Son on yıllarda insanlık bilincini yitirmiş bir durumda.
Önü alınamaz, gözü kara ve bir çılgınlık hâli yaşanıyor. Bir olay kitleleri
ayağa kaldırmaya yetiyor. Nedense tetikte bekleyen bir kurşun gibi, gergin
yayda bekleyen bir ok gibi duruyor insanlar.
Arap Baharı öncesinde bir gencin kendisini Tunus ta ateşe
vermesiyle başlayan ayaklanmaların önü alınamaz dalgalar gibi bir çılgınlığın
oluşumu ve sonrasının getirdiği büyük felâketlerin nelere mal olduğu ortada.
Türkiye de Gezi Parkı olaylarıyla başlayan süreçte
yaşanmakta olanlarla iş iyiden çığırdan çıkmış durumda. Kimin ne yaptığı, nasıl
davranacağı kestirilemiyor. Masum bir olayın birden büyük bir patlamaya neden
olması, sert tedbirlerin getirdiği süreç ile artık olaylar kontrol edilemez
durumda. Büyüklük gösterileri her zaman için tehlikelidir.
Öte yandan tetikte bekleyen memnuniyetsizler toplumun en
olmadık kesimlerini bir araya getirmeye neden olabiliyor. Bu cinnet halinin
salt kitleler düzleminde değil bireysel düzlemde de önü alınamaz oluyor. Bir
babanın önce iki çocuğunu ve eşini, ardından hayatta kalan diğer çocuğunu gidip
okuldan alması, götürüp bir binanın çatısından atması ardından kendisini
öldürmesi tanımlanamaz bir psikolojik gerilimin sonucu. Bir olayı ve durumu
alabildiğine sivriltmek insanlığı germek için hazır bekleyen ve bunları yöneten
belli egemen güçler var. Ve artık bu hareketleri yönlendiren merkezler
bulunuyor. Bir kitleyi ayaklandırmanın ve ortamı germenin birçok nedeni
bulunuyor.
İnsanlığın memnuniyetsizliği birçok yönden ele
alınabilir. Demokratik ve siyasal çekişmeler, iktidar ve dünya hırsı nasıl bir
takım insanların gözlerini karartabiliyorsa en masum olan alt katmandakilerin
böyle bir duruma itilmesi kaçınılmaz oluyor.
Bir kesim iktidar gücünü eline geçirdiğinde geride kalan
diğer kesim mazlum ve mağdur durumuna düşüyor ne yazık ki. Adaletle
yönetilmeyen toplumlarda sosyal kesimlerin baskıları diğerlerinin üzerine bir
karabasan gibi abanıyor. Her yıl milyonlarca insanın okullardan mezun olduğu ve
iş bulamadığı bir toplumdaki gençleri avutmanın ve denetlemenin güçlükleri
bulunuyor. Dahası iktidar çevresinin torpillerle sadece kendi parti
mensuplarını veya hatırlı kimselerin ve her dönemin insanlarının yakınlarına
olanak sağlaması ile diğer kesim insanlarının kendi başına terk edilmesi
elbette bir adaletsizliktir. Bir devlet yönetimi kendi insanına adil ve eşit
bir düzeyde bakmıyorsa zaten sorunlar zaman içinde bir yumağa dönüşür.
İnsanlığa güven verecek bir bakış ve hatta yönetim biçimi
kesimleri kısmen de olsa rahatlatır. Gezi Parkı sonrası toplumun hemen bütün
kesimlerindeki memnuniyetsizlerin ilginç bir biçimde buluşmasının tanımı
sağlıklı yapılamadı ve üzerinde yeterince durulmadı. Salt siyasal gerilimle
tanımlanmaya çalışılması yanlış sonuçlara götürdü. Üstüne üstlük sosyal medya
ve diğer medya toplamının bu yangınları körüklemesi ve yakıcı taşınması süreci
hızlandırdı. Memnuniyetsizler bütününe bakıldığında, işsiz gençler, mezhepler,
karşı siyasal topluluklar, eşcinseller, antikapitalistler, örgütlerin,
kapitalistlerin ve sermayedarların bir arada buluşması oldukça ilginç bir
durum. Sermaye çevreleri ancak lojistik destek sağlarlar, doğrudan katılmazlar
bu gibi durumlara. Çünkü onlar her şeyin hesabını çok iyi yaparlar ve asla
kendi canlarını feda edecek bir davranışta bulunmazlar. Sadece mallarından bir
miktarını feda ederler. Çünkü sonuçta daha fazlasını kazanacak durumdadırlar.
İnsanlığın ve dahası gençliğin, iş bulamayan bir babanın
yaşadığı gerilim asla gözerdi edilemez. Adalet eğer toplumun bütün kesimlerine
yayılmaz ise elde edilenler adil olarak paylaşılamıyorsa ve her şeyin artık
ayan beyan olduğu bir düzlemde insanları tatmin etmek, susturmak, bastırmak
öyle kolay olmasa gerek. Gözü dönmüşlük öyle bir noktadaki masum bir insanın
ölümü bahane edilerek başkalarının öldürülmesi, linç edilmesi izah edilebilir
bir durum değil. Allah milletimizi korusun ne yazık ki büyük bir felâketin
eşiğinde bulunuyoruz.