İnsanlar alemi insanlık alemi

Abone Ol

“Müslüman olduktan sonra yok kabul edildi.

Nisyana mahkum oldu.

Fransız hapishanelerinin verdiği acıdan daha ağırdır, nisyana mahkum olmak.”

25.08.2014 Pazartesi gününün Millî Gazete’sinde “Adını fazla bilen yok” başlıklı yazısında “Çakal Carlos” namıyla maruf “Yalnız Kurt” Salih Muhammed Nur’u bu acı veren kelimelerle anlatmış Mahmut Toptaş Hoca.

23 Nisan 2017 tarihli Hürriyet Pazar ekinde “Oradaydık” diyerek izlemişler “Bir Çakal Carlos duruşmasını” da.

Anlatımlarında ve “Ünlü”nün kronolojisinde Müslüman olduğunu ve Salih Muhammed Nur adını aldığını yazmamışlar. Ama olsun! Hem alışkınız Hürriyet’in bu ayrıntılarla biraz uzak ilişkide olmasına.

Hürriyet muhabiri Savaş Özbey’in izlenimlerini ve röportajını okuyunca, sizler de bulun okuyun istedim, tarihlerini verdiğim bu yazıları. Ben ise yaşadığımız günlerin yarı “aydınlık” günler olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Gördüğü iki aylık tedavinin ardından alkışlarla karşılanan Meclis Başkanı İsmail Kahraman, CB Tayyip Erdoğan’la ilişkilerini “Beni bir saniye diyebilirim yalnız bırakmadı” şeklinde açıkladıktan sonra Paris adliye salonlarından gelen ve AKP iktidarı yıllarında söylenmiş en büyük mizah cümlesine, hicviyeye muhatap olan o konuşmasını yapıyor.

“Pensilvanya’dakiÇakalÇarlos... İsmi yanlış mı söylüyorum? Doğru söylüyorum değil mi? ÇakalÇarlos maalesef kendi vatanına kendi meclisine karşı çıkan, nasıl efsunladıysa efsunlayan bir adam. Şimdi kalkıp da ‘Ben hata ettim kullanıldım. Af için söylemiyorum. Affedilir durumum yok ama başkalarına emsal olsun diye söylüyorum!’ demesi lazımken, demeyen bir adam. Büyük bir vartadan kurtulduk ve ben bütün partilerimize teşekkürlerimi tekraren sunuyorum.”

İşte bu konuşması üstüne, “Pensilvanya’daki Çakal Carlos” demesi üstüne, “Çakal Çarlos” namlı kişinin verdiği bu zarif cevabı, aynı gün içinde bu ülkenin bir gazetecisinin, bir edibinin kaleminden çıkmasını isterdim. Yaşadığımıza, canlılığımıza en güçlü belge olurdu. Doğrusu ben de bu sözler söylendiğinde dinlemeyenlerdendim.

“Sanırım doktorları tamamen iyileşmeden taburcu etmişler!”

Salih Muhammed Nur’un, rahmetli Necip Fazıl üslubuyla söylersek, kitaplık çaptaki hicviyesi bu cümledir.

Meclis Başkanı, neden kullanmış olabilir “Pensilvanya’dakiÇakalÇarlos” tanımını. Seslendiren başka kimse olmuş mu? Gazetecilerden, savcılardan, mağdurlardan, hatta 15 Temmuz’dan sonra destancılık mesleğine de el atan irili ufaklı medya insanlarından.

Üstelik, yanlış söylemediğini, doğru söylediğini de tasdik ettirerek, ilk tepkileri önlediği gibi yaşanacak şaşkınlıkların da önüne geçmiş oluyor.

Adı İsmail Kahraman olan Meclis Başkanımız, CB’nın saniye sektirmeden tüm iltifatlarına mazhar olan Meclis Başkanı’mız, bir hedef gözetmeden, bir plan dahilinde olmadan söylemiş olamaz, diyoruz bu sözleri.

“Naylon analizci”lerimizin bu konuyu hiç irdelememesi ve AKP cenahından, aslında şunu demek istemişti, gibi açıklamaların yapılmaması da içimizdeki kurdun yönlendirdiği kanaatimizi güçlendirmektedir.

“Pensilvanya’daki Çakal Çarlos!..”

Yalnız kurt sıfatıyla anılan bir insanın, TC Devletince yüzbinlerce kişiyi kullanarak paralel devlet yapılanması kurduğu belgelenen bir ihanet örgütünün başıyla aynı kefeye konulamayacağını, Meclis’in en yaşlı ikinci adamı olan Başkan Kahraman bilmezdi, bilmiyordu diyebilen tek kişi çıkar mı bu ülkeden.

