Dünyanın çeşitli ülkeleri ve kavimleriyle her türlü ekonomik ve ticari ilişki kuran Hunlar zamanında İpek Yolu oluşturulmuş ve durgun Orta Asya topraklarına ekonomik canlılık kazandırılmıştır.
Türk tarihinin öncüsü olan Hunlar zamanında Türkler, derlenip toparlanmışlar ve dağınık yaşamaktan kurtulmuşlardı. Hele Mete Han gibi büyük örgütçü ve asker bir devlet adamına sahip olmak o dönemde Hunların en büyük şansı olmuştu. Mete zamanında genişlik bakımından Hun İmparatorluğu İran, İskender ve Roma İmparatorluklarını geçerek dünyanın en büyük devleti oldu. Tüm doğal zorluklara karşılık Mete, döneminin en büyük askeri olduğunu kazandığı zaferler ile kanıtlamıştı. Hunlar kurdukları geniş devlet ile Yakın ve Uzakdoğu arasında bir tarih köprüsü oluşturmuşlardı. Arkeolojik araştırmalar sonunda Orta Asya‘da bulunan eski kalıntılar Hunların zengin bir ekonomik ve ticaret yaşamına sahip olduklarını göstermektedir. Dünyanın çeşitli ülkeleri ve kavimleriyle her türlü ekonomik ve ticari ilişki kuran Hunlar zamanında İpek Yolu oluşturulmuş ve durgun Orta Asya topraklarına ekonomik canlılık kazandırılmıştır.
Daha sonraları Çin, bu İpek Yolu‘nun denetimini eline geçirmek için Hun bölgesine saldırılara başlamış, milat sıralarında Türk ve Çin orduları bu yolun denetimi için birçok kez savaşmışlardır. Casusluk yapan diplomatları aracılığıyla Çinliler, yavaş yavaş Hunların askeri sırlarını öğrenmişler ve ordularını ona göre yetiştirmişlerdir. Çinlilerin yeni kurdukları ordu Hun yöntemleri ile daha başarılı sonuçlar alırken Hun orduları da yenilmeye başladılar. Çin orduları bir yandan kuzeyde Hun akınlarının önüne geçerken, diğer yandan da İpek Yolu‘nun denetimini yavaş yavaş ellerine geçirmişlerdir.
İnsanlık Tarihinde İpek Yolu‘nun önemi
İpek yolu, insanlık tarihinin aydınlığa ulaşmasındaki en büyük geçitlerden biri olmasının yanında, günümüz seramik kültürünün oluşmasında önemli katkıları olan bir güzergahtır. Bu yoldan sadece değerli ipekler, seramikler ve porselenler değil, değişik kültürlerin, inançlarından dillerine, çalgılarından masallarına, yemeklerinden oyuncaklarına kadar bir çok kültürel değer de aktarılmıştır.
İpek yolu, günümüz seramik kültürünün oluşmasında önemli katkıları olan bir güzergahtır. Sert seramikler olan porselenler 7. yüzyıldan itibaren Çin‘de yapılabilmekteydi. Batı dünyası porselenle İpek Yolu sayesinde ancak 17. yüzyılda tanışabildi. İpek Yolu kervanlarının ipekten sonra en değerli malları, değeri ağırlığınca ölçülebilen ve "Beyaz Altın" olarak da adlandırılan porselenlerdi. Çin, Kubilay Han‘ın yönetimindeyken batıya pek çok porselen taşınmış ve porselenin tüm Avrupa‘da tanınması sağlanmıştır. Bu seramiklerin en önemli türleri olan seladonlar, 13. yüzyıla ait Yunan seladonları ve su altı mavi dekorlu porselenleridir. O dönem seladonlarının en iyi örnekleri İstanbul‘da Topkapı Sarayı‘nda bulunmaktadır.
İpek Yolu, üzerinde bulunan Anadolu, geçmişi insanlık tarihi kadar eski zengin bir seramik kültürüne sahiptir. Anadolu, özellikle tüm dünya kültürüne kazandırdığı İznik ve Kütahya çinileri ile Çanakkale seramikleri konusunda zengin örneklerle doludur.
