Bunalım çağından karanlık çağa doğru gidiyoruz. Dünya aydınlandıkça, bilişim ve iletişimi yaygınlaştıkça karanlığımız artıyor.
İpin ucu kaçtı bir kere. Toparlanılması zor görünüyor. Denetimi ellerinde tutanlar insanlığı istedikleri gibi çekip çeviriyorlar. Eğriler doğru, doğrular eğri, yanlışlar doğru, doğrular yanlış, iyiler kötü, kötüler iyi, güzeller çirkin çirkinler güzel gösterilebiliyor.
Aydınlanmanın olduğu yüzyıldan beri insanlığın huzuru kaçtı. Bu bir aydınlanma değil insanlık giderek metafizik ruhtan, özünden uzaklaştı. Materyalizm insanlığın hayatını kuşatınca ruhsal denge bozuldu. Bunun yerini alan manevilik hayatın dışına çıktı.
Müslümanların hayatı dengeler üzerine kuruludur. Helaller ile haramların sınırları bellidir. İyiliklerin ve güzelliklerin sınırları ve yöntemleri bellidir. Hiçbiri insanın doğası dışında, insanı bozan unsurlar değil. Dengeler bozulunca terazilerin kefesi dengesini yitirince bir daha toparlanılamadı. İnsanlığın iki yakası bir araya gelmedi.
Tüketim hayatın özünü oluşturuyor bugün. Sınırsızlık ve aşırılıklar insanı zıvanadan çıkardı. Doyumsuzluğa götürüyor. Bu da sınır tanımazlığa ve acımasızlığa itiyor.
Sosyal medya üzerinde insanlar kendilerini büyülü bir dünya içinde buluyorlar. Sanılıyor ki orada yazılanlar gerçek. Oysa yanılsatıcı bir dünya bu. Kimi zaman bunalımlar, karanlık dönemler insanlık için bir çıkış yolu olabilir. Çünkü insanlığın arayışı, yol bulma duygusu bu zamanlar daha çok gelişir. Kendini zorlar ve o karanlıkları dağıtmak için büyük bir çaba içine girer.
Büyük çıkışlar hep bu dönemlere denk düşer. İnsanlığın arayışı, zihnini zorlayışı, ufuk ötesi arayışları hızlanır. Zihin bir başka şeyle meşgul olmaz.
Karanlıkları oluşturan insan ve bunu dağıtacak olan da kendisi.
İnsanlık yol ve yönünü yitirince dengesini de yitiriyor ve istenilene yönelemiyor.
Müslümanlar daha çok siyasal bir savrulma peşinde. Siyasayı besleyen düşünceden yoksunluk tıkanıklık getirdi. Entelektüelleri bürokrasi ve kimi makamlar içinde yitti. Kendi doğrultusunu yitirdi. Entelektüeller bir toplumun yol göstericileri ve pusulalarıdırlar. Siyasa adamlarının yoğunluktan okumaya, düşünmeye, fikretmeye zamanları yok. Özellikle günümüz siyasa mensupları görselliğe, abartıya ve reklâma dayanıyor. Onunla ayakta durmaya çabalıyorlar. Etraflarında ise kendilerini besleyici olanlardan yoksunlaşıldıkça, gazete kupürleri ve haberlerine dayanan bilgi ile yönleniyorlar. Rehberler reklâmcı olunca söz konusu kişiler birer sunucu olmaktan öteye gidemiyorlar.
Bilge siyasa insanları ortalıktan çekildi. Sunucu siyasetçilerin bağırtkanlıkları, reklâma dayalı görselleri öne çıktı. Elbette bu insanlık için bir çıkış yolu olamazdı.
Edebiyatın, şiirin, tasavvufun, felsefenin, bilginin hayattan çekilmesiyle gazete kültürü baskın hale gelmiş oluyor. Bu yakın zamanda ise sosyal medya denen gayya kuyusu hayata giriyor ve insanlığı kuşatıyor.
İnsan bilgiden ve düşünceden uzaklaştıkça sıradanlaşıyor, sığlaşıyor. İnsanı doyuran donanımlı hâle getiren maddi ve manevi bilgidir. Bunun tek yanlı ve yönlü olması dengenin bozulmasına nedendir. Bu, dünya ve ahiret dengesi gibidir.
İnsanın dengesi çok yönlülükten geçer. Manevi bilgiden yoksunluk insanlığı karanlığa iter.
Dünya çıkarı, tamahı, gururu, kibri, aşırılıkları dengesizliğe iter. İnsanı dengeleyen unsurlar terk edilememeli.
Bu yüzyılın insanı bunalımdan bunalıma giriyor ve içinde boğuluyor, bir çıkar yol bulamıyor.