Tek kişilik eylemci nere, hükümetlere koalisyon ortağı olan ihanet ağı nere...

“Pensilvanya’daki Çakal Çarlos!..”

Siz eğer Müslüman bir gazete okuyucusu iseniz, modern zamanların iltifatıyla söylersek enelektüel biriyseniz, ÇakalÇarlos hakkındaki fikirleriniz olumlu olacaktır. Dost meclisi tartışmalarında, içinde Filistin geçen zulüm cümleleri kurduğunuzda Çakal Carlos demeniz çok şahidli olmuştur.

“Pensilvanya’daki Çakal Çarlos!..”

Önce Müslümanın adı söylenir kaidesine ters bir durum da var burada. İnadına bir durum mu, Pensilvanya’dakinin öyle kabul edilmesi mi isteniyor?

“ÇakalÇarlos maalesef kendi vatanına, kendi meclisine karşı çıkan, nasıl efsunladıysa efsunlayan bir adam.”

Pensilvanya’daki, artık Çakal Carlos olarak anlatılıyor. Gücü anlatılıyor: Kendi vatanına, kendi Meclis’ine karşı çıkan.. (Kolay işler mi bunlar?)

“Nasıl efsunladıysa efsunlayan bir adam.”

Pensilvanya’daki anlatılıyor, tank yok, tüfek yok, hakim ve savcılar yok, polisler yok, Aralık ayının aralanmış günleri yok, efsunlama gücü var.

Pensilvanya’dakini bir de böyle anlatmak neden düştü Meclis Başkanına? Kırk yılın planını sihirciliğe bağlamak, onun gücünü göstermek olmasın? Posta Kuşu Koru’cularının, kirasını verdiği göl kenarında bir bardak çay içmeye fırsat bulamamış zavallı dediği o Pensilvanya’daki, kimleri efsunlamıştır? Meclis Başkanı açıklamalıdır. Savcı iddianamelerinde ve KHK’larda neden yayınlanmadı efsunlananlarımız?

Efsun yapmak, efsunlamak bu ülkede ne kadar suç?

Devamını da okuyalım Meclis Başkanı’nın tarihi konuşmasının.

“Şimdi kalkıp da, ‘Ben hata ettim, kullanıldım. Af için söylemiyorum. Affedilir durumum yok ama başkalarına emsal olsun diye söylüyorum’ demesi lazımken, demeyen bir adam.”

Her okuduğumda bu kelimeleri Allah, Allah dedim içimden. Sonra da aklıma TRT radyolarının türkü programlarında sıra uzun hava söylemeye geldiğinde, spikerin şu anonsu yaptığını hatırladım: “Sanatçıya, sazıyla Ahmet Gazi Ayhan yol gösterecektir.”

“Hata ettim, kullanıldım.”

Çok hafif bir anlatım. Üstelik “kandırıldım” kelimesini çağrıştıran bir kullanılmışlık söz konusu. Yani yüzde ellisi benim değil o hatanın...

“Af için söylemiyorum.”

Devletin olağanüstü hal ilan ettiği bir durumun müsebbipleri için, zanlıları için, belgeli katilleri için “Af” kelimesini kullanmak erken olmadı mı?

Siz öyle mi sanıyor sunuz? Biz de peşinden tedbir kelimelerimizi kullanırız.

“Affedilir durumum yok ama...” Ben ettim, siz etmeyin der gibi...

“Başkalarına emsal olsun diye söylüyorum.”

Başkaları kim? Yeni planların peşinde olanlar, kan kokusu alanlar mı var yeniden?

Pensilvanya’daki, Meclis Başkanınca “emsal” alınacak mertebede görülmüş olmuyor mu, böyle söylerken?

“Büyük bir vartadan kurtulduk.”

Varta, bir hukuk terimi midir? Yoksa tehlikeyi hafifsemek için mi söylenir?

15 Temmuz’u mu anlatıyor? Tüm boyutlarıyla mı anlatıyor? “Şehid” kelimesini hiç hatırlatmamak hedefli bir başka kelimemiz yok galiba Türkçemizde.

Cevap isteriz Sosyologlarımız araştırmalılar. Meclis Başkanı’ndan başka kim tarafından, nerede ve ne zaman kullanıldı?

Varta’yı sözlükler tehlikeli durum diye izah ediyorlar.