İpek yolunun Türk tarihindeki yeri
Çin‘i, Asya üzerinden Anadolu ve Avrupa‘ya bağlayan târihî kervan yolu. En çok taşınan ticaret eşyası ipek olduğu için, bu yola İpek Yolu adı verilmiştir. İpek Yolu milattan önce kullanılmaya başlandı. İpek Yolu esas itibariyle Antakya‘dan başlayarak İran ve Afganistan‘ın kuzeyinden geçerek Pamir Ovasına kadar varırdı. Burada Taş Kule denilen yerde batıdan gelen ticarî mallar, doğunun mallarıyla değiştirilirdi.
İpek Yolunun bir kolu Baktriyo yolundan Hindistan‘a gider, başka bir kol da Batı Türkistan‘ın güneyinden geçerdi. Doğu Türkistan‘a Taklamakan Çölünün güneyinden veya kuzeyinden geçilirdi. Bundan sonra iki yol tekrar birleşerek Doyang bölgesine uzanırdı.
İpek Yolu kültür tarihinde de önemli bir rol oynamıştır. Bu yol ile felsefeler, daha ziyade sanat, ahlâk, örf ve adetler değiştirilmiştir
İpek endüstrisi, eski çağlardan beri birçok milletin hayatında çok önemli bir yer tutmuş; Uzak Doğudan gelen ipek ve baharat, Bat dünyası için, uluslararası ilişkilerde önemli bir rol oynamıştır. İpek, ayrıca, Doğu kültürünün Batı tarafından tanınmasını da sağlamıştır. Doğunun ipeği ile baharatının kervanlarla batıya taşınması, Çin‘den Avrupa‘ya ulaşan ticaret yollarını oluşturmuştur.
Orta Çağda, ticaret kervanları, şimdiki Çin‘in Xian (Şian) kentinden hareket ederek Özbekistan‘ın Kaşgar kentine gelirler; burada ikiye ayrılan yollardan ilkini izleyerek Afganistan ovalarından Hazar Denizine; diğeri ile de Karakurum Dağlarını asarak İran üzerinden Anadolu‘ya ulaşırlardı. Anadolu‘dan deniz yolu ile veya Trakya üzerinden karayolu ile Avrupa‘ya giderlerdi. Doğudan batıya doğru gelişen bu ticari harekette, daha önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır.
İpek Yolu‘nun Dünya Kültürüne Katkısı..
Yoğun bir şekilde ipek, porselen, kağıt, baharat ve değerli taşların taşınmasının yanında kıtalar arasındaki kültür alışverişine de imkan sağlayan bu binlerce kilometre uzunluğundaki kervan yolları, zaman içinde ‘‘İpek Yolu‘‘ olarak adlandırılmıştır.
İpek Yolu, Asya‘yı Avrupa‘ya bağlayan bir ticaret yolu olmasının ötesinde, 2000 yıldan beri bölgede yasayan kültürlerin, dinlerin, ırkların da izlerini taşımakta ve olağanüstü bir tarihi ve kültürel zenginlik sunmaktadır.
Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, İpek Yolunun hem bir ticaret yolu, hem de tarihi ve kültürel değer olarak yeniden canlandırılması gündeme gelmiş, bu yol boyunca inşa edilmiş ve artık kullanılmayan yapıların, yeni işlevler kazandırılarak korunmaları ve yaşatılmaları için çalışmalar başlatılmıştır.
Anadolu‘nun İpek Yolları Anadolu, coğrafi konumu nedeniyle, eski çağlardan beri çeşitli uygarlıkların doğup geliştiği bir yer olduğu gibi, doğu ile batı arasında bir geçit ve köprü işlevi de görmüştür. Bunun sonucu olarak, çeşitli dönemlerde, Kral Yolu (M.Ö. VI. yy.), Roma Devri Yolları (M.Ö. II. yy.) gibi, değişik doğrultu ve karakterde olan yol ağları Anadolu‘yu sarmıştır.
Neden İpek Yolu dendi?
