İnsanlığın yüz akı Gazzeliler

Abone Ol

362 km2’lik bir alanda, boyu 40 km, eni 6 ile 12 km arası değişen bir küçük kara parçası. İsrail’in tüm dünyadan izole ettiği bir açık hava hapishanesi. Beykoz ilçesi kadar bir yere sıkıştırılmış iki buçuk milyon insan. 70 senedir itile itile daracık bir alanda mahsur kalmış iki buçuk milyon mert insan. Tüm baskılara rağmen topraklarını terk etmemek için direnen, o koşullarda yaşamaya devam eden, umudun, tevekkülün timsali iki buçuk milyon asil insan. 70 senedir sayısız katliamlar yaşayan yerleşimci etiketi takılmış işgal kuvvetleri tarafından evinden toprağından koparılan, göç ettirilen mütevekkil insanlar. Hemen hepsi eğitimli, gayretli, geleceğe umutla bakan insanlar. Kendilerini temsil etmek üzere 2006 yılında HAMAS’ı seçen bu çilekeş insanlar, ilk defa kendilerinden olan bir ekibin liderliğinde cihat şuuruyla organize olmak imkânı buldular. İsrail zulümlerini çoğalttıkça Gazze halkı da tek vücut olma yönünde ilerledi. İşte Gazzelileri 7 Ekim şahlanışına hazırlayan da bu altyapı oldu. 2006 yılındaki Filistin genel seçimlerde HAMAS Filistin çapında %44 oy alarak, %42 alan El-Fetih’i geçtiğinde yeni bir dönem başlamıştı. İsmail Heniyye 2006 yılında başbakan olduğunda ev adresi El-Şati mülteci kampı, Gazze, olarak kayıtlara geçti. Mülteci kampından başbakanlığa. Halk kendi içinden, kendi gibi birini temsilcisi seçmişti ve sonrasında da HAMAS’ı hiç bırakmadılar. Heniyye de onları bırakmadı, şımarmadı, değişmedi. Yeni hükümeti kurdu. Dört ABD üniversitesi mezunu, üç İngiliz üniversitesi mezunu bulunan kabinede iki profesör, sekiz doktora sahibi, iki cerrah, dokuz mühendis, dört İslâm hukukçusu bulunmaktaydı; kabine 44 yaş ortalamasıyla genel olarak genç ve yüksek eğitimli kişilerden oluşmaktaydı. Bu mutluluk Cumhurbaşkanı Abbas ile olan sürtüşmeler sonucu Abbas’ın 2008 yazında meclisi feshetmesiyle sonuçlandı. Abbas, Ramallah’ta acil durum hükümeti kurarak Heniyye hükümetini feshetti, Filistin Yasama Konseyi’ni durdurdu. Bu andan itibaren HAMAS Gazze’de, El Fetih Batı Şeria’da iktidarını sürdürdü. Gazzeliler için bu, izolasyon ile geçen ve 16 yıldır süren bir sıkıntı dönemiydi. Aradaki sınırsız İsrail müdahaleleri ve katliamları bilinçlenme ve keskinleşmeye sebep oldu.
Batı tüm Filistin’in 76 yıllık işgalini görmezden gelip, her fırsatta Gazze’yi ve Batı Şeria’yı bombalayan İsrail’e tek laf etmeden, olaylara 7 Ekim’den milat vererek tam bir çarpıtma yapmakta. Bu son Filistin-İsrail savaşı tam bir turnusol kâğıdı görevi gördü. Batı’nın ahlaksız ikiyüzlülüğü artık saklayamayacakları bir açıklıkta ortaya çıktı. Rusya’nın Ukrayna işgalinde şehirlere ilk düşen Rus bombaları sonrasında derhal Putin’i savaş suçlusu ilan eden Batı, İsrail’in savaş suçlarını örtmek ve hatta aklamak yarışında. Defalarca el değiştiren Kudüs tarihini iyi incelemek lazım. Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyubi’nin, Yavuz Sultan Selim ve nice komutanın her şehri aldıktan sonra halka zerre kadar eziyet etmemiş ve dini özgürlük tanımış olduğu bilinirken, Batılı haçlılar her işgalden sonra şehirde yaşayan “diğer” halkı katliamdan geçirmişlerdir. Hollywood yapımı olmasına rağmen gerçeklere dayalı bir film olan 2005 yapımı Cennetin Krallığı filmi Selahaddin Eyyübi dönemindeki Kudüs’ün fethini konu alır, seyretmeye değer. Batı’nın şu andaki durumu, yüzündeki makyajın akmasıdır, o kadar. Yoksa güce dayanan bu materyalist sömürgeciler hep aynıydılar, hâlâ da aynılar. Özgürlük dedikleri kendilerinin krem tabakasına, o kadar. Ukrayna savaşında Rus haber sitelerini yasaklayan Batı’nın özgürlüklerden ne anladığı ortadadır. Filistin’deki katliamları duyuran hesapları engelleyen sosyal medya şirketleri ortadayken Batı’nın hangi özgürlük mavallarına inanırız artık? Filistin’e özgürlük diyerek gösteri yapan Amerika’daki üniversite öğrencileri sebebiyle üniversitelere “ya bunları okuldan atın ya da üniversitenizin ödeneğini kesilir” diye Amerikan meclisi şu sıralar kanun çıkartıyor.

