarihinde fizikçi

Dr. Ardaşır Hüseyinpur, radyoaktif zehir kullanılarak öldürüldü.

Şubat 2007 tarihinde doğu

Almanya’daki bir şirket, ticari ambargo altındaki İran’a bilinçli olarak sabote

etmek amacı ile sahte yalıtım malzemesini sattı. Yalıtım maddelerinin yalıtım

yapmadığı inşaat bittikten ve tesis açıldıktan sonra anlaşıldı. Tesisin tekrar

devreye girebilmesi çok uzun bir zaman aldı.  

Şubat 2007 tarihinde,

İran’ın nükleer silahlanma projesinin önde gelen isimlerinden olan İran eski

Savunma Bakanı Yardımcısı General Ali Rıza Asgari, İstanbul’a giderken ortadan

kayboldu ve izine halen daha rastlanmadı. 

Mart 2007 tarihinde Devrim

Muhafızları’nın İran sınırları dışındaki “istihbarat ve karşı casusluk”

operasyonlarını yürüten elit askeri gücü “Kudüs” biriminde görev yapan üst

düzey subaylardan Amir Shirazi ortadan kayboldu.

Aynı tarihte, İran Ordusu

Devrim Muhafızları İran Körfezi Komutanı Muhammed Soltani de arkasında hiçbir

iz bırakmadan sırra kadem bastı.

Ağustos 2007 tarihinde ABD,

İran’ın nükleer çalışmalarını geciktirebilmek ve mani olabilmek için bir dizi

gizli kararlar aldı.

Bu alınan kararların en

önemlileri, BM’nin diplomatik baskı ve yaptırımlar kullanması, İran’a ekonomik

ambargo uygulanması ve ithalatının kısıtlanması, dünya bankalarının İran’la

parasal işlem yapmaması ve İran rejiminin değiştirilmesi oldu. Yıllardır İran’a

uygulanan ekonomik ambargonun günden güne artıp sertleşmesi nedeni ile İran

günümüzde, tüm kurtuluş çabalarına rağmen neredeyse ithalat yapamaz konuma

geldi.