Onlar can korkusuyla bize sığınmışlardı. Yerlerinden, yurtlarından edilmişler, birgün belki tekrar döneriz diye umut ettikleri vatanlarından uzaklara düşmüşlerdi. Bu millet onlara kucak açtı. Politik hesaplara, yanlış atılan adımlara, küresel bilek güreşlerine bakmaksızın Suriyeli kardeşlerine el uzattı. Ancak şimdi buna kapkara bir leke sürüldü.
Üstad’ın ‘Saf çocuğu masum Anadolu’nun’ diye tarif ettiği, adını kendisiyle bütünleşmiş ırmağının şahsında bu milletin varoluş mücadelesinden alan güzel Sakarya›mızdaki vahşeti ne tarif etmek, ne de kendimize anlatmak mümkün. Kelimelerin acıya boğulması tabiri bu olsa gerek. Sözün intihar etmesi böyle bir şey herhalde. Bir anne ve iki bebeği. Birisi daha gün yüzü bile görmemiş. İnsanlıktan çıkmış diyeceğim ama içinde insan sıfatı geçtiği için böyleleri için kullanmak bile rahatsız edici. Susmak bir çözüm mü o da belli değil. Bütün duyguların altüst olduğu, dumura uğradığı zaman dilimleri bunlar. Susarken çıldırsak, konuşurken delirsek unutur muyuz acaba bu olanları? Hiç yaşanmamış gibi davransak kurtulur muyuz vicdanlarımızın dinmeyen iniltilerinden?
Bir de acıyı, kederi, utancı katlayan bir şey var ki, o da bütün her şeye rağmen katledilen annenin eşinin Suriye›deki yakınlarına olayı bir trafik kazası olarak anlatma isteği.
Vefanın, edebin ve insanlığın dışa vurumunu tarif edin desek, budur denir herhalde.
Acısını kalbine gömmüş, sadece kapılarını değil yüreklerini kendilerine açmış olan bu milletin evlatlarına tecavüzcü ve katil damgası vurulmasın diye mücadele ediyor.
Öylesine kadir bilirlik gösterisi ki, utanmaktan başka bir şey gelmiyor elden.
Tabi ki bu vahşet bütün bir milletin evlatlarına mal edilemez. 3 milyon cana, can olmuş, yoldaş olmuş bir milleti böyle alçakça olay elbette bir kalemde silip atamaz.
Her toplum içinde yanlış yapanlar olabilir. Bu bizim için de, Suriyeliler için de geçerlidir. Ancak son zamanlarda Suriyeli sığınmacılara karşı yürütülen özel bir yıpratma kampanyası başlatılmıştı. Suriyelilerin bazı yanlışları üzerinden politik mevzi kazanmak isteyenler oldu. Aynı zamanda Suriyelileri kendilerine kurşun asker yapmak isteyenlerde. Kimsenin kalbini açıp bakma imkânımız yok ancak herkes bu vahşet üzerinden kendi adına aynaya baksın. Bu acıyı bir milat kabul etsin. 600 bin insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın evlerinden olduğu bir noktaya nasıl geldik sorusunu kendisine sorsun. İnsanlar bir şekilde ikna edilebilir ama tarih olup biteni hiçbir şeyi atlamadan ve kimseye iltimas geçmeden kayıt altına alır. Âcizane tavsiyem herkesin olup biteni önce kendi vicdanına danışmasıdır. Bu kahredici olay sebebiyle, Ortadoğu’nun bu hale gelmesinde bir şekilde pay sahibi olanlar, en azından kendi vicdanlarının sesine kulak versinler. Hala ısrarla biz her şeyi doğru yaptık diyorlarsa söyleyeceğim birşey yok. Allah selamet versin. O zaman hep beraber büyük mahkemenin kurulacağı günde hakkımızda verilecek hükmü bekleyelim.
Yok, eksik yapmış olabiliriz. Hatalı kararlarımız olmuştur gibi bir muhasebe içine girerlerse en azından beklenir ki bundan sonrası için gurur yapıp yanlışlarında ısrar etmezler.
#İnsanKalmakİçin öncelikle insan vasfını taşımak, yaratılıştaki hikmeti iyi anlamak gerekir.
#İnsanKalmakİçin emanete gözü gibi bakmak, elinden, dilinden, belinden emin olmak şarttır.
#İnsanKalmakİçin mazlumlar arasında din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmamak esastır.
#İnsanKalmakİçin yetime, yolda kalmışa, ihtiyaç sahibine, çocuğa, kadına, yaşlıya, mazluma, aman dileyene, tanrı misafirine, kapına sığınana savaş zamanında bile dokunulmayacağını bilmek ve emanet ehli olmak gerekir.