Irak ve Suriye krizlerinde yeni bir aşamaya girildiği
görülüyor. De facto bölünmüş bu ülkelerde sınırlar ve nüfuz alanlarına son
şekil veriliyor gibi. Ve yine anlaşıldığı kadarıyla İran, tam kazandığım dediği
bir noktada kaybediyor. Bunu Irak ta yaşanan son parlamento baskını daha da
netleştirmiş durumda.
Başlangıçta ülke içindeki idari ve mali yolsuzluklara
karşı bir halk tepkisi olarak ortaya çıkan krizin hızlı bir şekilde siyasi
bunalıma dönüşmesi ve Irak Parlamentosu nun kansız bir şekilde Şii din adamı
Mukteda Sadr yanlıları tarafından işgal edilmesi ve tüm bu gelişmeler karşısında
Irak Başbakanı Haydar İbadi nin takındığı pasif tepki , halk isyan ının arka
planıyla ilgili önemli ipuçları veriyor.
Öncelikle krize giden sürece kısaca bir göz atalım.
Krizin temelinde haftalardır kurulamayan hükümet ve temiz siyaset noktasında
Iraklı siyasilere yapılan baskılar yatıyor. Özellikle de Sadr ın Şiilerce
kutsal sayılan Necef şehrinde düzenlediği basın toplantısında Iraklı
politikacıları yolsuzluk ve israfla mücadeleyi hedefleyen siyasi reformları
hayata geçirmek için sarf edilen çabaları engellemekle suçlaması ve yaşanan
siyasi krizi lanetlemesi, tam anlamıyla olayları tetiklemiş görünüyor.
Aslında İbadi nin kendisi de yolsuzlukla mücadeleye
evet diyor. Fakat Sadr ile bunun çözümü noktasında ayrışıyor. İbadi, bunun
için ülke içindeki parti, etnik ve mezhepsel ayrılıkları dengelemeye yönelik
olarak seçilen bazı bakanları teknokratlarla değiştirmek isterken; Sadr,
İbadi ye bakanları partizan olmayan teknokratlarla değiştirmesi yönünde baskı
yapıyor. Siyasi partiler ise, tahmin edileceği üzere bu değişikliğe karşı
çıkıyor ve bundan ötürü de kabine üyelerini oylamak için yeterli çoğunluğa bir
türlü ulaşılamıyor.
Bağdat ın bir kısmının kontrolünü sağlayarak, başkenti
IŞİD den koruyan Sadr a bağlı milislerin, diğer taraftan Yeşil Bölge nin önünde
hükümetin kurulması için gösteriler düzenlemeye başlaması ve sonrasında bir
anda istikameti silahsız olarak diğer taraftarlarla birlikte parlamentoya doğru
çevirmelerinin altında da aslında bu neden yatıyor.
Bu baskın, Irak ta bir devletin olmadığını bir kez daha
ortaya koyarken, diğer taraftan yeni kurulacak devletin nasıl olacağıyla ilgili
bir güç mücadelesine dikkatleri çekmesi açısından da oldukça önemli.
Dolayısıyla, her ne kadar Başbakan İbadi ve dini lider Sadr arasında Irak taki
sorunların çözümüne yönelik bir takım teknik ihtilaflar söz konusu olsa da,
aslında her ikisi de Yeni Irak sürecinde Kum a karşı Necef i ön plana
çıkartan birer Arap Milliyetçisi olarak bu yeni süreçte bir rol paylaşımına
gitmiş görünüyorlar. Ve açıkçası bunda da bir hayli başarılılar.
İran Irak ta İstenilmiyor mu
Süreci yakından takip edenler Irak Şiileri arasında
İran a karşı ciddi anlamda bir reaksiyonun uzun zamandır var olduğunu
görebiliyordu. İran ın, ülkelerindeki tüm gruplara yönelik fazlasıyla pragmatik
politikası Irak Şiilerini fazlasıyla rahatsız etmiş görünüyor. Aynı şekilde,
Irak Şiileri üzerindeki tahakkümcü yaklaşımı da fazlasıyla rahatsız edici
bulunuyor. Daha da önemlisi, ABD işgalinin şeklen sonra ermesi ile birlikte,
amiyane tabirle öküz ölmüş, ortaklık bitmişe benziyor.
Dolayısıyla kriz, sadece zamanlamayla ilgili idi ve
anlaşıldığı kadarıyla bunun zamanı da geldi. Bundan ötürü bunalım sadece Irak
Parlamentosu ile sınırlı değil. Daha da derin. Kriz bizatihi Şiilerin kendi
arasında. Parlamento üzerinden, Bağdat taki Şii yönetimin rengini ve daha da
önemlisi Güney Irak ın geleceğini çok yakından ilgilendiriyor. Buna Şiistan
Savaşı da diyebiliriz. Aynı zamanda bu savaş Kum ve Necef arasındaki
mücadelenin bir kez daha keskin bir hal almaya başlaması da...
İran Şiiliğine karşı Irak Şiiliğinin, bir diğer ifadeyle
Kum ekolüne karşı Necef ekolünün Irak a sahip çıkma ve ülkeyi İran ın nüfuz
alanından çıkartma ve Güney Irak ta söz sahibi olma krizi olarak da
adlandırılabilecek bu durum, Arap Şiiliğinin Fars Şiiliği karşısında ortaya
koyduğu direnç olarak da adlandırılabilir. İran bunun ne anlama geldiğinin
farkında. Yeni Irak ta İran a adeta kapı gösteriliyor, hem de Irak Şiileri
tarafından. Bu kapsamda gündeme bir son dakika gelişmesi olarak düşen Sadr ın
İran ziyareti bu açıdan oldukça dikkat çekici.
ABD İran Politikasında
Makas Mı Değiştiriyor
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ın Irak a yaptığı
ziyarette Washington da Irak ın yeniden bölünme durumunda nasıl yönetileceği
çalışmalarının yapıldığına yönelik olarak ABD li diplomatlara yaptığı
açıklamaların etkilerinin zirve yaptığı bir dönemde ABD Savunma Bakanı Ashton
Carter ın Başbakan İbadi ye verdiği destek, açıkçası yukarıda zikredilen
tespitleri birer bir teyit ediyor.
Anlaşıldığı kadarıyla ABD Irak ta güçlü bir İran görmek
istemiyor, daha da ötesi Şiiliğin yekpare bir şekilde ortaya çıkması ve
güçlenmesi çıkarlarına uygun düşmüyor. Ve bu noktada Irak ın yönetiminde İran a
yer yok mesajını veriyor. Oysa düne kadar ABD nin mevcut tavrı sadece Irak ta
değil, tüm Ortadoğu yu ve İslam dünyasını içine alan bu coğrafyada İran ın ve
Şii jeopolitiğinin güçlendirilmesi şeklinde idi.
Dolayısıyla, İran bu gelişmeyi büyük bir olasılıkla
değerlendirmeye alacaktır. Nitekim, İran Meclisi nden Golam Ali Hedad Adil Amerika nın güvenilmez olduğuna işaret ettiği bir değerlendirmede, Ayetullah Ali Hamaney in uyarılarında haklı çıktığına işaret ederek: İmam Hamaney Amerika ya asla güven duyulmaması gerektiğini belirtmişti. ABD bu hareketiyle rehberi haklı
çıkarmıştır açıklamasında bulunmakta.
Bu değerlendirme her ne kadar İran ın 2 milyar doları ile ilgili olsa da,
sonuçta ABD ye yönelik algıyı ve İran da sistem içinde yeni bir tartışmayı açma
potansiyeliyle de dikkat çekici.