Statükonun serin gölgesinde olası İstanbul Boğazı için peşkeş çekilen arsalar kadar geniş yer edinip genleşmeyi başaranlar, didinip elde ettikleri rahatın kendilerine batmaması için aşırı çaba göstermek zorunluluğu hissederler. İnsanlığa düşman bir sistemin süreğini sağlamak için bürokrat, asker, görevli olmak gerekmez. Biraz aptal olmak yahut kötülük istemek, kötülüğün insanlığa baskın hale gelmesini öncelemek yeterlidir. Günümüzde hiçbir surette sorgu sual gerektirmeyen bu durum, aklı erenler için kuyruğun dik bir konumda kalmasını, onurun fevkinde görmeyi gerektirir. Kuyruk dik durduktan sonra neresi açık kalsa mühim değildir. Zaten herhangi bir krala çıplaklığını hatırlatacak dirayet kalmamıştır. Göz çıplaklığa alışmış, açıkta kalan uygunsuz görünümler sıradanlaşmıştır.
Mekân muhabbetini yaşam algısının üstünde tutan bu zümre, nedense kendi damarında dolaşmakta olan kanı önceler. Genel olarak insan kanı hiç önemli değilken bunların kanı bir başkadır. Kutsaldır bunların kanı ve bilmem hangi hastanede yatmakta olan hasta için acil kana ihtiyaç varsa ona bağışlamak zayi etmek sayılır. O kan aynı zamanda toprağın sosudur. Aralarında pay ettikleri arsalar, bu sebepten değerli olabilir. Ya da kan bulaşmış, kanla sulanmış toprak parçası aşırı değer kazanıyor olabilir. Yerli ve millidir bunlar. En az Çelik Bilek kadar vatanseverdirler. İçlerinde yaşayan, içinde yaşadıkları bütün unsurlar (akıl, fikir, görüş vs. ayırt etmeden) mekân, vatan, devlet tanımlarına hiç bulaşmaksızın vatanseverdir. Toprak mesela bir şairin dediğine göre uğrunda ölen varsa vatandır. Diğer bir şair der ki; aldanma şair sözü elbet yalandır.
Bu topraklarda yaşayanlara has sahiplenme dürtüsü bir başka toprak parçasında doğup büyümüşlere izafe edilemez. Her karışı kanla sulanmış olsa dahi Suriye, Irak, Afganistan toprakları pek de kutsal sayılmaz. Ya da kutsallık atfedebilmek için yeterli kan oranına ulaşılamamıştır. Buna binaen mezkûr topraklarda bulunan bir başka ülkenin askerleri kutsal bir görevi ifa etmektedir ama Suriye, Irak, Afgan askerleri bu kutsiyetin dışında kalıverir. Herhangi bir ülkede mevcut rejimi koruyan kolluk kuvvetleri bile kutsal bir görevi ifa ederken mesela Suriye rejimini koruyanlar terörist sayılıverir. Savaşa yanaşmayıp ülkesini terk edenlere gelince; tanım koyamadığımız her insan için söylediğimiz gibi onlar çingene kabul edilebilirler. Yersiz ve milsizdirler. Hatta yaşanmaz hale getirilen toprakları, uğruna ölmekten çekindikleri için vatan sayılmaz.
Ziyadesiyle yerli ve milli tarih öğretmiştir ki bu topraklarda yaşayanlar düşmanı denize dökmekle maruftur. Sadece düşmanla sınırlı kalmaz; çer çöp, moloz, katı-sıvı atık ve göçmenler de denize dökülür. Bilumum akarsular da denize dökülür ama bu tür dökülmeler pek akış yönünde ve doğal yoldan değildir. Doğu ve güney cihetinden gelen canlar, akarsu saflığında insanlar denize dökülür. İnsan kullanımından çıkarılmış maddeler denize dökülür. Kullanım imkânı kalmayan insanlar denize dökülür.
Demirel’in söylediği gibi; “Ege bir Türk gölü değildir. Ege bir Yunan gölü de değildir. Binaenaleyh Ege bir göl değildir.” Heyhat, Demirel’e rahmet okutanların demirden eli insanlığın ümüğündedir. Gevşedikçe ellerinden düşüp kurtulduğunu/kurtulacağını sananlar Ege’nin derin sularıyla, sonra çok taraflı sahilleriyle tanışır. Çoluk çocuk, ailecek tanışır üstelik. Belki denize girişlerinin yasaklandığı Bandırma sahili gibi nargile fokurdatamazlar. Aç bırakılan, çok görülen, tahammül edilemeyen boğazlarıyla fokurdayan insanlığa mütevazı bir katkıda bulunurlar.
Bütün bunlar, vatanseverler hava günlük güneşlik diye çoluk çocuğunu alıp Karadeniz, Akdeniz, Ege, Marmara kıyılarına doğru gezintiye çıktığında olur. Firavun gölgesinde fazla mesai yaptıkça adamakıllı Kıptileşen rahatlarını hiçbir şey bozamaz. Öyle ki göçmenlerin denize girişleri yasaklanınca da o rahatın kaçmadığı görülmüştür. Denizi yasaklayıp Meriç Nehri’ne razı etmek gibi bir proje geliştirmişlerdir. Denizlerine sokmadıkları insanların Meriç’e atlayıp Ege sahillerine ulaştığını gördüklerinde başarılarını, misafirperverliklerini kutlayabilirler. Haklarıdır. Böyle kahraman bir millettirler.
Ege’de denize döktüklerini söyledikleri Meriç’te nehre döktüklerine sahip çıkmak için eylem yaparken bunlar Batı’nın gâvurluğundan söz ederler. Öyle de Müslüman’dırlar. Düşünebilirlerse insan bile olurlar.