BÖLGEMİZDEKİ gelişmeleri estirilen yalan rüzgârını
dikkate almadan değerlendirmenin doğru sonuç vermesi mümkün değildir. Çünkü
sömürgeci güçlerin planlarını hayata geçirebilmek için bölge ülkelerinin en
azından halklarının gerçeği görmelerini engelleyecek şekilde yönlendirmek için
propagandaya büyük önem verdiklerini, bunu yaparken hemen her ülkede maşalar
bulduğu da bir gerçektir. Sömürgeciler için yönetimlerden çok genellikle
toplumların yönlendirilmesi önem kazanıyor. Çünkü sömürgeciler çıkarlarına
uygun davranmayan ya da davranmayacağını düşündükleri yönetimleri bir takım
operasyonlarla iş başından uzaklaştırma hususunda mahirdirler. 60 yıllık
geçmişimiz hatırlandığında doğrudan ya da dolaylı darbelerin hemen hepsinin ABD
başta olmak üzere bazı ülkeler ve uluslararası örgütlerin onayı ile
gerçekleştiğini görürüz. Benzer durum bölgemizdeki tüm ülkeler için geçerlidir.
Bunun için terör örgütlerinin devreye sokulduğu, önce iç çekişmelerin
körüklendiği, toplumun kutuplara ayrıştırıldığı ve çatışmalar belli bir noktaya
geldiğinde kurtarıcı gibi maşalarını devreye soktukları biliniyor.
Ülkemizin dışında gerek bölgemizden gerek dünyanın
çeşitli köşelerinde yaşanan olaylardan pek çok örnek vermek mümkün. Söz gelimi
Irak ın işgal gerekçesi bu ülkeyi parçalamak değil, Saddam ın sahip olduğu
ileri sürülen nükleer ve kimyasal silahların tehdidinden bölgemizi kurtarmak,
Irak halkına demokrasi ve özgürlük getirmekti.
Neticede Saddam ın kimyasal ve nükleer silahlara sahip
olduğu yalanı ile karşılaştık. Saddam işbaşından uzaklaştırıldı. Aradan geçen
bunca zamana rağmen Irak ta kan akıyor. Çatışmalarda hayatını kaybedenlerin
sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Kısa bir süre içinde de ülkenin durulacağı,
huzura kavuşacağına dair bir işarette yok. Bu arada Irak ın parçalandığını da
söylemek durumundayız. Her ne kadar Kuzey Irak Kürt yönetiminin ABD deki
temsilcisi, ABD tek parça Irak istiyor diyorsa da bunun gerçeği ifade
etmediği ortada. Yani, Irak ın işgalinin sebebinin bu ülkeye barış, huzur ve
özgürlük getirmek değil, Kuzey de bir Kürt devletinin kurulması olduğu bugün
açıkça görülüyor. Buna rağmen, dünya ABD nin tek parça Irak istediği yalanı ile
uyutulmaya çalışılıyor. Bu yalana gönüllü olarak inananlar olabilir ama bunun
gerçek olmadığı da ortada.
Bu noktada İslam ülkelerini yönetenlerin doğruyu
görmeleri ve söylemelerinden çok o söyledikleri doğru istikametinde hareket
etmeleri ve davranmaları çok daha önem kazanıyor. Çünkü doğruyu bilmek ve
söylemenin anlam kazanabilmesi o doğru istikametinde hareketten geçiyor.
Olaya fert bazında baktığımızda insanların büyük bir
bölümü doğruyu bilmelerine rağmen bildiklerinin aksine davrandıklarını söylemek
mümkündür. Meseleye inancımız açısından baktığımızda, nelerin yapılması
gerektiğini bilir hemen hepimiz. Buna rağmen çoğu zaman hareketlerimizin o
bilinen doğrulara uygun oluşmadığı görülür. Bu bakımdan doğru davranışların
ortaya çıkabilmesi için doğruların bilinmesi ilk şart olmakla birlikte bilinen
doğrular yönünde hareket edilmediği sürece doğruların biliniyor olması fazla
bir anlam ifade etmez.
DEAŞ, PKK, PYD ve YPG nin bölgemize yönelik sömürgeci
ülkelerin hedeflerine varmalarına hizmet eden terör örgütleri olduğunu,
sömürgeci güçlerin desteği olmadan bu örgütlerin varlıklarını sürdüremeyeceklerini
her fırsatta dile getirdik. Ne var ki, bizin bu değerlendirmemiz bazı
çevrelerce muhalefet yapmak olarak nitelendirildi. İktidar sahipleri ise o
taşeron örgütlerin destekçileri ile terörle mücadele ettiklerini ileri
sürdüler. Ama bugün bu tespitler sorumluk mevkiinde olanlar tarafından da
yapılıyor. Daha doğrusu bugün yapılan tespit geçmişte de yapılıyordu ama bıçak
kemiğe dayanana kadar siyaseten terör örgütlerinin arkasındaki güçlere fazlaca
ses çıkartılmamış olabilir. Terör örgütleri konusunda yapılan bu değerlendirme
ve açıklamalar istikametinde hareket edilmeye başlanarak, sömürgeci güçlerin
dost olamayacağı anlayışının hayata geçirilmesi en azından sonraki yıllarda
yanlışa düşmeyi engelleyecektir.