İnsanların elinde bozulur

Abone Ol

Türkiye yi içten (görünmeden, derinden) ve dıştan (zahirde, görünürde) yönetenlere baktığımızda iyi okullarda okumuş, kendilerini iyi yetiştirmiş insanlar olduğunu görüyoruz. Dünyayı yönetenlerin de aynı şekilde iyi eğitim gördüklerini düşündüğümüzde, dünyayı bu kadar kötü yönetmek için illâ "iyi eğitim veren okullar"da mı okumak gerekir Bu durum ister istemez eğitimi ve eğitim konusunu sorgulatmaktadır.

Bu insanları "insan"a hizmetten alıkoyan nedir Bu kadar iyi eğitim almalarına rağmen niçin bu kadar kötü yönetiyorlar Meselâ aklını kullanarak hareket edenler, pozitif düşünceye sahip olduklarını söylüyorlar. Oysa "pozitif" terimi kullanılarak ortaya konulan her şey, "ilâhî"yi devre dışı bırakmaktadır. İlginçtir ki, bu insanlar ilâhî olanı devre dışı bırakma mücadelesi veriyorlar eğitim adına Türkiye de yaşanan siyasî "kaos"un temel sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum.

Bu yaklaşım biçimi, Jean Jacques Rousseau (1712-1778) Emil isimli kitabının başında kullandığı şu cümleyi hatırlatıyor bana: "Yaratanın elinden çıkan her şey iyidir, insanların elinde bozulur" (İstanbul 1925-43, s. 7). Aklını kullanarak hareket eden Rousseau, ilâhî / fıtrî boyuta dikkat çekiyor ve dolayısıyla pozitifçilik oynamıyor.

Sadece görüneni ya da gösterileni dikkate alırsanız yanılırsınız. Görünmeyeni ya da gösterilmek istenmeyeni görmeye ve okumaya çalışırsanız, olayların amacından nasıl saptırıldığının farkına varırsınız. Çünkü siyasette de, eğitimde de, iktisatta da aynı anlayışın mücadelesi verilmektedir. Oysa samimi bir şekilde "önce insan" denebilse sorun olmayacak.

Biz tekrar soralım: Eğitimin amacı nedir, eğitime niçin bu kadar büyük yatırımlar yapılır Eğitimden beklenen nedir Okullar insanlığın bulduğu en masum kurumlar olarak bilinir. Yönetenlerin icraatlarına baktığımızda sormak zorundayız: Gerçekten eğitim kurumları bu kadar masum mudur Özellikle günümüz dünyasında şikâyet edilen hususlarda "okumuşlar"ın payı nedir, hiç düşündük mü

Eğitimin amaçları sayılırken genellikle ilk akla gelen hususlar olarak şunlar söylenir:

İyi insan yetiştirmek, ya da "fıtrat"ın bozulmasına engel olmak,

Kişisel yetenekleri ortaya çıkartmak,

İnsana günlük ihtiyaçlarını karşılama becerisi kazandırmak,

Taklitten ve taklitçilikten kurtarmak,

Sözle davranışı birleştirmek (özü-sözü bir insanlar olarak yetişmesini sağlamak),

Evrensel fıtrî ahlâkı gerçekleştirmek.

Sağlıklı bir eğitim, bu hususların gerçekleştirilmesinde "irade"nin devreye girmesine yardımcı olur. Çünkü sorumlu olduğumuz "iradeli hayat" seçimle başlar ve seçimle devam eder. Eğitim "seçim"e saygıyı öğretir.

Çocuğumuzun yaşadığı çevreyi ve okuduğu okulu seçeriz. Çünkü eğitim anne babanın çocuğuna sağlayacağı en önemli görevlerin başında gelir. Bu bağlamda kadın ve erkek herkesin üzerine ilim öğrenmenin "farz" olduğunu bilmek yetmez, eyleme dönüştürülmesi gerekir.

Günümüz şartları düşünüldüğünde insanı bilgilendirmenin yolu formel eğitimden geçmektedir. Bunun için de "ders" denilen aktivite karşımıza çıkmaktadır. Ders ile öğrenciye verilmek istenilen şeyin, kuram ve eylem bağlamında "kazanım" haline dönüştürülmesi gerekir ki, ders gerçekten "ders" olsun.

Ders, "bilgilendirme, terbiye etme" gibi işlevi bulunan bir vasıtadır. Dersin "ders" diye adlandırılabilmesi için, bu işlevi yerine getirme konusunda asgari şart olan "ders olma" kriterine sahip olması gerekir. Nasıl "bıçak" diye isimlendirilen nesne, biçimsel olarak bıçağa benzemesine rağmen "kesicilik" işlevini yerine getiremediğinde bu adı hak edemezse, ders de böyledir.

İran ın büyük şairi ve edibi Sa dî-i Şîrâzî (ö. 1292) şöyle der: "Kurdun yavrusu kurt olur, insan ile büyüse bile İnsan, kötü demirden nasıl iyi kılıç yapabilir ki Ey bilge kişi! Soysuz terbiye olmaz. Yağmurun latif bir özelliğe sahip olduğu tartışılmaz. O yağmur, verimli arazide lâle; verimsiz (tuzlu) toprakta diken bitirir. Çorak toprakta başak bitmez. Çorak arazide, tohum ve emeğini boşuna harcama!" (Gülistan, Tahran 1348, s. 64-65).

Sa dî, eğitimin etkisi konusunda da şunları söyler: "İnsan kabiliyetli bir cevhere sahipse eğitim ona etki eder. Kötü asıllı demiri hiçbir nikelajci parlatamaz. Köpeği yedi kat denizde yıkama, ıslandıkça daha da murdar olur. Hz. İsa nın eşeğini Mekke ye götürseler, döndüğünde yine eşektir" (Külliyyât-ı Şeyh Sa dî, Tahran 1338, s. 178).

Sa dî, eğitimin etkisini veya sınırını belirleyen gücün, insanın doğası olduğunu vurgulamaktadır. İnsanın doğası bize ne kadar müsaade ederse biz de o ölçüde başarılı oluruz.