İnsanın Yanılma Hakkı

Abone Ol

Zihin dünyası çok yönlü işliyor. Akıl, düşünme, algılamaya katkı sağlar. Akıl insanın varlık bilincini oluşturur. Zihin dünyası deneyimleri biriktirir, insan bununla şekillenir. Konuşmaya başlayan bir çocuk, önce eşyayı tanır, şeyleri kavrar, içselleştirir. Konuşma ile kavrama birbiriyle özdeş. Çocuk, sorumluluk alanına bilinç düzeyine erişince geçiş yapar. O andan itibaren bilinç devreye girer. Yanılgılar, kabuller, doğru ve yanlışlar iç içe gelişir. Bu, hayatı boyunca sürer. İnsanın hata ve günah payı nefis taşıdığı sürece var. Bu, kimi zaman az, kimi zaman çok ve hatta sınırları da zorlar. Sınırları aşınca zaten inkâra gider.

Tövbe kapısı sürekli açık. İnsanın yanlışlarından sonraki sığınağı. Aslında bu, insanın tanrı olmadığının bir belgiti. Allah, hata ve kusurlardan beridir. İnsana, bunu vehmetmek tehlikeli. Bir insanı kusursuz görmek büyük yanlış. Peygamberlerin bir özelliği var, ismet sahibi olmak. Yani korunmuşlukları. Onun dışındakilerin de elbette korunmuşluk payı var. Bu, samimi duygularla bağlanışı ve teslimiyeti hayra ve iyiliğe götürür. Kimi zaman da bu gibi durumlardan bir iç ya da bir başka güç tarafından öyle ya da böyle korunur. İnsana tapınma putlaştırmaya götürür. Söz konusu tapınılan kişi hayatta ise bunun önüne geçmesi gereken kendisi. Kendisinin abartılması, pohpohlanması bunun aşırılıklara götürülmesinin zararı başta kendisinedir. Bir insan kendini çok güçlü görür, her şeyi bildiğini düşünür, attığı hiçbir adımın yanlış olmadığını sanırsa bu kendisini dokunulmaz, hata yapmaz biri konumunda görür. Kendi putunu kendisi oluşturur. Dünya hayatında bu en tehlikeli olanı. Peygamberimiz, Allah’ın elçisi. Bütün bilgiler kendisine bir vasıta ile ulaşır, bu Cebrail’dir. Peygamber, her şeyi ben biliyorum, her şey benim bilgim dahilindedir demiyor. İlk vurgusu “Allah’ın kulu” olduğudur. Mutlak olan Allah her şeyin üzerinde. Peygamberler ise Allah tarafından seçilmiş kimselerdir. Bu da insanlığa bir bağış. İnsanlığın yol bulması için bir önder, yol gösterici ve rehber.

İnsanlara tepeden bakan kimse bir insan olduğunu düşünmesi de bir sorumluluk. İnsanların yanlış yol tercihleri dünya var olalı var. Sorumlu insanlara düşen, bir insanın yanlışını düzeltmeye çabalaması. Hak batıl mücadelesi iki kutbun karşıtlığı. Bu da Allah’ın insana belirlediği sınırlarla ilgili. Şirk ve küfre düşenler veya onun içinde var olanlar için de bir umut var daima. Onunla mücadele, cehdetme insanın sorumluluk alanında. Bunun da ölçü ve sınırları var. Müslüman’ın sorumluluğu; tebliğ etmesi, yol göstermesi ve uyarmasıdır. Kişi bunları dikkate almıyor ise o kendi yol tercihindedir, ısrarındadır. Gerisi ise Allah’a kalır. Kötülüklere karşı korunulmalı.

Günümüzde düşünüşlerinde ciddî karmaşalar var. Hiçbir şey berrak değil. İnsanlığı kuşatan büyük oluşun zulüm ile donanımlı olması insanın işini zorlaştırıyor elbette. İnsan kendi kendisinin tuzağını kuruyor farkında olarak ya da olmayarak. Müslümanlar özlerini ve asıllarını yitirdiler. Günümüz kavramlarından çoğu yanıltıcı. Hakikat ruhuyla özdeş değil. Zamanımızın en çok tartışılan kavramlarından biri adalet. Bu, kişilere, çevrelere, gruplara göre değişiyor. Laik ve seküler sistemin koruyuculuğunda bulunanların çaba ve arayışları adalet ve hakkaniyetlerinin sınırları da tartışmalı. Bir Müslüman’ın çok ince çizgileri var. Bunların başında da hemen hemen en belirleyici olan kul hakkı. Bu, bu dünya sınırlarını aşıyor, öte dünya ve ahiret duygusunu öne çıkarıyor, ağır basıyor. Böyle bir durumda insanı küçümsemek, aşağılamak, yanılmazlığına inanmak da bir kul hakkı. Bu, kişiyi haksız yere yüceltmeye götürür. Adalet terazisini ve ölçüsünü de belirler. Karar verme, insanın hakkını gaspetme endişesi sorumluluğu ağır basarsa o zaman daha sağlıklı bir düşünce ortamı oluşur. Herkes kendi sınırlarını, hakkını ve haddini bilir. Ölümlü olan insandır. Eksikleri, fazlalıkları, hakları, kusurları, doğruları, iyilikleri ve kötülükleri hanesine yazılıdır. Yazıcı melekler hiçbir ayrıntıyı kaçırmaz. İnsanın ağır sorumluluğunu üstlenmek gibi bir başka durum olamaz insan için.