Yaşadıklarımız sadece “tehlikeli durum” mu idi? İlk sayımlara göre 249 şehid, bombalanan Meclis..

Şimdi buradan dönüp bakın, Salih Muhammed Nur’un, “Sanırım, doktorları tamamen iyileşmeden taburcu etmişler” demesine...

Ne kadar merhametli bir yaklaşım değil mi? Üstelik,dahasını söylemek benim edebime sığmaz etikliğini de çağrıştırıyor.

Yazmak, benim görevimdi, yazdım.

Düşünsün insanlar ciddi mi, ciddi

Ve gülsün diye çocuklar küçük mü küçük

* * *

Hürriyet Gazetesi’nin röportajı, bizim de bu yazıyı yazmamıza sebep olmuştur, doküman vermiştir, adres göstermiştir. Hürriyetçe yapıyor olmasına aldırmadığımızı baştan söylemiştik. Dengeyi korumak, dengeyi tutturmak için AKP iktidarının Sözcü’sü Sabah gazetesine de baktık elbette. Belki bir malzeme de orada bulabilirdik. Bulduk, sayabilirsiniz. Buyrun okuyun, bir iç sayfa Sabah haberini.

“Konya: FETÖ himmet topladığı gerekçesiyle 22.5 yıl hapsi istenen Doç. Mehmet Kayrak’ın, ameliyathanede hastaya anjiyo yaparken bile yanındaki çalışanlara örgüt propagandası yaptığı ortaya çıktı.”

Galiba şunu demek istiyorlar: FETÖ’cüler her yerde, her zaman, her halükarda propaganda yapıyorlar!

Katılır mısınız?

Çal Kara’nı al paranı

Hükümet olarak değil ama, parti olarak son icraatı AKP’nin, gazetecisi saydıklarına, köşecilerine, katiplerine, yazıcılarına, uçaklara bindirdiklerine yaptırdığı “kayıkçı kavgası”dır.

Manyak diyen de, hain diyen de, kahraman diyen de, öz hakiki buralıyız diyen de tescillidir AKP’li olmaktan.

Gün olmuştur onlardan FETÖ mersiyesi istenmiştir, gözyaşları karışmıştır yorumlarına. Gün olmuştur Aralık ayının, Temmuz ayının, Nisan ayının mana ve ehemmiyetine ağıt da yakmışlar, destan da döşenmişlerdir. Doğrusu iyi de para kazanmışlardır. Belediyelere, bir kitap yazdım şu kadar bin tanesinin parasını hemen gönder, yoksa FETÖ’cü kokuları alıveririm ha, demek çok zor olmasa gerekti.

Bizim yakanın insanlarına uyarı görevimizi yapmak için yazıyoruz bu yazımızı da. Hazmedilemeyenlerin, kusulanların tahlilcisi değiliz.

Birine manyaklar dedirtirler, AKP’ye oy verenlere...

Sonra şu ona cevap verdi, bu ona cevap verdi. Bakın neler neler söyledi. İsim vermeden eleştirdi. İsim vererek giydirdi.

AKP iktidarıyla reenkarnasyona tutulmuş cümle kadrolu kalemcilerin, önceki hayatlarında kimin gömleğini giydiklerini bir bir sayıp dökmeleri de yanıltmasın bizim insanımızı.

16 Nisan ve yüzde 51.

Başka ne yazacaklardı?

Niçin kaybettiklerini mi?

İtibarlarının aşındığını, yokoluşa gittiğini mi?

Yuvarlanan taşın yosun tutmayacağını mı?

Dahası nerde duracağının bilinmediğini mi?

AKP, manyaklı, hainli yazılar istiyorum dedi. Hepsi bir yarışa girdiler. Hem AKP’li olmak yarışına, hem sanatlarında kara boya kullanmak yarışına...

Kimse de sormuyor birine. Arkadaşının Cemaziyelevvelini bu kadar biliyordun madem, bir ay önce seni engelleyen ne idi?

Ama ilk hamle ondan geldi, cevabı değildir duyacağınız. Bir o, bir ben ünümüze ün katmaktayızdır, doğru cevapları.

Kendi yakalarından olan hiç kimseyi hariç de tutmuyorlar. Muhakkak birileri, isim vermeden, Dede Korkut olduklarından yani, çekiyorlar sifonun içine.

Biz ilgilenmiyoruz. Savcılar ilgilenirler mi onu da bilmeyiz. Başbakanın memnun, CB’nın rahatsız olmadığı da anlaşılmıştır.

Okumayın demem.

