İran ve Mısır?dan Ses Soluk Yok

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde İran ve Mısır arasındaki resmi

bağların 31 yıl sonra yeniden kurulması tüm dünyada ve özellikle de bölgede

ciddi bir yankı uyandırmıştı. Ancak tüm dünyanın tepkisine rağmen

geliştirilmeye çalışılan Mısır ve İran ilişkileri bugün geldiğimiz noktada beklenilen

seviyelere ulaşamamış görünüyor. Bu durum bize klasik manada sadece Türkiye nin

içerisinde bulunduğu değil, İslam ülkelerinin herhangi birinin bile manevra

alanını genişletmesinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

İran-Mısır ilişkilerine tarihsel açıdan bakıldığında

İran daki İslam Devrimi öncesi ve sonrası diye ayırımlanabilir. Devrim öncesi

ilişkiler İran Şah ı ve Hüsnü Mübarek arasında güllük gülistanlıktı. Devrim

sonrası dönemde Mısır ın İran a hiçbir şekilde destek vermemesi İran için bir huzursuzluk

sebebi olmuşken, Mısır ın ABD ve İsrail ile kurduğu ve her gün artan ilişkileri

İran da hazmedilemeyecek boyutlara ulaşmıştı. Böylece her iki ülke de

ilişkileri tamamen koparmıştı.

Humeyni nin ölümü sonrasında İranlı yetkililer genel

anlamda yeniden ilişkileri kurma isteklerini belirtmiş olsalar da, Mısır ın

uzun vadede dünyanın geri kalanı ile sahip olduğu ilişkileri buna müsaade

etmiyordu. Bu doğrultuda da Mübarek hiçbir zaman İran a yanaşmayı kabul

etmemiştir.

Bu süreç kendi seyrinde bu şekilde devam ediyorken tüm

seyri değiştiren Arap ülkelerindeki gelişmeler olmuştur. İran bu gelişmeleri

bir İslami uyanış olarak değerlendirmişken, tüm protestolara maruz kalan

ülkelerde insanların İran devrimini örnek alarak İran modelini

benimseyeceklerini iddia etmiştir. Bu bağlamda İran süreci yaşayan Arap

ülkeleri ile ilişkileri bu şekilde geliştirmeye çalışırken, Mısır ile özel bir

bağlantı kurmaya çalışıyordu.

İran ve Mısır arasında 31 yıl sonra yeniden kurulacak

ilişkiler bütün dünyaya büyük bir mesaj verecekti. Kuşkusuz her iki ülke de

böyle bir durumdan çıkar elde edecekti. İran için tüm dünyada kendisine

uygulanan izolasyondan kurtulmanın ilk adımını teşkil edebilecek bir girişim

olmanın yanında, daha da önemli bir şekilde Arap Baharı ile ilgili İran senaryolarının

tuttuğu anlamına da getirilecekti. Mısır açısından ise yeni ve eski Mısır ın

sınırı çizilecekti. Öyle ki devrim sonrası Mısır siyasi tarihinde yepyeni bir

sayfa açmış ve Mübarek rejiminden eser kalmamıştı. Bu doğrultuda bağımsız bir

dış politika izlediğini ispat edecek ve kendi çıkarları neyi gerektiriyorsa onu

yaptığını gösterecekti.

Bu noktada Ahmedinejad ın Mısır ziyareti de iki ülke

arası ilişkileri arzuladıkları seviyeye çıkarmak için büyük bir fırsatı ortaya

çıkarmıştı. Ahmedinejad daha Tahran dan ayrılmadan iki ülkenin tarihi misyonuna

vurgu yaparak, Kahire ile Tahran ın bölgesel ve uluslararası konularda daha

yakın bir çalışma içerisine girmeleri halinde birçok konunun değişeceğini,

bunun için de iki bölgesel güç arasındaki ilişkileri güçlendirmeye çalışacağını

açıklamıştı. Ancak daha Kahire ye ulaşmadan, ikili ilişkilerin geliştirilmesi

dünyada öyle büyük tepki ile karşılanmıştı ki, Mısırlı yetkililer ziyareti

sadece rutin bir anlam taşıdığını ve Mısır ın gerçek dostları ile olan muhabbetinde

hiçbir aksama olmayacağının altı çizilmişti. Tabi Mısır ın ülke içinde ortaya

çıkan tepkileri hiç söylemiyoruz bile.

Bugün gelinen noktada ise her iki ülke de yapmış

oldukları atak ile hiçbir şey elde edememiş görünüyor. İran elinden geleni

yapsa da Mısır ı ikna edemedi. Mısır Batı ve Körfez ülkeleri ile olan

münasebetlerini aşarak daha fazla ilerlemeyi göze alamadı ve şimdilik bu kadar

yeterli demiş oldu. Ahmedinejad ın iki ülke arasındaki ticaret hacminin 30

milyar dolarlara kadar çıkabileceğini söylemesi bile, ekonomisinin körfez

ülkelerden gelen finansa büyük oranda bağlı olan Mısır ı ikna edememiş

görünüyor.

Buradan çıkarılacak sonuç gerçekten çok trajikomiktir.

Aslında şuan ki konjonktürde bu tarz bir ikili ilişkinin kurulup geliştirilmesi

en az Türkiye nin işine gelecekti. Hatta İran ın Mısır ı Türkiye nin

alternatifi olarak gördüğü bile söylenebilir. Ancak biz işin çıkar boyutundan

bakmak yerine, bölgesel ve küresel konjonktürün nasıl hâlâ değişmediğini

göstermeye çalışıyoruz. Devrim sonrası özgürlük ve demokrasi ile Mısır gibi

ülkelerin nasıl şahlanacağını söyleyenler, bugün tıpkı Türkiye ye yaptıkları

gibi bağımlılıkları daha da genişletmenin yollarını arayarak ülkeleri daha da

büyük bir çıkmaz içerisine sokmaya çalışmaktadırlar. Tüm bölge gelişiyor gibi

görünse de aslında büyüyen bağımlı oluşumuzdur. Bunun sonu nereye kadar varır

Allah bilir.