İnsan hayatı boyunca bir güce ulaşmak için çırpınır
durur. Yakaladığı güç istediği gibi olsun veya olmasın bu kez daha da fazlasını
ister. Her ne halde olursa olsun arzular durduğu yerde durur mu
Daha fazla daha da yukarı çıkmak büyük emek ister. Böyle
bir davranış içine girmek yıpratıcıdır, yorucudur.
Günü geldiğinde insan yıprandığının da hesabını
verecektir. Burada veya orada fark eder etmez orasını biz bilmeyiz. Ancak
sezeriz, hissedebiliriz. Ancak insanlar bir yere gelebilmek için bedel ödemek
durumunda kalmaktadır. Bedel ödememek içinse konulan hedefe, yola baştan karar
vermeli ve çıkılmalıdır. Mücadele vermeden bir yerlere varabilmek imkânsızdır.
Kısa yoldan istedikleri yere gelmek isteyenler alın teri ve emeği göz ardı
ederler. Bu nedenle insan varmak istediği yere meşru yollardan varmalıdırlar.
Bunu yaparken de Hak rızasını gözetmelidirler. Yapılanlar doğru olmalıdır,
helal olmalıdır ve reva görmelidir. Her insanın doğruları kendine göredir.
Böyle bir doğru olur mu
Elbette olmaz. O halde doğruların adresi de aklın yolu
birdir mucibince olmalıdır. Yani adil olmalıdır. Yapılan her şeyin iyi olması
toplumun düşüncesiyle uyum sağlasa da bu hal Hak katına vurulmalıdır. Her insan
doğru olduğunu, doğru yürüdüğünü söylüyor ve savunuyor. Ancak insanlar her
doğru, iyi ve güzel diye savunulan fikirlerden, uygulamalardan bizar oluyorsa,
acı çekiyorsa, direniyorsa o iyilik, doğruluk ve güzellik nerede kalır
Kendilerini Hak yolunda olduğunu iddia edenler, ilahi düsturlar için hareket
ettiğini ileri sürenler veya öyle görünenler kendilerine daha da fazla dikkat
etmeleri gerekir. Toplumda bazı insanların imajı eğer ahlaklı, dürüst olarak
görülüyorsa sorumlulukları da oldukça ağırdır. Zira birilerinin yanlış
hareketleri, uygulamaları önemli derece örnek teşkil etmekte ve genel bir
kanaat taşınmasına sebep olmaktadır. Örnek vermek gerekirse toplumda hacı, hoca
olarak bilinen kimseler kendilerine çeki düzen vermelidirler. Taşıdıkları imaj
dışına çıkmamaları gerekir. Bu görünen şablonun bir de diğer tarafında olanlar
vardır. Yani insanların bulunduğu konuma, şekline, imajına göre bakıp
değerlendirenler Tabiatıyla onların en büyük yanılgılarından beklide en
önemlisi önyargılarının böylesi bir kimselere teksif etmeleridir. Bu aynı
zamanda sosyolojik bir olgudur da. Kendileri bazı kıstaslara uymazlar, kalıplar
dar gelir dolayısıyla kolay olanı tercih ederler. Gıybet ve dedikodu ile
hareket ederler. Bundan dolayıdır ki karşılarında kendilerine göre bazı
inançsız veya inancı zayıf maksatlı kimselerce çizilen tipleri hatırlar ve
hatırlatırlar. Yani ellerinde çizilmiş, nitelenmiş ve tasvir edilmiş birçok
örnekler vardır. Bu nedenle de ; Göbek kaşıyan adam , Kaba-softa , Çember
sakallı , yobaz , bedevi gibi şablonlar hazırdır. Bu bakış açısı dar ve
maksatlı bir bakış açısından başka bir şey değildir. Ancak burada yine de bir
hususu hatırlatmakta fayda vardır. O da bir Müslüman ın iyi bir örnek
oluşturmasıdır. Yani Müslüman doğru olmalı, giyimine kuşamına, davranışına
dikkat etmelidir. İslam ahlakıyla ahlaklanmalıdır. Peygamber Efendimizin hayatı
insanlar için ne güzel bir örnektir.
İnsanlar üzülecekleri şeyleri çok yaparlar. Sonra da
pişman olurlar. Pişman olduğunu söylemek bir itiraf olsa da genelde iyi bir
davranıştır. Ancak itiraflar çok geç kendini gösterir. İşten geçtikten,
değerini kaybettikten sonradır. Bir de, beklide en önemlisi de değer verdiğimiz
ve vermediğimiz kimselere olan davranışlarımızdır. Bu davranışlarımıza her an
aynı kararlılığı gösterebilir miyiz Burası muhaldir. Karşımızdaki bir severiz
bir üzeriz. Mutluluğu birlikte yaşarız ancak olabildiğince de kırıcı ve kaba da
oluruz. Ancak o yakınımızda bulunan her kim ise aramızdan ayrıldıktan sonra
onun kıymetini görür ve idrak ederiz. Kabristana ayak bastığımızda birçok
tanıdığın mezar taşına hayıflanarak el süreriz.
Böyle durumlarda insan ölümün farkına varır mı
Varır, varmalıdır da elbette. Bir şeyin anlaşılması için
onun yaşanılması gerekir. Ve hakikat şu ki ölüm her şeyi küçültür.
Bir insan, insanlığını sadece bir toplulukta anlar. Hele
ki o insan ölmeye bir görsün.!
Biliniz ki bazı durumlar karşısında, İnsanlık öldü mü
deyişimiz de hatırladığımız insanlığımız unutulmaya!