İran, neden Venezuela olamaz?

Abone Ol

İnsan gerçekten hayret ediyor. Medeniyetin sürekli geliştiği iddia edilen dünyamızda “daha neler göreceğiz” dedirten skandal bir olaya daha şahit olduk. Bağımsız bir ülkenin devlet başkanı, eşiyle birlikte, adına Amerikan başkanı denilen yobaz bir Evanjelist ve çetesi tarafından dünyanın gözleri önünde kaçırılıp esir alındı. Dünya suspus, insanlık şok içinde. ABD’yle süper güç yarışına giren “Rusya ve Çin” etkisiz eleman, İsrail gibi hain müttefikler Trump’ı alkışlamakla meşgul, ABD’den menfaatleri olan ikinci-üçüncü sınıf dünya liderleri ise kazanımları zarar görmesin diye “görmedik, duymadık, bilmiyoruz” rolünü oynamaya devam ediyor. Bu rezil manzara karşısında yalnızca, sıranın kendilerine geleceğini öngören İran, Küba, Kolombiya gibi birkaç muhalif ülkeden aklı başında tepkiler yükseliyor.

Küresel analistler Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ve eşinin esir alındığı terörist eylemler dizisinin bir sonraki hamlesinin İran olabileceğini söylüyor. Her sene birkaç kez İran rejimini yıkmayı deneyip başarılı olamayan ABD-İsrail şer ittifakı, İran’da bir süredir devam eden muhalif protestolardan bir kez daha medet ummaya başladı. Trump canavarı, “protestoculardan ölen olursa İran’a gününü gösteririz” şeklinde tehditler savurdu. Bu tehdit, protestocuları daha da cesaretlendirdi. İran yönetimi, bugünlerde bir kez daha muhalif protesto dalgasıyla boğuşuyor.

Maduro’yu Venezuela’dan aldıkları gibi Ayetullah Hamaney’i de İran’dan aynı şekilde alabilmenin hayallerini kuruyorlar. Zaten anca hayalini kurarlar. Amerikan devleti, yaş tahtaya basmayı sevmez, yapacakları operasyonun öncesine ve sonrasına dair hesaplarını kitaplarını çok iyi yaparlar. Kabadayı Trump ve çevresindeki eşkıya çetesi, her ne kadar “İran’a diz çöktürme” hayali kursa da, Hamaney’i “Rehber” olarak kabul eden milyonlarca rejim taraftarının hışmına uğramayı göze alamaz. Hamaney’e yönelik olası bir saldırıda, Irak, Suriye, Lübnan, Yemen, Bahreyn ve daha birçok ülkedeki milyonlarca İran taraftarı, Orta Doğu’daki bütün Amerikan üslerine yönelik eylemler yapar, bu öfke dalgasından sadece ABD değil, iş birlikçileri de nasibini fazlasıyla alır.

12 Gün Savaşları’nda İsrail’den taraf olup İran’ın nükleer üslerini bombalayan ABD, bu hamlesinin karşılığını Katar’da görmüştü. İran’ın Katar’daki ABD üslerini vurması üzerine, İran destekçilerinin Orta Doğu’daki askeri üslerine saldırmasından korkan Trump yönetimi, alelacele ateşkes imzalamak zorunda kalmıştı.

Bir ikincisi de Hamaney’i Maduro gibi içerden adam satın alarak alt edemezler. İran’ın devlet kurumları Venezuela’daki gibi yol geçen hanı değildir. İran devlet kademesine sızmış üst düzey hain bulmak zordur, kişiler makamlarda terfi ettirilirken ideolojik bağlılık son derece önemsenir, azami derecede seçici davranılır. Üçüncüsü de İran’ın gelişmiş silah gücü ve askeri yeteneği Venezuela’ya benzemez. Hamaney’e yönelik olası bir askeri saldırıda ABD’nin haydut takımı Delta Force timleri daha İran’dan çıkamadan İran ordusu tarafından etkisiz hale getirilirler.

Son olarak Venezuela meselesinde dikkatimi çeken bir hususa daha kısaca değinmek isterim: Cilia Flores, 69 yaşında bir kadın, eşi Maduro’yla birlikte Venezuela’daki evlerinin yatak odalarından alınarak ABD’ye kaçırıldı. Bu çirkin olaya bakarken, merhametin öncüsü Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v) Bedir Harbi’ne çıkarken sahabesine verdiği emir geldi aklıma: “Hiçbir kadına ve çocuğa dokunmayacaksınız, tek bir hayvana ve ağaca zarar vermeyeceksiniz.” 1400 yıl önceki medeniyet, bugünün sözde medeniyetinden çok daha ilerideymiş demek ki. Cilia Flores’in kaburgalarını kırmışlar ve kadını bu yaralı haliyle ülkeden ülkeye dolaştırmışlar. Hani dünya kadın hakları savunucuları?.. Hani olur olmaz her şeyde ortalığı ayağa kaldıran feminist gruplar? Bu kadın topluluklarından ABD’ye tepki gösteren, ‘Bu kadın size ne yaptı? Bir kadına bu muameleyi yapamazsınız. Bu yaptığınız hukuka aykırıdır’ diye serzenişte bulunan oldu mu? Ben duymadım. Siz duyabildiniz mi?