İnsanın izzetini koruyalım

Abone Ol

Antikacılar, madde olarak değeri bir milyon bile etmeyen küçücük, el kadar, mermerden yapılmış  eski bir heykelciği kırıp atmazlar. Onu temizlerken ipek gibi yumuşak fırçalarla temizlerler. Bir çizgisinin silinmesi milyarlarca paranın silinmesi olduğunu bilirler.

O heykelcik yine bizim gibi bir insan olduğu halde eserine bir çizik atmaktan ve değerini düşürmekten kaçınıyoruz.

İnsan, Allah ın yarattığı kainatın en değerlisidir. Onun için onun tenine bir çizik atmadığımız gibi gönül ülkesine de zalim zorbaların kötü kurallarının gölgesi dahi düşmemelidir.

Toplum mühendisleri veya yöneticilerin  malzemesi insan.

Şairler, kelimelerden yaptıkları bir "Beyit"i yıkıp yeniden yapabilirler. Evin bir sütununu değiştirir gibi kelime değiştirebilirler.

Seramikçiler taslak çanak çömleklerini kırabilirler.

Ressamlar, beğenmedikleri eserlerini yırtıp atabilirler.

Ya yöneticiler ve toplum mühendisleri ne yapsınlar Malzeme insan olduğu için atamazlar, satamazlar.

Malzemesi insan olan yöneticiler ve toplum mühendisleri, her insanı kendisi gibi aynı haklara sahip olduğunu bilmeli ve topluma şekil verirken, hiçbir insanın doğuştan gelen karakter çizgisine el değmediği gibi elinin veya aklının gölgesi bile  hiçbir insanın gönül ülkesinde iz yapmamalı.

Göklerin ve yerin mülkiyeti ve yönetimi kendisine ait olan Allah, tarih boyunca insanın insana kul olmaması, insan önünde eğilerek insanların kişiliğinin ezilmemesi için peygamberlerine vahiy göndermiş ve toplumun kişilere göre değil, Yaratana göre şekillenmesini istemiştir.

Evreni yaratan Rabbimiz, evrensel değerleri de Kur anıyla bildirmiştir.

Maden mühendisi, maden yaratmaz. Rabbimizin yarattığı madenleri halkın istifadesine sunar.

Toplum mühendisleri de Rabbin koyduğu kurallarla topluma şekil verirlerse toplumu bunaltmazlar.

Kur an da ve sünnette kural bulunamadığında kendi akıl kalıpları içine toplumu sıkıştırıp cenderede can verdirmeyi de yasaklamış Rabbimiz.

Bu konuda "ŞÛRA" suresi diye isimlendirilen bir sure indirmiş ve Mü min bir toplumu ta rif ederken: "Rablerinin da vetine uyarlar, namazı dosdoğru kılarlar. Aralarındaki işleri şûra/danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler." (Şûra: 38)

Şûra, istişare, müşavere, meşveret, müşavir, müsteşar kelimeleri dilimizde hâlâ kullanılmaktadır.

Arablar, balı kovanından çıkarma işlemini anlatırken bu kelimeyi kullanırmış. Bir de güzelliği sergilerken bu kelimeyle ifade edermiş.

İstişare: Binlerce başın içindekini toplayarak bir konuya çözüm getirmektir. Kur an ve sünnetten bir kuralın olmadığı yerde, bir kişinin dediği kanun kalıbı olursa, binlerce insandan bu kalıba sığmayanlar olacak ve onları yontmak ve kanun kalıbına sığdırmak için ceza kanunları çıkacak.

Topluma kendi ölçülerine göre elbise biçenler, bu elbiseyi giydirirken de çıkarırken de yine kendileri yorulacak.

Her insanın duyduğu, gördüğü, tattığı, kokladığı, dokunduğu şeylerden algıladığı başkasından farklıdır. Normal olanı da budur. Her arının ayrı çiçeklerden aldığı toplanınca bal oluyor. Bunlar ayrı ayrı alınsa insanı zehirleyebilir. Binbir çeşit çiçek, yaprak ve diğerlerinden bal oluşuyor. Arılar yönlendirilirse bal olmadığı gibi insanlar da yine kendisi gibi bir insan tarafından güdülmek istenirse hayat işkenceye dönüşür.

Şu anda dünyanın baş ağrısı olan şey, ABD nin "Benim dediğim dedik, çaldığım düdüktür. Uymayanı vururum. Benim yazdığım Anayasaya hepiniz evet diyeceksiniz. Demokrasinin ne olduğunu ben belirlerim" mantığıdır.

Biz de buna karşılık beş vakit namazımızda bir günde kırk defa "İyyake na büdü/Ancak sana kulluk yaparız" diyerek özgürlüğümüzü ilan etmeye devam ediyoruz.

Bakalım kim başarılı olacak. Hz. İbrahim, Nemrut a karşı, Hz. Musa, Firavuna karşı, Hz. Muhammed, Ebu cehile karşı başarılı olduğuna göre bu imtihanda da bizim başarılı çıkacağımız kesindir.