Geçen gün Girne de yaşanan intihar olayı beni gerçekten
çok üzdü. Beni üzdüğü gibi eminim birçok vatandaşımızı da üzdü. Ben şahsen çok
etkilendim gencecik bir adamın, bir telefon konuşmasından sonra intihara karar
vermesine ve bu düşüncesini de hemen anında uygulamaya koymasına.
Psikolog değilim. Benim kafa yapım matematiksel
ağırlıklı, düşünme tarzım da analitik. İntiharlar önlenebilir mi, önlenemez mi
konusunda hiç bir akademik bilgim yok. İnsanoğlu bu, beynindeki yargı merkezi
ne yapmasına karar verdiyse onu yapar diye düz bir mantıkla düşünüyorum.
Eminim insan beyninin intiharla ilgili bölümü, diğer
bölümlere nazaran daha derinlerde, daha uzaklarda ve daha kısıtlı çalışıyor.
Herhalde yolu da, çıkış uçları hayatta kalmaya açılan birçok süslü ve çekici
kapılar ile içinde kaybolunan labirentlerle doludur.
İntihar etmek düşüncesini önlemenin, kafadan silip
atmanın mümkün olmadığı varsayımıyla konuya baktığımızda, alınabilecek
tedbirlerden bir tanesinin intihara giden yolu uzatmak ve intihara yol açacak
malzemeleri ortadan kaldırmak olabilir diye düşünüyorum.
Ben Mücahitlik hizmetime 1970 yılının Eylül ayında Mağusa
Sancağı na bağlı Merkez Taburu nda başladım. Bittiğinde 1974 Mutlu Barış
Harekâtı tamamlanmış ve üzerinden de 4 ay geçmişti. Uzun, yorucu, stresli ve
içinde savaş deneyimi de olan müthiş bir hayat dersi almıştım Mücahitlik
hizmetimden.
Sağ belime asılı tabanca ile hafif sola kaykılmış
vaziyette yürümek ve tabancanın varlığının verdiği kimse bana dokunamaz
duygusu bambaşkaydı. Beşparmak dağları olmasa bile Mağusa dan görülebilen daha
ufak dağları ben yarattım duygusu hâkimdi, tabanca belimde olduğu zamanlar. Bu
nedenle de terhis olduktan sonra bir müddet yürüme zorluğu ve güven eksikliği
çekmiştim.
Sormak isterim; geçen gün intihar eden gencecik
arkadaşımızın belinde tabancası olmasaydı, o telefon konuşmasından hemen sonra
belinden tabancasını çıkarıp, şakağına dayayıp intihar eder miydi Görevi
bitince tabancasını iş yerine bırakarak dışarı çıkmak emri ve uygulaması olsaydı,
iş yerine gidene kadar fikrini değişip, her kimse telefondaki, içinden canı
cehenneme deyip intihar fikrinden vazgeçmez miydi
Bence iş yerine gidene kadarki harcadığı zaman süreci
içinde, ilk başta intihar etmek düşüncesinin yüzde 100 e çıkmış oranı, belki de
iş yerine vardığı zaman artık yüzde 40 lara düşmüş olacaktı ve sinir
geçtiğinden veya da azaldığından intihardan vazgeçme olasılığı da yükselecekti.
Zaten bu amaçla olsa gerek, KKTC de avcıların, av
sahasına gidene kadar otomobillerinde tüfeği nasıl taşıyacakları sıkı bir
kurala bağlıdır. Tüfek, içine fişek sürülü olmadan, kırık ve bagajda olmak
kaydı ile avcı beraberinde taşınabilir ancak. Kuraldaki amaç, yolda giderken
bir av hayvanı görünce, arabasını durdurmadan pencereden ateş etmesini ve etrafta
bulunan ama o anda gözle görülemeyen insanları vurmasını önlemek içindir.
İkinci amacı da, bir kaza veya olay anında hemen silahına el atıp, içinde
bulunduğu sinirli ortamdan dolayı karşısındakini vurmasına mani olmak içindir.
Ülkemizde silahla işlenen suç oranı dünya ortalamalarının
çok altındadır. Genelde polise ve yasalara saygı da çok üst düzeydedir. Bugüne
değin yapılan gösteri ve nümayişlerde protestocular tarafından hiç silah
kullanılmamıştır. Silah taşıyarak görev yapmak zorunda olan devlet personelinin,
görevi bitince silahını görevini yaptığı yerde bırakarak dışarı çıkması, belki
de intihar olasılıklarının biraz daha aşağıya çekilmesine yol açacaktır.
Zaten ada ülkesiyiz. Suç işleyen kişi, görevli personelin
belinde silah olsa da yakalanacaktır, silah olmasa da.
Bence denemeliyiz...