Doğunun ürünlerinin kervanlarla Batıya taşınması, Çin‘den Avrupa‘ya uzanan ve bugün ‘‘İpek Yolu‘‘ olarak adlandırılan ticaret yollarını oluşturmuştur. Ancak, İpek Yolları yalnızca ticaret yolları olmakla kalmamış, yüzyıllar boyu doğu ile batı arasında kültür alışverişini de sağlamıştır. Anadolu, İpek Yolunun en önemli kavşak noktalarından birini oluşturmuştur. Orta Çağda, ipek yolları Çin‘den başlayıp Orta Asya‘da birden fazla güzergahı izleyerek köprü niteliği taşıyan Anadolu‘yu geçip Trakya üzerinden Avrupa‘ya uzanmıştır.
Çin‘in Şian kentini tarihi İpek Yolu‘nun başladığı yer. Çin‘in İpeği, kağıdı, barut ve seramiği karayolu ile Hindistan, İran, Arapyarımadası, Ortaasya, Anadolu ve Avrupa bölgelerine Şian‘dan gidiyordu. İslâmiyet Çin‘e 1300 yıl önce ticaret kervanları ile gelmişti. Şian kentinde 1300 yıl önce yapılan tarihi Şian İpekyolu Camii‘ni ziyaret ediyoruz. Camideki tarihi eserler ve yazılı anıt taşlar bölgenin tarihinin ne kadar eski olduğunu gösteriyor. Çin‘de İslâmiyet‘in en eski tarihi belgesi olan Taş Kitabe Camii‘nin bahçesinde.
Doğunun ipeği ile baharatının ve diğer ürünlerinin kervanlarla Batıya taşınması, Çin‘den Avrupa‘ya uzanan ve bugün ‘‘İpek Yolu‘‘ olarak adlandırılan ticaret yollarını oluşturmuştur. Ancak, İpek Yolları yalnızca ticaret yolları olmakla kalmamış, yüzyıllar boyu doğu ile batı arasında kültür alışverişini de sağlamıştır. Anadolu, İpek Yolunun en önemli kavşak noktalarından birini oluşturmuştur. Orta Çağda, ipek yolları Çin‘den başlayıp Orta Asya‘da birden fazla güzergahı izleyerek köprü niteliği taşıyan Anadolu‘yu geçip Trakya üzerinden Avrupa‘ya uzanmıştır.
İpek Yolu‘nun Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğundaki Yeri
Şian‘da gezimize devam ediyoruz. Çin‘in Şian kentini tarihi İpek Yolu‘nun başladığı yer. Çin‘in İpeği, kağıdı, barut ve seramiği karayolu ile Hindistan, İran, Arapyarımadası, Ortaasya, Anadolu ve Avrupa bölgelerine Şian‘dan gidiyordu. İslâmiyet Çin‘e 1300 yıl önce ticaret kervanları ile gelmişti. Şian kentinde 1300 yıl önce yapılan tarihi Şian İpekyolu Camii‘ni ziyaret ediyoruz.
Camideki tarihi eserler ve yazılı anıt taşlar bölgenin tarihinin ne kadar eski olduğunu gösteriyor. Çin‘de İslâmiyet‘in en eski tarihi belgesi olan Taş Kitabe Camii‘nin bahçesinde. Beni en çok Caminin içindeki Tahta levhaya 800 yıl önce Kur‘an-ı Kerim‘in Arapça ve Çince yazılmış olması etkiledi. İpek Yolu kervanları Çin‘e geldiğinde karşılandığı ve Çin‘den ayrılırken uğurlandığı bu cami içinde zaman duruyor, kendimizi asırlar öncesine gitmiş gibi hissediyoruz.
İpek Yolu kervanlarının uğurlanıp karşılandığı tarihi İpek yolu Şian Camii bahçesine oturup ipek yolu ile ilgili tarihi bilgileri okumaya devam ediyorum.
İstanbul‘un Fethi İpek Yolunun Kaderini değiştiriyor.
Batıya pusula, kâğıt gidince Avrupa‘nın deniz gücü gelişti. Hıristiyan âleminin doğudaki son temsilcisi Bizans da 1453‘te Türkler tarafından fethedilince târihî İpek Yolu önemini kaybetti. Avrupa devletlerinin gemileri ticâreti devam ettirebilmek için Ümit Burnunu dolaşarak, Hindistan‘a ve Çin‘e gelmeye başladılar. Kanunî Sultan Süleyman, körleşmeye yer tutan İpek Yolunun canlandırılması için bazı teşebbüslerde bulundu. Avrupa ticaretini Anadolu‘ya çekmek için Fransızlara bazı haklar verdi. Bunları vermekle Fransa‘yı Avrupa devletlerinden ayırmayı, Hıristiyan bir devleti himayesi altında tutmayı ve ticareti canlandırmayı düşünmüştü.