Ve 7 Ekim…

HAMAS mücahitleri sınırı tünellerden ve duvardan aşarak 7 ayrı noktadan İsrail içinde şimdiye kadar yapılanın en büyüğü bir askeri eylem yaptı. Sınıra yakın askeri üsler ele geçirildi. Bu saldırı sırasında İsrail in “yerleşimci” dediği işgalcilerin de içinde olduğu pek çok asker öldürüldü. Batı bu insanlara sivil diyor, ancak toprağımızı, evimizi işgal edip, bizi atıp kendisi buraya yerleşen ve etrafları askeri birliklerce kuşatılıp korunan kişiler sivil olamaz. Aslında bunlar işgalin ana unsurlarıdır. Askeri bir kalenin içinde yaşayan herkes askeri unsurdur. Askeri üsse baskın düzenlendiğinde bu sırada içerde düzenlenen konserde ölenler için sivilleri öldürdüler demek akıl dışıdır. Zaten İsrailli resmi yetkililerin teyit ettiği ve Hanibal doktrini denen ve Yahudilerin esir alınmasını önlemek için çatışma alanına aşırı bir güçle müdahale edip karşı taraf savaşçılarıyla birlikte kendi insanlarını da öldürmesini düzenleyen bir askeri planın da birçok sivil ölümden sorumlu olduğu değerlendirilmektedir.

Gazzeliler bu harekâtta olağanüstü bir cesaret ve zincirlerden kurtulma refleksi gösterdiler. Tüm dünyayı şaşkına çeviren işte tam da bu korkusuzlukları oldu. Tüm dünyaya ama galiba da esas biz Müslümanlara insanlığı ve şerefi hatırlattılar. İnsanlığın yüz akı oldular. Hepimiz için, kendim dâhil “Bu insanlardan hâlâ umut var, Müslümanlar hâlâ diri ve izzetli…” diyebiliyorum artık. Bu olayların ortalama Batı insanına yansımasının da uzun vadede tahmin edebileceğimizden çok fazla olacağına inanıyorum. Lübnan saldırıları hariç yaklaşık 17 bini çocuk, 11 bin 378'i kadın olmak üzere 41 bin 615 Filistinli şehit edildi, 96 bin 359 kişi yaralandı. Bunların bu fedakârlıklarının dünyanın değişimine imkân sağlayabileceğini düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın, hükümetler veya Batı’nın azgın çok uluslu Ebu Cehillerinin insafa gelmesini tabii ki beklemiyorum. Batı’dan merhamet, insaf bekleyenlere de acırım işin doğrusu. Ama Batılı halklar içinde insaf sahibi pek çok insanın İslam’a, Müslümanlara olan bakışı sarsıldı, değişti. “Bu tablo, bize yıllardır anlatılanı doğrulamıyor, dünyada başka şeyler oluyor” diyenler oldu. Batı’ya hâkim güçler bunların ne kadarını zaman içinde unuttururlar, insanlarını ikna ederler, ne kadarı bu şanlı şehitlere duydukları sempati yüzü suyu hürmetine zihinlerindeki bu soru işaretlerini kurcalamaya başlar, ne kadarı bunun sonunda zihni bir yolculuğa çıkmayı göze alabilir, nereye varırlar, zaman gösterecek. Ama bir şeyden eminim ki; bu kırk bin şanlı şehit kendilerini kurtarmakla kalmadı, insanlık muhayyilesinde çok derin bir iz bıraktı.

Allah hepsinden razı olsun. Evlatlarını, evlatlarımızı muhafaza etsin.

Murad Asiltürk, 4/10/2024, İstanbul