Irak ve Suriye kendi kendini yok ediyor

Abone Ol

Irak ve Suriye’de yaşananlara bakınca bu iki ülke insanın kendi kendini yok ettiğini görmenin derin acısı yüreğimde her gün biraz daha büyüyor. Bu işin sonu nereye varacak, bu birbirini yok ediş ne zaman son bulacak diye soruyorum. Ne acırdık ki bu soruya tatmin edici bir cevap bulamıyorum. Aslında Suriye ve Irak’ta bugünkü noktaya gelinişin sorumlularını biliyor olmakla birlikte bu biliş derde derman olmuyor. Kabaran ırki ve mezhebi öfke her geçen gün iki ülkeyi biraz daha kandan oluşan batıklığa doğru çekiyor.

Sadece Pazartesi günü iki ülkede yaşanan olaylarda hayıtını kaybedenlerin sayısı 200’ü aşmış durumda. Yani bir günün bilançosu 2 yüzden fazla can. İki taraftan da ölenler kendilerini Müslüman olarak tarif ediyorlar. Dinimiz Müslümanların kardeş olduğunu belirtiyor. Peki ne oluyor da Müslüman Müslüman’a karşı böylesine saldırgan olabiliyor Bu sorunun cevabı uzun yıllar öncesine dayanıyor. Geçen zaman içinde buna bir çözümde bulunamamış. Ancak bugüne kadar bulunamamış diye bundan sonrada bulunmaması gerekmiyor. Artık Müslümanlar ne için kimlere alet olduklarını, birbirlerini öldürerek kimlere hizmet ettiklerini düşünmek durumunda değiller mi Bu dünyaya dönük bir takım çıkarlar uğruna birbirlerini öldürüyor olmalarını anlayamamış olabilirler mi

Bu noktada sanıyorum kafaların karışıklığı gerçeğin görülmesinin önündeki en büyük engeli oluşturuyor. Zalimlerin adalet dağıttığına inanıldığı sürece de bu kafa karışıklığının son bulması mümkün görünmüyor. Adaletin yerini gücün ve çıkarın aldığı bir dünyada huzur söz konusu olabilir mi Söz gelimi dünya barışını sağlamak iddiası ile oluşturulmuş BM’nin 5 ülkenin kontrolü, bununda ötesinde işgali altında bulunuşu bile gösteriyor ki, emperyalist güçler kavramların içini kendi çıkarlarına göre dolduruyorlar. Bununla da kalmıyor yoğun propaganda ve kültür emperyalizmi ile ülkeleri işgal ederek özgürleştirildiği gibi bir yalan gerçek kabul edilebilmektedir. Bir ülkenin işgali bağımsızlığın kaybedilmesi, özgürlüklerin işgalci güçlerin insafına terk edilmesi anlamına geldiği biline biline işgalcilerin özgürlük ve demokrasi vaadine bir takım insanların kanıyor olması düşündürücü değil mi

Bir başka ifade ile diktatörlüğün karşılığı işgal olabilir, böyle bir mantık tutarlı olabilir mi

Daha pek çok soru sıralamak mümkün. Bu noktada bir başka hususa daha dikkat çekmek istiyorum. İşgalcilerin kurtarıcı gibi görülmesini birilerinin izah etmesi gerekmez mi Ülkeleri işgal edip yerli güçlerin otoritesine son veren, işgal ettikleri ülkelerde tüm yetkiyi ellerine geçiren, ardından da kendi isteklerine, bir başka ifadeyle çıkarlarına göre bir yapı oluşturan sömürgecilerin kapsını çalarak yaşanan katliamlara karşı çözüm bulmalarını istemek insanlığın geçirdiği beyin travmasının bir ifadesi değil midir

Söylediklerimize yönelik pek çok örnek sıralamak mümkün. Sadece Afganistan ve Irak işgalleri ile Suriye’de Arap Baharı olarak takdim edilen gelişmelerin bu ülkeleri hangi noktaya getirdiğini düşünmek bile yeterli olacaktır. Irak’ta Saddam diktatörü hâkimdi. Bu hâkimiyeti sağlayanlar daha sonra özgürlük vaadi ile Irak’ı işgal eden emperyalist güçlerdi. Afganistan ise terör örgütlerinin üs kurduğu bahanesiyle işgal edildi ve arkasından kukla bir yönetim oluşturuldu.

Irak’ta kendi getirdikleri Saddam’ı devirenler geriye bölünmüş bir Irak ve mezhep çatışmalarının başladığı bir ülke bıraktılar. Suriye içinde aynı şeyleri söylemek mümkündür. Kısacası Müslümanlar artık emperyalistlerin yazıp sahnelediği oyunda figüran olarak rol almayı reddetme noktasına gelmelidir. Gelemedikleri sürece hangi konumda olurlarsa olsunlar etkinlikleri sömürgecilerin piyonu olmaktan öte geçmeyecektir.