ARAP-AMERİKAN Baharı dalgasının sonuçları, Şia-Sünni
geriliminin tırmanması, yıllardır süregelen ambargolar, emperyalizm baskısı
sonucu İran da dize geldi. İyice kapana sıkışmış ve yalnız kalmış olmanın bir
sonucuydu bu. Türkiye-İran yakınlaşması, Türkiye-Suriye yakınlaşmaları, sıfır
sorunlu komşuluk ilişkilerinin bir sonu olmalıydı. Emperyal ülkelerin
baskılarına rağmen süren ticari ilişkiler kimi gerekçeler ve fırsatlar ile
patlatıldı. 17-25 Aralık sürecinin bir nedeni de buydu. Bölgede olası kardeşlik
ilişkilerinin ortadan kaldırılmasına dönük bir hamleydi de diyebiliriz. El
altında hazır duran dosyalar meydana sürüldü, saçıp savruldu.
Allah insanı ayak bağlarından korusun. Yoksa insanın
kendisini ayakta tutması çok zor olur.
İran, bu dönemde mutlaka yalnızlığa itilmeliydi, ardından
da kendilerine mahkûm ve mecbur hâle getirilmeliydi. Bunda da başarılı olundu.
Batı ile bir süredir süregelen görüşmeler sonucu nihayet
İran da dize getirildi. Aslında bu dize getiriliş Türkiye nin kaderiyle nasıl
da bir benzerlik gösteriyor. Bize 17 Aralık 2004 yılında, Papa X. Innocent in
heykeli altında Türkiye ye imzalatılan şu meşhur AB ile uyum sözleşmesini
anımsattı. Ruhani nin ziyaretinde de benzer bir durum var. Üstü örtülen nü
heykellerinin altında görüşmeler yapılıyor. Bütün bunlar Müslümanların dize
getirilişlerinin gösterime sunulan kareleridir ve asla belleklerden
silinmeyeceklerdir.
Asıl önemlisi de Müslüman ülke liderlerini Papalık
makamınca kabulü ve onayı. Bu, tam anlamıyla Müslümanlar için, göz ardı
edilemeyecek vahim bir durum. Katolik Papalık makamının onayı ile teslimiyet
belgesinin imzalanmasıdır bu olanlar. Bu ülkelerin de kendilerini ve
geçmişlerini reddedişleridir.
Söz konusu nü resim ya da heykellerinin üstünün örtülmesi
asıl gerçekleri unutturur mu Bu sözleşmelerin ardından İtalya, Fransa ve
İngiltere ile yapılacak olan bağımlılık anlaşmaların üstünü örter mi Nasıl ki
Türkiye ninkini örtmedi, İran ınkini de örtmeyecek. Asıl etkilerini zamanla
göreceğiz.
İran, Batı ile flört etmeye başladığından beri
Türkiye deki kimi çevreler, özellikle de muhafazakâr çevreler rahatsızlıklarını
açıkça dile getirdiler. İran-Amerikan ilişkilerindeki rahatsızlıklar başka
boyutlara taşındı. Altan alta, İsrail-Amerika ve İran ilişkileri ihsas edilerek
töhmette bulunuldu.
Asıl rahatsız olunması gereken gerek Türkiye ve gerekse
İran dâhil bütün Müslüman toplulukların ve ülkelerin bu bağımlılıktan kurtarılması
gerektiği düşüncesi yerine kimin Amerika ile birlikte olacağı telâşı. İran ın
Batı ile yakınlaşmasını bu anlamda hazmedemiyorlar. Geçmişte güçlü, egemen
ülkelerle birlikte olmanın gururunu yaşayanlar, yerlerini kaptırma paniği
içindedirler.
İran ın yatırımlar için Avrupa ülkeleri ile yaptığı büyük
anlaşmalarla içten içe teslimiyetin göstergeleri.
Müslümanlar kendi aralarında bunu sorgulamalılar iken tam
tersi bir kavgaya tutuşuyorlar. Sanki bir kıskançlık ve yer kaptırma gibi bir
duygu oluşuyor.
Tabiî bunların bedeli çok ağır olacak. Asıl üzünülmesi
gereken durum, bizlerin yani Müslümanların birliktelik oluşturarak var olma
bilincini ayakta tutmak olmalı.
Şu durumda kim daha çok köleliğe razı, kim daha çok bağlı
ve bağımlı Allah ın sunmuş olduğu ve kendilerine bağışlanmış olan kaynakları
sömürgenlere kendi elleriyle Papalık makamı altında teslim ediş. Kölelik
yarışına girmek kime ne kazandırır
İslâm milleti bilinci bir bütün olarak Müslümanlara
algılatmadıkça bu işin üstesinden gelmek çok zor. Müslüman ız, Müslümanların
bir büyük ve kucaklayıcı devleti veya birliktelik gücü olmalı.
Ümmet olma ruhuyla, sevgisi ve aşkıyla ancak
sağlanabilir. Ötesi boş bir avunma olur.