Gemilerin gelişmesi, Anadolu ve diğer yerlerde zaman zaman devam eden asayişsizlik İpek Yolunun işlememesine sebep oldu. Zamanla önemini tamamen kaybebetti.
İpek Yolu‘nun birleşme noktası İstanbul
Avrupa, doğunun kaliteli ipek ve baharatı ile tanışınca, bu ürünlere büyük bir talep doğmuş ve "İpek Yolu" olarak adlandırılan tarihi ticaret yolları yapılmıştır. Çin‘in en uç noktasından başlayıp Anadolu‘nun çeşitli yerlerinden geçerek İstanbul‘da birleşen ve oradan da Avrupa‘nın içlerine giden bu yol boyunca, yükleri taşıyan kervanlar sadece ticaretin gelişmesini değil, Asya ile Avrupa arasında günümüzde de izleri görülen kültür alışverişini de sağlamıştır.
İpekyolu ve Anadolu
Ortaçağda İpek Yolu, Antakya‘dan başlayıp, Gaziantep‘ten geçerek İran ve Afganistan‘ın kuzeyinde Pamir Ovası‘na kadar uzanmaktadır. Ayrıca, Anadolu‘da Güneydoğu Bölgesi‘nde bulunan Gaziantep ve Malatya‘yı geçip, Trakya üzerinden ve Ege kıyılarında İzmir, Karadeniz‘de Trabzon ve Sinop, Akdeniz‘de ise Alanya ve Antalya gibi önemli limanlar üzerinden Avrupa‘ya ulaşırdı.
İpekyolu ayrıca, Ege kıyılarında Efes ve Milet, Karadeniz‘de Trabzon ve Sinop, Akdeniz‘de Alanya ve Antalya gibi önemli limanlar kullanarak deniz yolu ile Avrupa‘ya ulaşmıştır. Anadolu‘da İpek Yolu: Kuzeyde: Trabzon, Gümüşhane, Erzurum, Sivas, Tokat, Amasya, Kastamonu, Adapazarı, İzmit, İstanbul, Edirne; Güneyde: Mardin, Diyarbakır, Adıyaman, Malatya, Kahramanmaraş, Kayseri, Nevşehir, Aksaray, Konya, Isparta, Antalya, Denizli merkezlerini izlemektedir.
Ayrıca, Erzurum, Malatya, Kayseri, Ankara, Bilecik, Bursa, İznik, İzmit, İstanbul güzergahının da kullanıldığı bilinmektedir. Kuzey ve Güney güzergahlarında bulunan Sivas ile Kayseri bağlantısıyla oluşan Antalya-Erzurum güzergahının uzantısı, Anadolu‘yu İran ve Türkmenistan‘a bağlamaktadır.
İpek Yolu‘nun Deniz Bağlantıları
İpek Yolu‘nun ticaret akışında, karayolunun yanı sıra deniz yolu da kullanılmış olup, Karadeniz‘de: Kuzeyden gelip Batum üzerinden Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Bursa, Gelibolu, Venedik; Akdeniz‘de: Suriye üzerinden Antakya, Antalya, İzmir (Foça), Avrupa hattını izlemektedir. 14. yüzyıldan sonra, Osmanlılar döneminde de önemini sürdüren İpek Yolu, Yeni Çağda yapılan keşifler sonucu canlılığını yitirmeye başlamıştır.
