İnsanlık nereye koşuyor?

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.

İnsan, üzerinde ciddi olarak düşünülmesi gereken bir varlıktır. İnsan nedir, kimdir, ne yapar, niçin yapar, nasıl yapar? İnsan eser midir, müessir midir? Kul mudur, köle midir? Melek midir, hayvan mıdır? Bütün bu soruları isabetli bir şekilde cevaplamak için doğru bilgiye ve kaynaklarına yönelmek gerekir? Doğru bilgi nedir ve kaynakları nelerdir? Doğru bilgi bilinmeden, kaynaklarına müracaat edilmeden insan denilen varlığı doğru okumak mümkün olmaz. İki türlü bilgi vardır. Bunlardan birisi sadık habere dayanan bilgidir. Sadık haber, gerçeğe uygun olan haberdir. Diğeri ise, gerçeği yansıtmayan yalana ve inkâra dayanan bilgidir. Doğru haber iki çeşittir. Birincisi, mütevatir haberdir. Yalan üzere anlaşmaları ve birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun diliyle sabit olan haberdir. İkincisi mucize ile teyit edilen yani elçiliği sabit olan peygamberin verdiği vahye dayalı haberdir. Doğru bilginin iki kaynağı vardır. Bunlar Allah Teâlâ’nın kitabı Kur’an’ı Kerim, diğeri ise, Peygamberimizin sünnetidir. Biz, bütün sorularımızın cevabını, sıkıntı ve bunalımlarımızın çözümünü bu iki kaynakta arar isek hem bu dünyada, hem de ahiret âleminde saadet buluruz.

BATI BİLGİSİ

Bir gerçeği görmemiz gerekir. Türkiye olarak bugün, peşine takıldığımız batının esas aldığı ve kullandığı bilgi, yalana ve inkâra dayanan bir bilgidir. Bu yalan ve inkâr bilgisi üzerine inşa edilmiş Batı medeniyetini üstün sayıp, kurduğu düzene tabi olmak, özellikle İslam âlemine ve genelde inasanlığa esaret ve kölelikten başka bir şey sunmamıştır. Eğer biz Kur’an ve Sünnet bilgisine itibar edecek olursak, cahil batının esas kabul ettiği yalana ve inkâra dayanan bilgiye itibar edip ABD ’nin, İsrail’in, AB’nin peşine takılmayız. Niçin Türkiye bugün, yalana ve inkâra dayanan cahili bilgiyi esas kabul eden bu Batı’yı kendisine model kabul edip helak olmaya doğru koşuyor? Çünkü Türkiye’yi idare edenler, salim akla, doğru ve hak bilgiye dayanan ilime, coğrafya bilgisine, tarih şuuruna itibar ve iltifat etmiyorlar. Eğer Türkiye’yi idare edenler, salim akla, doğru ve hak bilgiye dayanan ilime, coğrafya bilgisine, tarih şuuruna itibar etmiş olsalardı, AB’nin ahlakını, aile yapısını, cemiyet hayatını, materyalist eğitimini benimseyip, bu cahili uygulamalar ile toplumu tanınmaz hale getirmezlerdi. Eğer Türkiye’yi idare edenler, salim akla, doğru ve hak bilgiye dayanan ilime, coğrafya bilgisine, tarih şuuruna itibar etmiş olsalardı, faizci kapitalist nizamı benimsemez ve böylelikle devleti, iş adamlarını, esnafı ve halkı faize, haksız vergilere ezdirmezlerdi. Tarım ve hayvancılığı, sanayiyi, madenciliği öldürmezlerdi, israf ve rant ekonomisini yürütmezlerdi. Eğer Türkiye’yi idare edenler, salim akla, doğru ve hak bilgiye dayanan ilime, coğrafya bilgisine, tarih şuuruna itibar etmiş olsalardı, ABD ve İsrail’i stratejik müttefik edinmez, Irak ’ın, Libya’nın, Sudan’ın, Yemen’in, Suriye ’nin bölünmesinin, Afganistan’ın, Pakistan ’ın, Mısır ’ın ve bütün İslam coğrafyasının tahakküm altına alınmasının aleti olmazlardı.
Eğer Türkiye’yi idare edenler, salim akla, doğru ve hak bilgiye dayanan ilime, coğrafya bilgisine, tarih şuuruna itibar etmiş olsalardı, “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Saadet Dünyası”nın kurulmasının öncüsü olurlardı. Adil Bir Düzen’in, İslam Birliği’nin kurulması için Erbakan Hocamız ve samimi Milli Görüşçüler-Saadet Partililer gibi yollara düşerlerdi ve tarihe işbirlikçiler olarak değil, kahramanlar olarak geçmenin derdini taşırlardı.

TEMEL BOZUK OLUNCA

Ben Müslümanlardanım diyenlerin bilmesi gereken bir gerçek de şudur. Batı medeniyeti diye bilinen ve Türkiye’yi idare edenlerin yöneldiği batı cahiliyesinin kendine göre bir inanç sistemi, yaşayış biçimi, ahlâk anlayışı ve devlet düzeni vardır. Çağımız batı cahiliyesinin benimseyip kabul ettiği inanç sistemini, yaşayış biçimini, ahlâk anlayışını ve devlet düzenini benimsemek ve burada çare aramak Müslümanlık inanışıyla bağdaşmaz. Çunkü batı cahiliyesinin dört açıdan temeli bozuktur. 1. Batı cahiliyesi, kemal sıfatları ile muttasıf tek bir ilaha değil, zannettikleri birden çok varlığa, dişi varlıklara ilah olarak inanmaktadır. NİSA 117: “Onlar, O’nu bırakıp da (bir takım) dişilere taparlar. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.”


2. Batı cahiliyesi, yaşam biçimi olarak da helal ve haramı olmayan, yardımlaşmayı esas almayan hayat tarzını benimsemiştir. Bu hayat tarzıyla İslam’ın benimsediği hayat tarzı arsında hiçbir benzerlik yoktur.

3. Batı cahiliyesi Kur’an ahlakını reddeder, nefislerini ilah edinenlerin ahlakını kabul eder.

4. Batı cahiliyesi, güçlünün hukukunu koruyan, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir gardiyan devlet anlayışını benimsemiştir. Bizim benimseyeceğimiz devlet ise, herkese hizmeti esas alan garson devlet anlayışıdır. Temeldeki bu sakatlıktan dolayı batı cahiliyesinin ürünü olan “faizci kapitalist düzen” uygulamaları ile ülkemiz inansının ihtiyaçlarını, bol ve ucuz olarak karşılamak ve saadetini sağlamak mümkün olmaz. Kitabımızda yalan olmaz: MAİDE 50: “Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” İnsanlar nereye koşuyor? Sorunun cevabını herkes bulmak zorundadır. Ve her insan doğru bir inanışa ve adil bir düzene doğru koşanlardan olmak için özel bir gayret göstermelidir. Esaretten kurtulmanın başka da yolu yoktur.

MİLLİ GÖRÜŞE KOŞMAK

İnançta, ilimde, ibadette, ahlakta, öğretimde, sosyal konularda, siyasette, dış politikada savaş ve barışta, dost ve düşmanlıkta İslam ve cahiliyye vardır. Milli Görüş, “din ve düzen” olarak İslam’da karar kılmış olanların yoludur. Ne mutlu koşusunu Milli Görüş yolunda yapanlara, selam hidayete tabi olanlara…