Aşılı iseniz tab... 

Tekerrür

“Ülkeleri soyanların, soyulmamakta direnenleri öldürenlerin, organ ticaretiyle nice demokrasi krallarının ve patronlarının sağlığına kavuşması için nelere katlandıklarını ve topluma nasıl bir iyilik yaptıklarını onlardan bir dinleseniz.

Amerika’nın en zenginlerinden David Rockefeller, 6 defa kalp nakli, 3 defa böbrek nakli, iki defa ciğer nakli yaptırdıktan sonra 20 Mart 2017’de 101 yaşında ölür. ‘Kalpler de, böbrekler de, ciğerler de, çocuklar da ona feda olsun’ diyen nice kapitalist, eğitimli insan vardır.”

28.04.2017 tarihli Millî Gazete’mizdeki bir Mahmut Toptaş yazısı da budur. Bir Gülistan hikayesi anlattıktan sonra 6 kalp, 3 böbrek, 2 ciğeri alınan çocukların bizim çocuklarımız olduğunu vurgular. Ya da ben böyle okudum.

Geçtiğimiz günlerde 2. Baskısını yaptığımız ve okuyucusuna ulaştırmakta zorluk çektiğimiz “İhtilali Önleme Derneği” kitabımızda bir hikayemiz vardı: “Biz çocuklarımızı satarken.“

20 yıl önce yazdığımız bu hikayede, David Rockefeller’lere organ verecek çocukların nasıl bağışlandığını kendi kara mizahımız çerçevesinde anlatmıştık.

Sonra ne oldu?

İbrahim Balcı dedi ki: 20 yıl önce yazmışsın o hikayeleri. Kimi, neden ilgilendirsin?

İbrahim’e baktım, baktım, baktım!

Pikapta eski bir plak dönüyordu o anda. Hanende berrak sesiyle “Yüzüme bu türlü bakmayacaktın!” güfteli şarkıyı okuyordu.

Gazetemizin biricik üstadı Abdulkadir Türker görevin kendine düştüğünü mü gördü, bilmem. Narin okşamalarına başladı yine. Gönlümü yani...

“Üzüldüğün şeye bak!”

İbrahim Balcı da şaşırdı, ben de şaşırdım. Üstad Abdulkadir’in böyle güzel, böyle derin manalı, böyle söylenmesi pek kolay olmayan bir cümleyi hemen kurmasına...

Neden sonra anladık İbrahim’le. Pikaptaki plak değişmişti. “Bir sen misin derdi olun? Üzüldüğün şeye bak” şarkısıydı çalınan.

Haklıydı Abdulkadir.

Derdimiz o kadar çokken ve 16 Nisan’dan sonrasını yaşıyorken... Ama biz gene de reklamını yapıyoruz kitabımızın.

Yazmamış Kâdıvü, Keşsâf u, Cerir-i Taberî

Haberim yok güzelim, kimden alayım haberi

Denmesin diye.

Yüzda 51, lades

AKP iktidarının milli damatlarından, İBŞ Belediye Başkanı ünlü Kadir Topbaş’ın FETÖ teşkilatçısı olmakla meşhur ve kodeslenmiş damadı, hakkında 15 yıldan fazla ceza istendiği mahkeme günlerinde tahliye edilmiş.

Sağlık sorunları gerekçesiyle...

Kötü örnek... Tahliyesine demedik. Sağlam çocuk babalarına kötü örnek...

Elin “sağlık sorunları” olan çocukları, milletin etiyle butuylakavurmacılık yaparlarken... Hani senin sapsız baltan?

Bay Topbaş’ın damadı dedik ya. O da oradan hareketle bu tahliyede kendisine puanlar toplamak istiyor olabilir.

Adam(cağız) kızını sağlık sorunları olan birine vermiş. (10 puan)

Davul dengi dengine çalıyor... Bir babanın, çocuğunun dengini bulması kolay mı? (10 Puan)

Ülkemiz Kadir Topbaş gibi yöneticilerimiz sayesinde çok gelişmiş ülke oldu. Eskiden bu damadın rahatsızlığından, sorunlarından taşıyanları kim yönetici, müteahhit, şirketlerin sahibi, para babası yapardı? Kadir Topbaş çok fedakar adam yani. Damadına bir gün olsun, otur oturduğun yerde. Zaten para sayarken elin titriyor, dememiş. (20 Puan)

Hükümetimizin görevden almamak için 40 dereden su getirdiği Kadir Topbaş beye bu 40 puan yetmelidir.

Necati TUNCER