Irak Balkanlarında enerji oyunu...

Abone Ol

“Ankara-Erbil-Bağdat” hattında sular durulmuyor. İnişli-çıkışlı bir seyir izleyen süreçte “kriz dalgaları” çok boyutlu olarak etkisini göstermeye devam ediyor. Son olarak, Irak’ın kuzeyindeki yerel yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani’nin geçtiğimiz günlerde Ankara’ya yaptığı ziyarette petrol ve doğalgaza ilişkin 6 anlaşmanın imzalandığının öne sürülmesi gündeme bomba gibi düşmüştü.

İmzalandı-imzalanmadı tartışmalarıyla bir anda “Ankara-Erbil-Bağdat” hattında tansiyonu yükselten krizde şu an için orta bir yol bulunmuş gibi görünüyor. Formülün adı; “Üçlü Komite”.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Irak enerji işlerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Hüseyin Şehristani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından bu formülü ortaya koydu. Bakan Yıldız, tarafların bir dizi anlaşmaya vardığını ve bunlardan birinin de “Irak petrolünün Türkiye üzerinden ihracatıyla ilgili sorunları çözmek için Türkiye, Irak ve Kuzey Irak yönetiminden oluşacak üçlü bir komite kurulması olduğunu” açıkladı.

Irak tarafından yapılan açıklama ise, söz konusu formüle daha bir netlik kazandırmaktaydı. Buna göre, Türkiye ile ticarette büyük yatırımların yapılmasını ve kârların elde edilmesini sağlayacak bu anlaşma ile Irak petrolünün Merkezi Hükümet’in onayı alınmadan Türkiye üzerinden ihracatı söz konusu olmayacak. Şehristani’ye göre, anlaşma yakında uygulamaya konulacak.

“Kazan-kazan” formülü mü

Bu gelişme bir bakıma, Ankara-Erbil hattındaki ikili işbirliğine karşın, Irak Merkezi Yönetimi ile ABD’nin son dönemde ortaya koyduğu tepki-baskıda ortak bir “çözüm formülü” olarak karşımıza çıkıyor. En azından, taraflar iki değil, üç ve bu oldukça önemli bir aşama...

İşin dikkat çekici boyutu ise, yukarıda Şehristani tarafından da ifade edildiği üzere, Bağdat yönetiminin “kırmızı çizgileri”ni maksimum derecede koruma kaydıyla, Türkiye ile işbirliğini geliştirme-derinleştirme arzusu ve bu kapsamda Erbil’in izlediği benzer bir siyaseti takip edeceğine yönelik işaretler...

Bunun anlamı, Irak’ı yeniden inşası sürecinde Türkiye’ye öncelik ve ağırlık vermek. Bir diğer ifadeyle, “çatışma” ile değil, “işbirliği” üzerinden Türkiye’yi “Yeni Irak” sürecinde kazanmak ve önemli bir partner olarak kabul etmek ki, bu da son dönem Türk dış politikasındaki “revizyon” süreci ile büyük bir paralellik arz etmesi ve “kolaylaştırıcılık” boyutuyla oldukça önemli.

“Irak’ın Balkanlaştırılması”...

Nitekim krizi fırsata çevirme noktasında önemli bir hamle olarak da kabul edilebilecek bu “karşılıklı anlayış değişikliğinde”, Ankara-Bağdat arasında yeni projelerin gündeme getirilmesi, mevcutların geliştirilmesi hususu dikkatlerden kaçmıyor. Örneğin, Bakan Taner’in ifadesiyle, “Basra’dan Türkiye’ye aktarılacak olan ana boru hattındaki 400 km.lik proje” gibi...

Şu an için krizi durduran ve ortak mutabakat noktasında önemli bir adım kabul edilen bu gelişme, hiç kuşkusuz Irak merkezli bölge ve yeni dönem Türk dış politikası açısından oldukça önemli bir yere sahip. En azından, Irak’ın “balkanlaştırılmasına” yönelik bir kısım çevrelerin hevesleri kursağında kalmış vaziyette.

“Yeni Ortadoğu”da inisiyatif arayışları mı

Aynı şekilde, Türkiye’nin bölgede yürüttüğü yeni Kürt politikasını sabote etmeye yönelik beklentiler de bir başka bahara kalmış gibi. Dolayısıyla, Ankara açısından “Yeni Ortadoğu” inşası sürecinde Irak üzerinden yeni bir fırsat alanı söz konusu, eğer bu da bir yol kazasına uğramaz ise...

Bunun için tüm tarafların oldukça dikkatli hareket etmesi gereken bir dönem söz konusu. Ne de olsa Avrasya coğrafyasını da içine alan bölge bir “Kaynaklar Savaşı”na sahne. Mevzu “enerji” olunca, “oyun” da büyük oluyor.

Bir diğer ifadeyle, petro-politiğin önemli rekabet-çatışma merkezlerinden birini oluşturan Kuzey Irak enerji kaynakları, ilgili üç taraf açısından tam anlamıyla “mayınlı bir tarla” ve bundan ötürü de işbirliği kaçınılmaz.

Eğer bu süreç başarılı bir şekilde yürütülebilirse, enerji üzerinden bölgede farklı bir siyasi yapı bile mümkün görülüyor ki, bu son yüz yıllık rüyanın gerçekleşmesi ile eş değer. Bir diğer ifadeyle, Osmanlı sonrası coğrafyada devam eden güç mücadelesinde önemli bir kırılma noktası ile karşı karşıyayız.

“Büyük Proje”, “Ötekiler” ve İran...

Konjonktürün tüm taraflar açısından büyük bir belirsizlik taşımaya devam ettiği süreçte, açıkçası Türkiye açısından fırsat kaçırılmış değil. Bu husus, “ötekiler” tarafından da gayet net biliniyor.

Nitekim son dönemde ABD/Batı-İran yakınlaşma sürecinin arka planıyla ilgili bir takım iddiaların gündemde yoğun bir şekilde yer almaya başlaması da, bu büyük projeye karşı geliştirilmeye çalışılan “teşebbüslerin bir parçası” olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla, süreçte İran’ın tercihi oldukça belirleyici bir yere sahip.

Nasıl mı Cevabı bir sonraki yazımızda...