İnsanlık!..

Abone Ol

İnsan hayatı boyunca bir güce ulaşmak için çırpınır

durur. Yakaladığı güç istediği gibi olsun veya olmasın bu kez daha da fazlasını

ister. Her ne halde olursa olsun arzular durduğu yerde durur mu

Daha fazla daha da yukarı çıkmak büyük emek ister. Böyle

bir davranış içine girmek yıpratıcıdır, yorucudur.

Günü geldiğinde insan yıprandığının da hesabını

verecektir. Burada veya orada fark eder etmez orasını biz bilmeyiz. Ancak

sezeriz, hissedebiliriz. Ancak insanlar bir yere gelebilmek için bedel ödemek

durumunda kalmaktadır. Bedel ödememek içinse konulan hedefe, yola baştan karar

vermeli ve çıkılmalıdır. Mücadele vermeden bir yerlere varabilmek imkânsızdır.

Kısa yoldan istedikleri yere gelmek isteyenler alın teri ve emeği göz ardı

ederler. Bu nedenle insan varmak istediği yere meşru yollardan varmalıdırlar.

Bunu yaparken de Hak rızasını gözetmelidirler. Yapılanlar doğru olmalıdır,

helal olmalıdır ve reva görmelidir. Her insanın doğruları kendine göredir.

Böyle bir doğru olur mu

Elbette olmaz. O halde doğruların adresi de aklın yolu

birdir mucibince olmalıdır. Yani adil olmalıdır. Yapılan her şeyin iyi olması

toplumun düşüncesiyle uyum sağlasa da bu hal Hak katına vurulmalıdır. Her insan

doğru olduğunu, doğru yürüdüğünü söylüyor ve savunuyor. Ancak insanlar her

doğru, iyi ve güzel diye savunulan fikirlerden, uygulamalardan bizar oluyorsa,

acı çekiyorsa, direniyorsa o iyilik, doğruluk ve güzellik nerede kalır

Kendilerini Hak yolunda olduğunu iddia edenler, ilahi düsturlar için hareket

ettiğini ileri sürenler veya öyle görünenler kendilerine daha da fazla dikkat

etmeleri gerekir. Toplumda bazı insanların imajı eğer ahlaklı, dürüst olarak

görülüyorsa sorumlulukları da oldukça ağırdır. Zira birilerinin yanlış

hareketleri, uygulamaları önemli derece örnek teşkil etmekte ve genel bir

kanaat taşınmasına sebep olmaktadır. Örnek vermek gerekirse toplumda hacı, hoca

olarak bilinen kimseler kendilerine çeki düzen vermelidirler. Taşıdıkları imaj

dışına çıkmamaları gerekir. Bu görünen şablonun bir de diğer tarafında olanlar

vardır. Yani insanların bulunduğu konuma, şekline, imajına göre bakıp

değerlendirenler Tabiatıyla onların en büyük yanılgılarından beklide en

önemlisi önyargılarının böylesi bir kimselere teksif etmeleridir. Bu aynı

zamanda sosyolojik bir olgudur da. Kendileri bazı kıstaslara uymazlar, kalıplar

dar gelir dolayısıyla kolay olanı tercih ederler. Gıybet ve dedikodu ile

hareket ederler. Bundan dolayıdır ki karşılarında kendilerine göre bazı

inançsız veya inancı zayıf maksatlı kimselerce çizilen tipleri hatırlar ve

hatırlatırlar. Yani ellerinde çizilmiş, nitelenmiş ve tasvir edilmiş birçok

örnekler vardır. Bu nedenle de ; Göbek kaşıyan adam , Kaba-softa , Çember

sakallı , yobaz , bedevi gibi şablonlar hazırdır. Bu bakış açısı dar ve

maksatlı bir bakış açısından başka bir şey değildir. Ancak burada yine de bir

hususu hatırlatmakta fayda vardır. O da bir Müslüman ın iyi bir örnek

oluşturmasıdır. Yani Müslüman doğru olmalı, giyimine kuşamına, davranışına

dikkat etmelidir. İslam ahlakıyla ahlaklanmalıdır. Peygamber Efendimizin hayatı

insanlar için ne güzel bir örnektir.

İnsanlar üzülecekleri şeyleri çok yaparlar. Sonra da

pişman olurlar. Pişman olduğunu söylemek bir itiraf olsa da genelde iyi bir

davranıştır. Ancak itiraflar çok geç kendini gösterir. İşten geçtikten,

değerini kaybettikten sonradır. Bir de, beklide en önemlisi de değer verdiğimiz

ve vermediğimiz kimselere olan davranışlarımızdır. Bu davranışlarımıza her an

aynı kararlılığı gösterebilir miyiz Burası muhaldir. Karşımızdaki bir severiz

bir üzeriz. Mutluluğu birlikte yaşarız ancak olabildiğince de kırıcı ve kaba da

oluruz. Ancak o yakınımızda bulunan her kim ise aramızdan ayrıldıktan sonra

onun kıymetini görür ve idrak ederiz. Kabristana ayak bastığımızda birçok

tanıdığın mezar taşına hayıflanarak el süreriz.

Böyle durumlarda insan ölümün farkına varır mı

Varır, varmalıdır da elbette. Bir şeyin anlaşılması için

onun yaşanılması gerekir. Ve hakikat şu ki ölüm her şeyi küçültür.

Bir insan, insanlığını sadece bir toplulukta anlar. Hele

ki o insan ölmeye bir görsün.!

Biliniz ki bazı durumlar karşısında, İnsanlık öldü mü

deyişimiz de hatırladığımız insanlığımız unutulmaya!