İnsanın Tükendiği Zamanlar

Abone Ol

Kişinin geçmişi, yaşanmışlığı en büyük deneyimi. Kendi laboratuvarı. İnsanın kendisine ilişkin belli ölçütleri var. Bu, belli bir bilinç gerektirir. Dikkat, özen ve duyarlık. Toplumsal durumlar da aynı. Tek tek bireyler bir varlık ise toplum o parçaların bütünü.

Nefs sahibi insan ikilemler içinde zıtların çekişmesini yaşar sürekli. Kişinin varlık bilinci bunları tercihte kolaylık sağlar.

İnsanın düştüğü kimi durumlar bir çıkmaz oluşturur. Sigaraya, alkole ve kimi durumlara tutkun olan birinin durumu gibi. Sağlığına toplumsal duruma zararlı olduğu hâlde bundan vazgeçmeyişi, onu bir sığınak gibi görüşü ve savunuşu da bir çıkmaz. Bu, kimi zaman dönülmez bir süreç oluşturur. Giderek koyulaşır. Bunların bazıları hafif ya da haz aldırıyor olması sorunu yok saymayı gerektirmiyor.

Hastalıklar sadece bedensel değil, ruhsaldır da. Bugün insanlığın genel durumu hiç de iç açıcı değil. Sorumluluk bilinci olan Müslümanların asıl duyarlıklarını yitirişi bizi daha çok ilgilendiriyor. Çünkü Müslümanların sorumlulukları bireysellikle sınırlı değil.

Zulüm gören her insana sahip çıkmak, onu kurtarmak, sağlıklı bir ortama kavuşturmak bir sorumluluk. Müslümanlar için daha büyük olanları da vardır. Büyük bir medeniyetten geliyoruz. Hazreti Âdem’den Peygamberimiz’e ve günümüze kadar bir bilinç sorumluluğu bulunuyor Müslümanların. Müslümanların iç dünyalarındaki dağınıklığı günden güne öylesine büyüyor ki önüne geçilemez bir uçuruma dönüşüyor.

Özelde, Türkiye üzerindeki parçalanmışlığın boyutları tartışılmaz. Kendilerini bir yerde, bir kesimde bulanlar diğerlerine yaşama hakkı tanımak istemiyorlar. Güç ellerine geçse birbirlerinin soyunu kurutacaklar. Bunu tek kesim için söylemiyorum, hemen bütün kesimlerin en büyük sorunu.

Cumhuriyet ideolojisi bir insan tipi oluşturmaya çalıştı. Kendi değerlerinden koparmayı, Batı düşüncesinin ruhuyla bir oluş sağlamayı denedi. Din dışı, laik ve seküler bir insan tipi. Bu, genel anlamda tepki gördü. Onca baskılara, dayatmalara rağmen tutmadı. Fırsatını bulunca kendi yolunu tercihe yöneldi. Ama şu da var ki, bu bir anlamda da başarılı oldu. Yılların birikimi ve sonucu artık var.

Sorunlar oluşunca, tek bakış ve anlayış karşıtlarının ve sevmediklerinin kökünü kazımak. Ne yazık ki bunda başarılı olunamıyor. Cumhuriyet ideolojisi, Müslümanların düşünüşlerini yok edemedi. Komünist düşünüşlü Rusya da bunu başaramadı. İnsanlar fırsatını bulunca asıllarına döndüler. Tabii ki büyük bir sarsılma yaşadılar, kapıldılar. Ama arayış ve dönüşleri daha hızlı.

Nefreti büyüterek karşı cephe yok edilemiyor. Fanatik, Batıcı ruhlular dindarlara çok öfkelidirler. Ellerine güç geçse karşıtlarının tamamını denize dökmeyi, ortadan kaldırmayı düşünüyorlar. Bu muhafazakârlar için de geçerlidir. Ayniyle.

Kırk yıla yakındır güneyimizde bir iç savaş var. Uçurum büyüdükçe büyüdü. Türk kavmiyetçilerine göre kökleri kazınası Kürtlerin kökü kazınamadı. Sorun büyüdükçe büyüdü. Kürtlere göre de kökleri kazınası Türkler var.

Birbirlerinin köklerini kazıdıkça ne ülkeleri kalıyor ne de huzurla yaşayacakları beldeleri.

Sosyal medya üzerinden insan psikolojisinin vardığı boyutları görmek olası. Muhafazakârları diğerlerinden ayırmıyorum. Çünkü hırs, öfke, nefret öylesine büyük ki kimse kimseyi anlamaya çalışmıyor. Birbirlerinin köklerini kazırlarsa sorunun biteceğini umuyorlar. Sadece kendi kamplarının duvarlarını örüyorlar.

İnsanı kurtarma, birlikte yaşama, iyiyi, güzeli, doğruyu bulma gibi bir anlayış giderek tükeniyor. İnsanın insan olduğu unutuluyor. İnsan, insanın cehennemi olmaya bakıyor. Cehennem korunu alevlendirmeyi, hasımlarını orada yakmayı kendine görev biliyor.

Müslümanım diyenler neden Peygamber ahlâkını, bakışını, insan kurtarmayı kendine ilke edinmiyor? Neden, Hz. Ebubekir gibi şu duada bulunmuyor: “Allah’ım, bedenimi öyle büyüt öyle büyüt ki, cehennemde benden başka kimsen yanmasın!..” diyemiyor. Neden?