16. ve 17. yüzyıllarda ipeğin Avrupa‘da da üretilmeye başlanmasından sonra eski önemini kaybetme tehlikesiyle karsılaşmıştır. Artan denizcilik faaliyetleri ile de, kervanlar ortadan kalkmaya ve Uzak Doğu ürünleri çekiciliğini yitirmeye başlamıştır. 19. yüzyıldan itibaren, İpek Yolu kullanılmaz olmuştur. Orta Çağda, Doğunun zengin ürünlerinin Anadolu üzerinden Batıya güvenli bir şekilde sevkini sağlayan Selçuklular, aldıkları önlemlerle ticari faaliyeti canlı tutarak devletin zenginliğini de artırmışlardır. Zira, Orta Çağ Anadolu‘sunda ticaret, devletin zenginliğini birinci derecede etkileyen faaliyetler arasında yeralmaktaydı.
Selçuklular, yabancılarla ticari anlaşmalar yapmışlar; Hıristiyan tacirlere, Müslüman tacirler gibi Anadolu topraklarında ticaret özgürlüğü tanımışlar; yolculuklarında karşılaşabilecekleri soygunlara ve her türlü zarara karşı devlet güvencesi sağlamışlardır. Ticari yaşamı gözetmek amacıyla ‘‘devlet sigorta sistemini" ilk kullanan ve ayrıca gümrük vergilerinde uyguladıkları indirimlerle ticari hayatı özendirmeye çalışan yine Selçuklular olmuştur.
Han ve kervansaraylar, bu aktif ortamın önemli görevler yüklenen kuruluşlardır. Issız yollar üzerinde kaleyi andıran görünümleri, zengin taş süslemeleri, gelişmiş mekan tasarımlar ile, mimari açıdan da etkisi büyük olan bu görkemli yapılar, belli bir ulaşım programının ve güçlü bir yol politikasının uygulanması bakımından titizlikle ele alınmışlardır.
Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı dönemlerinde inşa edilen kervansaraylarda, kervanlar askeri birlikler tarafından korunurdu. Kervansarayda kalındığı sürece yolcuların can ve malları teminat altına alınır, her türlü bakım ve hizmetlerin yerine getirilmesinden doğan giderleri karşılamak amacıyla vakıfları bulunurdu. Bu yapılar, seyahat ve ticareti güvence altına alan, sosyal dayanışmayı sağlayan nitelikleri yanında, gelen tacirlerin mallarını pazarladıkları durak yerleri ve ayrıca önceden depolanan erzak ile mühimmatın ordunun sefer zamanında ikmalini kolaylaştıran üslerdi. Genellikle yaya yürüyüşü ile 8-10 saati geçmeyen, deve yürüyüşüyle de bir gün süren 30-40 kilometrelik mesafelerde inşa edilmişlerdir.
İpek Yolu üzerindeki Selçuklu ve Osmanlı Kervansarayları
Anadolu Selçukluları tarafından bu ticari yollar üzerinde inşa edilmiş olan konaklama kuruluşlarından devlet büyükleri ve hayır sahipleri tarafından yaptırılanlara "HAN", sultanlar tarafından yaptırılan ve diğerlerine göre daha büyük ve görkemli olanlarına "SULTAN HAN" denmektedir. O çağda, kırsal alanlarda kurulan han ve kervansarayların kaleye benzer, kalın ve sağır duvarlarıyla dışa kapalı yapılar olarak inşasını zorunlu kılan neden, güvenlik idi. İçlerinde yolcuların yatmasına mahsus odalar, atların dinlenmesi ve eşyaların korunması için bölümler, mescit, yıkanma yerleri, çeşmeler ile nalbant, doktor, veteriner, araba ve koşum onarım hizmetleri de yer almaktaydı.
Anadolu‘da 200 Han ve Kervansaray yapıldı.
Han ve kervansaraylarda konaklayan yolcular din, dil, ırk farkı gözetilmeden üç gün kalabilir, hastaysa tedavi edilirdi. Günde iki öğün yemek verilen, banyo ihtiyaçları karşılanan, hayvanlarına bakılan ve yem temin edilen bu yolculardan üç gün süreyle hiçbir ücret alınmaz, tüm giderler vakıftan karşılanırdı. Bu vakıfların vakfiyelerinde nasıl yönetilecekleri, gelirlerinin neler olduğu, görevlilerin çalıştırılma şekilleri ve ücretleri açık olarak belirtilmekteydi. Yapılan araştırmalar sonucu, Anadolu‘da yaklaşık 200 han ve kervansaray olduğu tespit edilmiştir.