Ne çocukluğuma uymakta ne de gençliğime içinde yaşadığım zaman.
Eski ramazanların ruhu, çoktan şekil değiştirmiş.
Artık insanlar birbirlerine fazla vakit ayırmaktan, tahammül göstermekten, sabretmekten çok uzak.
Eskiden öylesine önemli idi ki iftarlar, büyük bir sevinç ile insanlar birbirlerini davet eder ve coşku ile iftarı erken bayram bilip bu davete icabet ederlerdi.
Annem hummalı bir telaşla baklavasını böreğini açar, yemeklerini yapar, adeta bir düğüne çevirirdi evi.
Şimdi öyle mi, insanların aklı çıkmakta misafiri evde ağırlamaktan.
İşin kolayı bulunmuş, bir sosyal tesise atılmakta konuklar. Yoksulunda da varlıklısında da aynı olgu.
Geçenlerde durumu iyi olan bir ahbabım deniz kenarında bir mekânda iftar verdi, ailenin validesi özel bir yemeği evde hazırlamış; tenceresini hizmetçisini de getirmiş, sunumunu yaptı ama herkes mesajını aldı.
“Bu yemeği asla evde veremem, yorulurum.”
Ezkaza evde hazırlanmışsa iftar, yine büyük bölümü dışarıya sipariş verilmiş hazır yemeklerden oluşan bir sofra ile misafir karşılanmaktadır.
Sadece iftar da değil.
Umreden dönen arkadaş, akrabayı ziyaret için telefon edersiniz, umre mübareğine geleceğim, müsait misin
-Değilim, hadi dışarıda buluşalım.
Sandalye tepelerinde ikram edilen zemzem ile umre kutlarsınız.
Taziyeler bile artık evlerde yapılmıyor.
Eşini kaybeden kadın haber salıyor dostlarına, “Kimse eve kadar gelmeye zahmet etmesin, taziyeleri dernekte alacağım.”
Bunları yapan Müslümanlar, o eleştirdiğimiz farklı hayatlar değil namazlı abdestli insanlar.
Keza bayramlarda da aynı içi boşaltılmışlık.
Eskiden karşı kesimi eleştirirdik bayramda evlerini kapatıp tatile kaçıyorlar diye.
Şimdi bizler aynısını yapmaktayız.
Bayramın üç günlük tatilini bonus bilip hemen birkaç gün daha ekleyip evleri kilitleyip insanlardan kaçmaktayız.
Eskinin bayram çocuklarını güzler yüzle karşılayan yaşlılarını da kaybettik.
Kapılarını gün boyu çalan çocukları boş çevirmeyen, onların harçlığını, şekerini ikram eden pür tebessüm yaşlılar da tatillere kaçtıkları için çocuklar çalacak kapı tokmağı bulamamaktalar.
Artık postmodern bayramlar, çocukları da kaybetti.
Şekerlerini hazırlıyorum, ne gelen var, ne de giden.
Geçen gün bir arkadaşım anlattı apartman komşusu yaşlı teyze, geçmişin pür mesut günlerinin özlemi ile yanıp tutuşuyormuş, evinde mukabele okuttuğu sağlıklı yıllarını gözyaşları ile arıyormuş. Artık iyice hastadır, gelininden rica eder fakat gelini evini açıp misafirleri kabul edip mukabele ortamı hazırlamayı kabul etmemiş. Yaşlı ve hâşî komşusunun bu özlemini gidermek için arkadaşım her gün gidip yanında mukabele okuyormuş. Demek ki eşfakların, güzel insanların da nesli kurumamış.
Devir elbet, elde fenerlerle gidilen helva sohbetlerini ya da aylarca kalınan misafirlikleri, halayıkların arkalarından şamdan koşturarak uğurladığı konuklukları kaldırmaz gayrı. Gerçi artık tahtalar ovulmamakta, bakırlar kalaya verilmemekte, çintemani desenli minderler, kanaviçe işli küp bezleri elde yıkanmamakta ama yine de insanlara ayıracak vakit bulunamamakta. Yüz yıl sonra belki bu günler de mumla aranacak, evler tamamen insanlara kapatılacaktır kim bilir.