İnsanlığın sonu, tarihin sonu

Abone Ol

Yaşadığımız şu zamanda, insanlığın içinde bulunduğu durum

bir tükenişi gösteriyor. İnsanlığın tükenişini.

Karanlık bir ruh insanlığın üzerine abanmış durumda.

Soluk alınmayacak kadar boğucu, göz göremeyecek kadar zifiri karanlık.

İnsanlıktan öncelikle sorumlu olan olması gereken

Müslümanlardır. Müslümanlar, kendi özlerinden koptuklarından, dağılıp

paramparça olduklarından insanlığın dengesi bozuldu, alt üst oldu. İnsana insan

olarak bakan, değer veren, asıl konumunu tanımlayan İslâm, Müslümanların içinde

bulundukları durumdan ötürü devre dışı. İslâm insan hayatından çıkarılınca,

insanlığın üzerine abanan, çöreklenen emperyalizmin karanlık ruhu salt kendini

ve çıkarlarını düşünür.

Bugün, yaşanmakta olan dramların, acıların, keder ve hüzünlerin

başlıca sorumlusu Müslümanlardır. Müslümanlar aslî konumlarını terk

ettiklerinden doğal olarak insanlık sahipsiz kaldı. İnsana insan olarak

bakmayan kültürlerin egemenliği altında, çıkarları için kullandıkları, kullanır

gibi düşündükleri insanları veya insanlığı köle ötesi bir varlık olarak

görüyorlar. Müslümanlar üzerine ağdırılan zulmün artık insanlık ötesi bir durum

olduğu gerçeği göz ardı edilemez.

Şu son zamanlarda egemenlerin bir bütün olarak dört bir

yandan Müslümanlar kuşatma altında. Sahipsizdirler. Zaten zulmedenlerin belli

hedefleri var.

İslâm coğrafyası geniş bir alanda yer alıyor. İlâhi

takdir, bütün bu ülkeler birbirleriyle komşudurlar. Pakistan dan Atlas

Okyanusu na kadar boydan boya birbirleriyle bağlantılıdırlar.

Zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklara sahiptirler. Genç

nüfusları ve enerjileri bir başka avantaj. Dünyanın merkezine de sahiptirler.

Ne kuzey kutbu ne de güney kutbu gibi uçlardadırlar.

Müslümanların en büyük imkânı ve gücü inançlarıdır,

imanlarıdır. Bu, Müslümanlar için bir aşktır, sevdadır. Kur an, sünnet ve hadis

gibi hayatlarını belirleyen sağlam bir yolları bulunuyor. Kur an

tartışılmazdır. Karşıtları kendilerini ne kadar zorlarlarsa zorlasınlar asla

onun özünü, özgünlüğünü insanlığın dikkatinden kaçırmazlar. Bundandır ki

Müslümanların içine sızan egemen güçlerin oryantalist ruhluları ve ajanları

içten içe Müslümanları birbirine düşürüyor ve parçalıyorlar. Müslümanlar da ne

yazık ki günümüzde buna teşnedirler. Silâhları birbirlerine çevirdiler. Bu da

emperyalizmin işini kolaylaştırdı. Emperyalizmin savaşçıları ve mücahitleri kesildiler dolaylı olarak.

Tanzimat sonrası aydınlar yüzlerini Batı ya çevirdikten

sonra tam bir yenilgi ve teslimiyet duygusu içinde oldular. Kendilerini küçük

gördüler. İslâmî bilincin yükseldiği, gerek siyasal gerekse kültürel iktidar

dönemine girildiği şu zamanda Müslüman aydınların ve siyasa adamlarının Batı ya

yüzlerini çevirmeleri, yenilgi duygusuna kapılmaları teslim olmalarına neden

oldu. Onlarsız asla yapamayız düşüncesi baskın hale gelince onlar da

inançlarının özünü bir anlamda terk etmiş oldular. Karamsarlık ve yenilgi

Müslümanlar için kabul edilemez bir duygu ve düşüncedir. Böylece kendiliğinden

onlar da zalimlere teslim oldular. Dünyevilik de akıllarını başlarından aldı.

Başkalarını suçlama, sorumluluklardan kaçma anlamına

gelir. Bu, biraz da işin kolayına kaçmadır.

Müslüman aydınları bekleyen en önemli sorun İslâmî

bilincin bütün yönleriyle yeniden topluma aşılamaları ve öncülük görevlerini

hakkıyla yerine getirmeleridir. Çabasız hiçbir şey olmaz. Durduk yerde

istenilen sonuçlar da elde edilemez. Yüksek değerleri yeniden hayata

geçirmeleri gerekiyor. Öncelikle kendileri bunu hayatlarına uygulamalıdırlar.

Sorumluluktan kaçma yenilgileri büyütür. Yok olmaktan da asla kurtulamazlar.