Sanayinin, teknolojinin, bilişimin doruğa ulaştığı bu
zamanda, insanlığa tebelleş olan egemenler, salt kendi çıkarlarını
düşünüyorlar. Bütün bu araçları çıkarları uğruna sınırsız, sonuna kadar
kullanıyorlar.
Yeryüzü insanlığın ortak malıdır. Allah, insanlar ve
diğer canlı varlıklar için yarattığı bu dünyayı yarattı. İnsanlığın ortak
tarlası olan yeryüzü, bazıları için değildir, böyle bir hakka sahip de
değildirler.
İnsanlık bilinçle, yeryüzünün hakir kullanılmasına engel
olmalı.
Müslümanlar ancak böyle bir bilinç ve duyarlığa sahip
olmak zorundadırlar. Başka bir seçenekleri yok.
Müslümanlar salt kendilerinden sorumlu değildirler. Bütün
insanlıktan sorumludurlar.
Batı dünyası karanlık, karanlığını insanlığın üzerine
sürekli olarak ağıyor. Bunu kendi yandaşlarıyla, ortaklarıyla paylaşıyor
sadece. Kendilerine payanda olanlar ise sadece bundan az bir pay alıyorlar.
İnsanlığın ortak paydası birlikte yaşamayı bilmek olmalı.
Batı, yerüstü ve yeraltı birikimlerini sonuna kadar
tüketti. Şimdi gözü bakir alanlarda.
Batı’nın bu tutumu geleceği tüketmeye dönük. Geleceğine
bir şey bırakmıyor.
Müslümanlar, sofralarındaki, “Aşırı yememek, içmemek,
israf etmemek” üzerine duada bulunuyorlar. Bu, salt yeme-içme ile sınırlı
değil. Hayatın bütün alanları için geçerli.
Batı, karanlık ruhludur. Karanlıkta insanlığa daha da
zulüm yapıyor. Bulanık suda balık avlama gibi. Kurtların sisli havayı sevmeleri
gibi.
İnsanlığın üzerine abandıklarında anarşi oluşturuyorlar.
Gerilimleri tırmandırıyorlar. İnsanlığı birbiriyle vuruşturuyorlar. İnsanlığın
huzurunu sağlamak değil, karmaşa oluşturmak, silâh tüketimini sağlamak…
Sağlık sektörünü de böyle kullanıyorlar. İnsanlığın şifa
bulması için değil, insanlığın daha çok hastalanmasını, daha çok ilaç
tüketiminin sağlanması amaçlanıyor.
İnsanları sınıflara ayırıyorlar. Kendilerini üst insan
olarak görüyorlar.
İnsanlığa kavmiyet tohumlarının saçılmasına onlar
nedendir.
İnsanlığın uç unsurlarını körükleyenler onlar.
Öfke ve düşmanlığı onlar kışkırtıyor.
İslâm insanlığın huzuru, barışı için var.
Aşırılıklardan uzak tutuyor. Bu salt yeme-içme israfıyla
sınırlı değil.
Aşırı yemeyi, içmeyi, uyumayı, konuşmayı sınırlıyor.
Akrabaya, komşuya ve insanlığa vergili olmayı öneriyor.
Adil olmayı, başkasının haklarını korumayı öngörüyor.
İnsanlığın her türlü hakkını korumayı da. İnsanlığın hakkını gasp etmek,
zulmetmek büyük günahlardan. Bu tür davranışlar içinde bulunanlar kul hakkı
yemek ve üstlenmek ile tanımlanırlar. İnsan bu tür günahlara bulandığında
insanlıktan hak helalliği dilemek, haklarını iade etmek, sahiplerine teslim
etmek zorunda. Yoksa bu vebalden asla kurtulamaz.
İnsanlığı bekleyen karanlık gelecek, Müslümanların
İslâm’dan uzaklaşmalarıdır.
İnsanlığın sevgiyle İslâm ile bulaşması sağlanmalı.
Müslümanlar insanlara sevgiyle yaklaşmalı. Dar
zamanlarında yanında olmalı. Ellerinden tutmalı. Sorunlarına ortak olmalı,
dertlerini paylaşmalı. Acı çekmeli.
İnsanlığın İslâm’a ve Müslümanlara gereksinimi var.
Bu, insanlığın geleceği için çok önemli.
Batılıların insanlığın üzerine abandırdığı karanlıkları
dağıtmakla yükümlü. Bana ne deme hakkına sahip değil. Müslüman hem kendinden
hem de insanlıktan, doğadan, yaratılmış her nesneden sorumlu.
Zaman daralıyor. Bir an dahi boş geçirilmemeli.
İnsanlık kuşatılan tehlikelerden arındırılmalı. Yaşama
güveni sağlanmalı.
Başka bir yol ve çözüm yok.