Beden ve ruhun diğer ihtiyaçları
Beden ve ruhun ihtiyaçları, dizi yazımızın önceki bölümle-rinde açıkladığımız üzere üçer temel ihtiyaçtan ibaret değil elbette ki. Bunların dışında başka ihtiyaçları da var elbette ki. Mesela bedenin uyku ve dinlenme ile ruhun da buna mukabil rüya ve hayal kurma gibi gayri ihtiyari, bir bakıma zorunlu ihtiyaçları vardır.
Bunların dışında:
Temizlenme - tövbe etme,
Giyinme - ırzı koruma,
Barınma - teslimiyet gösterme,
Tedbir alma - tevekkül etme,
Şehvani arzu - iffetli olma,
Servet edinme - cömert olma,
Şan şöhret sahibi olma - adaletli olma,
Bilimle ilgilenme - ilim alma,
Düşünme - tefekkür etme
Hükmetme - itaat etme... gibi’ daha birçok ihtiyaç sıralanabilir.
Yüce Allah, insanın bu ihtiyaçlarını karşılaması için bol miktarda nimetler de yaratmıştır. İnsan; beden ihtiyaçlarını aklı vasıtasıyla sağlar. Bedeninin ihtiyaçlarını karşılayan insana akıllı insan denir. Sadece bedensel ihtiyaçların karşılanması, birey ölçeğinde insanı daima çıkarı peşinde koşmaya sürükler. Neticede toplumsal anlamda bir çıkar çatışması doğurur. Öğle ki insanı kul hakkı yemeye kadar sürükler. Toplumsal ölçekte ise bir takım iç karışıklıkların kaynağı ve nihai olarak devletler ölçeğinde sömürü ve savaşlara neden olur.
Bütün bunların önüne geçmenin yolu ruhun ihtiyaçlarını gereği gibi karşılamaktan geçer. Ruhun ihtiyaçlarını dü-zenli karşılayan insana da şuurlu insan denir. Aslında ruhun ihtiyaçlarının karşılanması, bedenin önü alınmaz isteklerine bir anlamda ölçü koymaktır. Bu sağlanırsa fertler, toplumlar ve medeniyetler arası mükemmel bir denge kurulur. Sosyal adaletin tesisi de böylelikle kolaylaşmış olur.
Yukarıda beden ve ruhun ihtiyaçları sıralandı. Tabi rastge-le bir sıralama değildi onlar. Ruhun giderilen her bir ihtiyacı, mukabili olduğu beden ihtiyacını belli bir ölçüye oturtur. O halde sırasıyla onları da açmak icap eder. Şimdi yukarıda yapılan sıralamaya göre sondan başlayarak, ilkine doğru açıklamaya çalışalım.
Hükmetme – İtaat etme:
Beyin, sinir sitemi vasıtasıyla bedenin diğer organlarına hükmeder. Yani bedeni yönetir. Bu, beynin fonksiyonelliğini icra etmesindendir. Ancak beynin fonksiyonelliği bununla sınırlı değildir. İnsan yaratılış itibariyle düşünme, yorum yapma ve karar verme yetilerine de sahiptir. Bu yetiler, onu gerek iç ve gerekse dış dünyasına hükmettirir. İç dünyasına hükmetmesiyle karakteristik yapısı şekillenir. Tabii bu yapı dış dünyasına da yansır ve onu birtakım yaptırımlarda bulunmaya sevk eder. Dış dünyada ise başkaları vardır. Yani ailesi, yakın çevresi ve diğerleri. Ancak insan herkese değil sadece raiyatındakilere (Emri altındakiler, sorumlusu oldukları) hükmedebilir. Tabi insan, sadece hükmeden değil aynı zamanda hükmedilendir de, yani başkalarının raiyatı altındadır da aynı zamanda. Klasik tabirle aynı zamanda emir kuludur. Nasıl ki kendi hükmüne itaat edilmesini bekler ise insan, kendisinden sorumlu olanların emirlerine de mutlaka itaat etmesi gerekir.
İster hükmeden ister hükmedilen olsun, istisnasız bütün insanların Yüce Allah’ın; ‘Ey iman edenler, Allah’a, resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.’ (Nisa/59) emrine uyması gerekir. İşte bu ruhun itaat ihtiyacıdır. İtaat ihtiyacı karşılanmadığı takdirde, insan, kendinin sınırsız hükmetme yetkisine sahip olduğunu zanneder. Neticede emri altındakilere zulmeder. Hele ki imandan yoksun olanlar, işi ilâhlık taslamaya kadar götürebilirler…
Düşünme - Tefekkür etme:
İnsan beyni bedenin yönetim merkezidir. Beyin, düşünme yetisiyle donatılmıştır. İnsan, düşündükçe hayatı kolaylaştıracak yeni keşiflerde bulunup, yeni icatlar geliştirebiliyor. Düşünme ihtiyacı, karşılanmadığı takdirde hayat şartları zorlaşır ve yaşam adeta bir keşmekeşe dönüşür. Misal, nüfusun sürekli artması ve beraberinde artan ihtiyaçların karşılanması ancak teknolojik gelişmeyle mümkün olabiliyor. Teknolojinin gelişmesi ise düşünmenin bir sonucu olarak tezahür ediyor.
İnsan, keşfetme ve icat etme maharetinden dolayı ve şeytanın nefsini yönlendirmesi ile: ‘Ben buldum, ben yaptım, ben bilirim’ havasına girebiliyor ve kendini yaratıcılıkla vasıflandırabiliyor. Bu da böbürlenme, kibirlenme ve tepeden bakma gibi bir takım sosyolojik hastalıklara sebebiyet verebiliyor.
İşte bu nedenle insan, ruhunun ‘tefekkür’ ihtiyacını karşı-lamalıdır. Tefekkür, varlıklar üzerinde Yüce Allah’ın tecellisini hissedebilmektir. İnsan, tefekkür ettiği zaman keşfet-tiği hiçbir varlığın tesadüf ve bulduğu hiçbir buluşun da rastlantı olmadığının farkına varır. Öyle ya her keşfedilen varlık önceden yaratılmış ve her icat edilen varlık da Yüce Allah’ın verdiği akıl ve diğer sebepler vasıtasıyla elde edilmiştir. Aksi halde insan Mânâ Âlemi’ni görmezden gelir ve sadece Madde Âlemi’ne göre hayatını tanzim eder ki onu da maalesef layıkıyla idrak edememiş olur.
Devam edecek