İnsanlığın kalibresi: Vefa

Abone Ol

HER insan, hayatının başında bir bütünlük ideali içinde bulunur. Daha sonra şartlar ve durumlar, insanı bu bütünlükten kopmaya iter, koparmaya çalışır. Adeta insanı, insanlıktan uzaklaştırma harekâtıdır bu. Bu kopmaya karşı direnç oluşturmak, insanlığı kavramanın ilk adımıdır. Bu adım, beraberinde sorumluluğu da getirir. Hayat ilerledikçe bilgimiz arttıkça sorumluluğumuz da arttığı için direnç de artar. Eğer bu direnç azalmaya yüz tutuyorsa, gün geçtikçe, hasbi olmakla hesabi olmak arasındaki durum değerlendirmesi başlamış demektir.

Bu direnci kaybetmemenin bir yolu olmalı Evet, var: ahdetmek. Aslında, ahdi olmayan insan yoktur,  ahdini unutan insan vardır. “Evet, sen bizim Rabbimizsin” dediğimiz bir ahdimiz var. Bu ahdi unutmak, insanlığı-nı unutmaktır. Hz. Ali bunun önemini, “insanlık vefadır” sözüyle ispatlamaktadır.  Bu sebeple vefa, ahdi olanın bir sorumluluğudur. Vefalı olmak, ahdini hatırlamakla başlar. Vefasızlık ise, ahdi unutmanın bir tezahürü... Bu tezahür, ölümü ertelemenin bir sonucu olduğundan vefasızlık, ölümü ötelemenin bir diğer adı oluyor.

Ölümün belirsizliği, vefanın sigortasıdır. Ölümü öteleyerek yapılan işler vefasız, hatta pervasızdır. Çünkü verilen ahd unutulmuştur. Bu unutmadan dönülmezse adı nankörlük olur. Nankörlük ise küfre giden yolun başlangıcıdır. Verilen nimeti hatırlayarak bu yanlış yoldan dönebiliriz. Nimet: sadakattir. Gerektiğinde kaşıkla alınmalı, yokluğunda ise damlasına bile her şeyden vazgeçerek onsuz kalınmamalıdır. En önemlisi ise; sadakat aç karnına alınmalıdır. Ruhlar yaratılmadan önce rızıkların yaratılması başka ne ile anlaşılabilir ki... Bunu anlayanlar, şartlar ve durumlar ne olursa olsun nasıl vefasız olabilir ki...

Şimdi, hayata olan direncimize bir bakalım. İnsanlığın kalibresi olan vefadan elimizde ne kadar daha kaldı bir göz atalım. Hasbilik yerini hesabiliğe bırakmışsa, elimizde bir şey kalmamış demektir. Hayatın gerçeğini değiştirerek kendini kandıranlar söylesin: paha biçilmez bir değere ne kadar değer biçtiniz!

Hayat bütünlüğü, ahde gösterilen sadakat bütünlüğüdür. Hayatta olmak, bu bütünlük oranında gerçekleşebilir. Bütünlük bozulduğunda hayatta olmayan ama nefes alan bir canlıya dönüşürüz. Sadakat yerini profesyonelliğe bırakınca, “hayatın gerçeği bu” zannedilir. Halbuki, hayatın en büyük yalanı budur. Bu yalana önce kendimizi, sonra da başkalarını inandırırız. Hep aynı yerden düşürülürüz: önce güçlü olmalıyız! Üstelik bunu ayakta kalmak için yaparız ne yazık ki... Ve böylece, insanlığımızdan uzaklaşmaya başlarız, çünkü insanlık vefadan ve sadakatten başka bir şey değildir. O halde, ihtiyaçları için yaşayan” değil, “ne için yaşadığını bilen” insan olmak gerek! Kalibremiz buna bağlı…