İnsanlık tarihinin en karanlık, en karmaşık, en duyarsız,
en bilinçsiz dönemi. İnsanlık yıkılıyor, insanlık ölüyor, insanlık
duyarsızlaşıyor, insanlık bencil, insanlık çıkarcı, nemelâzımcı ve
vurdumduymaz. Böyle bir durumda bir yanıyla kendi kendisini sorumsuzluğa terk
etmiş durumda. Her gecen gün karanlık biraz daha ağıyor.
Büyük bir insan soykırımı yaşanıyor. Özellikle bu
Müslümanların yaşadıkları coğrafyada gerçekleşiyor. Kimilerine göre
Müslümanların bilgisiz, bilinçsiz dini aşırılıklarından kaynaklanıyor.
Kimilerine göre ise büyük bir oyunun kurbanıdırlar. Elbette, insanlığın bir
tasnifi yapılır bölge bölge ele alınırsa bu sorunun sadece Müslümanlardan
kaynaklanmadığı görülecek. Geri kalmış toplumlar dünyanın dört bir yanında var.
Afrika da, Güney Amerika da, Uzak Doğu da. Bilinç ve bilgi yoksunluğu bütün bu
bölgelerdeki insanlar için de geçerli. Dünyanın hemen herhangi bir bölgesinde
bir hıristiyanın burnu kanayınca Hıristiyan dünyası bütün güçleriyle
ayaklanıyor, bu olumsuzluğu gideriyor. Fakat Müslümanların yaşadığı coğrafyada
ise insan kanı nehrin suları gibi akıyor. Toprak insan kanına bulandı. Ne yazık
ki hümanist dünya diye tanımlanan egemen güç bölgelerindekileri hemen hiç
tınmıyorlar. Kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.
Müslümanlara gelince ister yaşanan dramdaki görünümdeki
tutumlarına ister duyarsızlıkları densin, ister bilinçsizlik densin adına,
büyük bir oyunun kurbanı oldukları ortada. Müslümanların sakınımını
gerektirecek bilinç ve bilgi yüklü insanların sözleri bu büyük karmaşada güme
gidiyor. Müslümanlar lidersiz, öndersiz, onları yönlendirebilecek bilge, âlim,
sanatkâr ve düşünürlerin çırpınışları ise bu büyük karmaşa ve gürültüde dikkate
alınmıyor. Siyasa damları ise büyük oyunun bir küçük oyuncusu konumunda. Kendi
iradeleriyle yaşamıyorlar, kendilerine belirlenen sınırlar içinde, tanımlanan
rollere yaşıyorlar.
İnsanlığın yaşadığı bu büyük yıkım insanlık için
gelecekte büyük felâketlerin habercisi. Daha büyük yıkımlara gebe.
Oyunu yönetenler oyunlarını ustalıkla yürütüyorlar. Fakat
bu oyunun parçası olanların aslında kendilerine gelmeleri gerekiyor.
Dünyanın gözü önünde açıkça yaşanan bu büyük felâket ve
insanlık kıyımını durduracak bir güç de görünmüyor gibi. Çünkü, oyunun
sürekliliği egemenlerin, dolayısıyla Haçlı Hıristiyan emperyalizminin işine
geliyor. Çünkü salt Müslüman insanlar ölmüyor, Müslümanların sahip oldukları
İslâm bilinci, düşüncesi, inancı ve güvenleri yıkılıyor.
Müslümanlar ise bu büyük güçler karşısında çaresiz
kalıyorlar. Kurtuluşları için bir arayış içine girmiyorlar. Girenler ise
çeşitli oyunlar ile devre dışı bırakılıyorlar. Öncüleri ise ya ortadan
kaldırılıyorlar ya da kuşatılarak etkisiz kılınıyorlar.
Müslümanlar her geçen gün çok daha küçük parçalara
bölünüyorlar. Bölünmeler kendilerini daha güçsüzleştiriyor.
Bilgilendirme kaynakları ise Haçlı egemenlerin elinde.
Olay ve durumları istedikleri gibi tersyüz edebiliyorlar. Dolayısıyla
Müslümanlar istendiği gibi yönlendirilebiliyorlar. Yaşanmakta olan büyük
katliamların ve görüntülerin kimler tarafında ne zaman ve nasıl servis
edilebileceği bile bir planla yapılıyor. Gerektiğinde görüntüler aylarca
bekletilebiliyor ve gerektiği zaman servis ediliyor.
Müslümanların duyarsızlığı, bilgisizliği ve sorumsuzluğu
onların ellerini daha da güçlendiriyor ve rahatlatıyor. Ve tabiî olan mazlum,
çaresiz Müslümanlara oluyor.
İnsanlık büyük bir sınav ile karşı karşıya. Elbette bu
büyük yıkım salt Müslümanları bağlamayacak. Bu, bütün insanlığı saracak. Bir
gün bu zulmü yapanları da bu büyük ateş saracak. Hiçbir şey olduğu gibi
kalmıyor. Zulüm yeri ve zamanı geldiğinde yapanları da içine alıyor.