İranın Nükleer Tesisinde Patlama (1)

Abone Ol

İsrail, İran’ı kendine büyük bir tehlike olarak görmekte.

Bunun da gerekçesi İran’ın, nükleer silahlanma projesi başlattığı ve atom

bombası yapma peşinde olduğu iddiası.

İran nükleer enerji sahibi olabilmek için yıllar önceden

hazırlığa başladı ve büyük boyutta yatırımlar yaptı. Bilim adamları yetiştirip

istihdam etti, gizli tesisler kurdu ve karmaşık testler, denemeler yaptı.

Humeyni yönetimi, gizli servisleri aldatacak yöntemleri,

entrikaları ve stratejileri uygulamaya koydu. Bu nedenle de ne ABD ne de İsrail

o yıllarda bunun farkına varamadılar. Ruhları bile duymadı böylesi önemli ve

ölümcül bir çalışmayı.

Gerçekte İran’da barışçıl ve askeri amaçlarla

kullanılabilecek nükleer reaktörlerin yapımı Şah Rıza Pehlevi döneminde

başladı. İran, Şah döneminde batının müttefiki ve batılı kurumların üyesi

olduğu için, İsrail dâhil hiçbir ülke İran’ın bu girişiminden herhangi bir

rahatsızlık duymadı.

Tam tersine 1977 yılında İsrail, İran’a yerden yere

füzeler (SSM) sisteminde işbirliği yapmayı ve İran’daki teknolojiyi ileri

götürmeyi teklif etmiş, gerektiğinde de bu füzelere nükleer başlık

takılabileceğini teyit de etmişti. (Bar-Zohar, Mossad, 2012)

İran- İsrail dostluğu, 1979 yılında yer alan İran Devrimi

ile son buldu ve yeni hükümet de İsrail’e düşman gözü ile bakmaya başladı.

Humeyni, iktidarının ilk yıllarında nükleer silahlanma

projesini İslam karşıtı gördüğü için derhal durdurarak satın alınan tüm araç

gereci söktürdü ve yurt dışına gönderdi.

1980 yılında başlayan ve 8 yıl süren İran-Irak savaşında

Saddam Hüseyin İranlılara karşı kimyasal silah kullanınca, Ayetullah Humeyni

İran’ın silahlanma politikasını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı, İran’ın

da savunma amaçlı yeni ve farklı silahlar geliştirmesi gerektiğine karar verdi.

Bu kararla İran’da biyolojik, kimyasal ve nükleer silahların geliştirilmesi ve

sahip olunmasının çalışmaları başladı.

İran ilk etapta, dağılma sürecine giren Sovyet Sosyalist

Cumhuriyetler Birliği’ndeki (SSCB) dar gelirli subay ve tesis komutanlarından

nükleer bomba ve savaş başlıkları satın almak yoluna gitti. Rus generallere ve

Rus bilim adamlarına yüksek paralarla iş teklifleri yaparak nükleer

çalışmalarının başlangıç temelini attı.

Buşehr’de bir adet orta boy reaktörün yapımı için Rus

hükümeti ile iki tane de küçük boy reaktörün yapımı için Çin hükümeti ile

anlaşma yaparak nükleer tesis yapımı işine iyice girdi.  Nükleer tesislerin kurulup çalıştırılmasından

sonra bu tesislerdeki nükleer çekirdeklerle nükleer bomba yapmak kolay ve kısa

süreli bir çalışma istemekteydi sadece.

İran’ın bu girişimi ABD ve İsrail’i son derece rahatsız

etti ve ABD, Çin üzerinde yoğun politik baskı kurarak, İran ile imzaladığı

anlaşmayı iptal ettirmeyi başardı. Rusya ise anlaşmaya sadık kaldı ama

reaktörün yapımını çeşitli bahanelerle incir ipi gibi uzatarak yirmi yıla

yaydı. Uranyumun kendisinden satın alınmasını ve atık çekirdeklerinde kendisine

iadesini olmazsa olmaz koşul olarak masaya koyunca, nükleer tesis devreye

giremedi.

Nükleer santralde kullanılmak amacı ile üretilen bu

zengin uranyumun, nükleer başlıkta kullanılabilmesi için gerekli olacak

değişiklik, sadece birkaç hafta aldığından İran, U-235’i üretebilecek aşamaya

gelebilmek için her şeyi göze aldı.  Tüm

bu olaylar dünyanın gözü önünde gelişirken, perde arkasından hiç kimseye ve

ülkeye gereksinim duymadan kendi nükleer tesisini kurmak ve nükleer reaksiyona

yol açacak zenginleştirilmiş uranyumu (U235) üretme projesini başlattı gizlice.

Pakistanlı bilim adamlarından, özelikle de Dr.

Abdulkhadir Khan’dan yardım alan İran, kısa süre içinde U-235’i U-238’den

ayrıştıracak santrifüj sistemini kurarak, zengin uranyum (U–235) üretmeyi

başardı. Başarmasına başardı ama kullandığı teknoloji ABD’nin 1944 yılında

kullandığı yöntem olduğundan üretim miktarı çok azdı. Dolayısıyla İran’ın

zamana karşı yarışı da başlamış oldu…