1960-1970 öğretim yılı idi.
Tokat İmam Hatip Okulu nu bitirme imtihanlarındayız.
Okul diyoruz, çünkü o yıllarda lise hakkımız yoktu.
Okulu bitirenler ancak imam veya müezzin olabiliyorlardı.
Lise diploması için bilmem kaç tane fark derslerini vermemiz gerekiyordu.
Camilerde mevcut, dışardan yetişmiş imam ve müezzinler
ise işlerini kaybetmemek için İmam Hatip Okulu diploması almaları gerekiyordu.
Yaşlı başlı hocalar dışardan okul derslerini vererek diploma alma
telaşındaydılar.
Çocuk ve genç yaşlarımızda bu bize komik gelirdi. Ama
bugün geri bakıp düşündüğümüzde ne büyük bir insafsızlık olduğunu görüyoruz.
Çünkü beden eğitimi veya müzik gibi derslerden de geçer not almaları şarttı.
Mesela 50 yaşındaki bir adamcağızı takla atma, kasa atlama veya koşu yaptırma,
ya da mandolin veya flüt çalmaya zorlama gibi insafsızlıklar yapılıyordu.
Bir defasında beden eğitimi imtihanı için, start
verildiğinde imtihana girenlerin tamamı koşmaya başlayacak, okulun etrafını üç
defa dolanacaklar, elde edecekleri dereceye göre not alacaklardı. Hepsinin kısa
şort ve atlet giyme mecburiyetleri vardı. Hatırladığım kadarıyla 50 yaşlarında
sünnete uygun sakallı bir hoca efendi de yarışa katılmıştı. Üç defa dolanmak
için adamın nefesi yeterli olabilir mi İlk köşeyi dönüp gözlerden ırak olan
kör bir noktada bulunan çalıların arkasındaki çamın gölgesine kendini zor
atmıştı.
Diğerleri koşuya devam ettiler.
Son tura gelindiğinde bu yaşlıların çoğu nefessiz kalmış
bayılanlar olmuştu. Ama çamın gölgesinde güzelce dinlenmiş olan hoca, son turun
yarısında yerinden fırlamış, yarışmacıların en önüne geçmiş, son hızla finali
birinci bitirmişti.
Tabi bu durumda bir bit yeniği olduğu düşünülmüş, ufak
bir soruşturmada adamın iki tur boyunca gölgede yattığı ortaya çıkmıştı. Orta
derecede bir nota kanaat edip ortalarda bir yerde gelse kimse farkına
varamazdı. Ama o birinciliğe tamah ettiği için yakayı ele vermiş ve devre
kaybetmişti.
Nerden mi aklımıza geldi
Zorlu bir seçim geçirdik. Milli Görüş erleri eşit olmayan
şartlarda büyük bir gayretle nefes nefese bir yarış sergilediler. Hatalar,
noksanlar elbette vardı ve bunları konuşmak gerekir.
Lakin sayısal olarak hiç birimizin hoşuna gitmeyen bir
sonuçla karşılaştığımızda, seçim startı verilir verilmez kendini gölgelik ve
sulu bir soteye atan Milli Görüş toplumu içindeki bazı küçük topluluklar
yerlerinden fırlayarak önde ipi göğüslemiş, geride kalanları yazıklar tonda
eleştirilere başladılar. Hatta buna eleştiri de denmez, sanki hesap soran bir
eda ile ucu hakarete varan cümleler kurmaya başladılar:
İşte çalışılmadı da, işte metot hatası yapıldı da, işte
Genel Başkan şunları yaptı da, Lider şunları yapmadı da, işte partiyi
getirdiğiniz yer belli de, bunun hesabını sorarız da, şu da, bu da!..
Bakıyoruz, malen ve bedenen efor harcamış, ter atmış,
gayret göstermiş kardeşlerimiz çok az eleştirip konuştukları halde, bu tembel
kardeşlerimiz avaz avaz bağırıyorlar.
Bu kardeşlerimizin iyi niyetli olduklarını bilsek elbette
verecek çok cevabımız olur, ayrıca da saygı da duyarız.
Lakin, kendisi görevlerini yapmamış, keyfine bakmış,
sonunda da en yüksek sesleri çıkaran bu kardeşlerimizi Allah a havale etmekten
başka elimizden bir şey gelmiyor. Maksatlarının da kendi tembelliklerini örtbas
etmekten öte başka şeyler olduğunu düşünmek istemiyoruz!
Sadece diyoruz ki:
Kardeşler!
Hepimiz imtihandayız! Herkes netice olarak kendi notunu
alıp, kendi hesabını verecek! Burada belki yaptıklarınızı gözlerden gizlemiş
olabilirsiniz ama orada kıl kırka yarılacak. Hepimiz hatalarımızı düşünüp,
bilelim. Tevbe edip kendimize gelelim!
TOPLUM İÇİNDE TOPLUM
Bağda beleş var deseniz;
Böyle toplum bağa gider!
Şurda bir iş var deseniz;
Sanki kaplumbağa gider!