Irak?ta Son Durum

Abone Ol

İslam dünyası içerisinde uzun süredir bir mezhep

çatışması çıkartılmak isteniyor. Bunun için önceleri daha büyük bir kaos

istenmemesinden dolayı ülkeler içerisindeki dinamikler harekete geçirilmeye

çalışıldı. Bu tarz ülke için temizlik kışkırtmaları başarılı olamayınca artık

farklı senaryolar gündeme getirilmeye çalışılıyor. Bu senaryolar arasında da

bugünlerde en öne çıkanı belli başlı ülkelerin temsil ettiği mezhepsel hatlar

üzerinden bu ülkeleri ya da vekil gruplarını çatışmanın bir tarafı haline getirmek.

Tabi bu mezhepsel gerilimlerin tek başına Batı dünyası tarafından ortaya

çıkarıldığını söylemek ileri derecede indirgemecilik olacaktır. Batı bu sefer

ortamı hazırlayıp müdahil olmadan kenara çekilmeyi çıkarları açısından daha

kârlı görüyor.

İşte bu doğrultuda bugün ortaya çıkan gerilimlerin iç

dinamiklerini daha iyi okuyarak analiz etmek zorundayız. Çünkü ABD de dâhil

IŞİD in neden ve nasıl ortaya çıktığı konusunda net bir okuma gerçekleştiren

aktör neredeyse yok diyebiliriz. Basında yazılıp çizilenlere baktığımız zaman

da her ülke ya da aktör olayları kendi menfaatleri doğrultusunda okuyup ona

göre karşılık verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu açıdan IŞİD in gerçekten

hangi sosyolojik yansımanın ürünü olduğu kadar, IŞİD için bölgesel aktörlerin

nasıl bir yorum getirdiği de önemli hale geliyor. Dolayısıyla olası bir

mezhepsel çatışma mezhepler arası itikada dayalı gerilimlerden ziyade,

mezheplere sahip çıkan kimi politik aktörler arası çıkar çatışmasına çözüm

bulunup bulunamayacağına göre ortaya çıkacaktır.

Suudi Arabistan ın Parmak İzleri

IŞİD in ortaya çıkışı ve aldığı desteklerle ilgili olarak

bugünlerde en fazla suçlananlar şüphesiz Körfez Ülkeleri ve bu ülkelerin başını

çeken Suudi Arabistan dır. Suudi Arabistan bildik bileli Şii mezhebine dayalı

bir bölgesel güç olma arzusunda olan İran a karşı bir tarafta yer alıyordu.

Hatta son dönemlerde İran la yakınlaşan müttefiki ABD ile bile arasını bu

uğurda açmıştı. ABD nin yeni dış politikasını eleştiriyor ve hatta BM Güvenlik

Konseyi Geçici Üyeliğini bile reddetmişti. Yine Suudi Arabistan ın bu Şii

yayılmacılığa karşı son dönemlerdeki Selefi yayılmacılığı desteklemesi IŞİD

saldırılarında Suudi parmak izleri tezini güçlendiriyordu. Zaten Suriye

Krizi nde tamamen İran karşıtı cephede yer alan Suudi Arabistan, Şii menşeli

Maliki yönetiminin iktidar olduğu ve Sünnilerin sürekli dışlandığı Irak ta

tabiî ki de IŞİD i destekleyecekti.

İran ın Irak Savunusu

Kendini otomatik olarak karşı cephede konumlandıran İran

ise, IŞİD saldırılarını tam da bu sebeple radikal Selefi bir terörizm olarak

okurken, tek amacın Şiileri yok etmek olduğunu iddia ediyor. Bu açıdan İran

önceliklerini Irak ın güvenliği, Maliki yönetiminin devamı ve Şiilerin zarar

görmemesi olarak sıralamış durumda. Şii aidiyeti üzerinden etkinliğini artırma

arzusunda olan İran, bu amacına Maliki yönetimini destekleyerek Irak ın

güvenliğini sağlama kılıfı altında ulaşmaya çalışıyordu. Hatta bu uğurda

İran ın güvenliği için Irak ın yeniden inşasını öngören kitaplar bile

yayınlanmıştı. Dolayısıyla İran, Selefi bir Şii karşıtı yayılmacılığa karşı

ABD yi de çıkarlarının tehlikede olduğu gerekçesiyle kendi safına çekmeye

çalışıyor. ABD şuan iç tepkilerden dolayı böyle bir ABD-İran ittifakına destek

vermenin gerekliliğini deklare edemiyor, ancak 2003 ten bu yana ülkede inşa

edilen Amerikan çıkarlarının da tehlikede olduğu bir gerçek. Dolayısıyla ABD ve

İran ın birlikte hareket edip etmeyeceği IŞİD meselesinin kaderini belirleyecek

gibi görünüyor.

Türkiye Nerede Duruyor

Sahada aktörler mümkün olduğunca mücadele ederlerken,

Türkiye nin gittikçe olayı gündeminden düşürmesi ilgi çekiyor. Türkiye ilk

etapta konsolosluğuna yapılan baskın sonrası, olayın tam da merkezinde bulmuştu

kendisini. Ancak şu an Ankara IŞİD i kendisine karşı mücadele eden bir tehdit

olarak görmeme kararı almışa benziyor. Dolayısıyla IŞİD haberlerinin

yapılmasına bile çok fazla izin verilmiyor. Ankara nın bundan sonraki

politikası, kendisini hedef almayan bir IŞİD i daha fazla gündeme çıkararak

kendisinden ödün koparılmak istenmesini engellemek. Kısacası mezhep çatışması

senaryolarına çok fazla dâhil olmayı düşünmüyor Ankara. Ancak Irak taki bu

çatışmaya dâhil olmak istesin ya da istemesin, Suriye de daha önce fazlasıyla

dâhil olduğunu unutmamak lazım. Yani şuan Irak ta mücadele eden aktörler Irak

ve Suriye yi birbirinden ayrı iki alan olarak görmüyorlar. Bu durumda her an

Ankara mevcut mücadelenin içerisine çekilmek istenebilir. Bunu başarmak mevcut

şartlarda o kadar da zor görünmüyor. Dolayısıyla Ankara her an olası bir kuvvet

mücadelesinin içine çekilebilme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak zorundadır.

Tüm Ortadoğu da reel politik konuşurken, siz yumuşak güçten bahsedemezsiniz.