Hz. Peygamber,
aile hayatında olduğu gibi, sosyal hayatında da son derece müşfik ve anlayışlı
biriydi. İnsanlara hitap ederken, akıl ve duygusal yapısını dikkate alır ve
sözü tesirli hale getirirdi. Kendisine soru soran bedevilere onların
yaşamlarından örnekler verir ve onların anlayacağı bir dil kullanırdı.
Resulûllah insanlarla ilişkilerinde empatik bir yaklaşım
sergiler, sahabesine de bunu tavsiye ederdi. Ebû Musa (R.A.) Resulullahı şöyle
anlatır: Hz. Peygamber sözlü ve fiili olarak başkasına rahatsızlık vermemeye
özen gösterdiği gibi beden diliyle de rahatsızlık vermemeye dikkat ederdi.
Saçları dağınık olup görüntüsüyle çevreye rahatsızlık
verenleri uyarır, insanlara ter kokuları ile rahatsızlık verilmemesi için de
haftada en az bir kere yıkanmayı tavsiye ederdi. Bu yüzden Cuma günü boy
abdesti almayı buluğ çağına ermiş herkese sünnet kılmıştır.
Ayrıca ağız kokularına meydan vermemek için diş
temizliğine, imkân bulduğunda güzel koku sürünmeye de büyük önem verirdi. Bu
uyarılara göre hareket etmek empatik davranışın bir gereğidir.
Hz. Peygamber, insanlarla konuşurken empati yapar bununla
kalmaz tespit ettiği sorunun giderilmesi için yardımcı olurdu.
Allah ın Resulü darda kalanların halini anlayabilen ve
onların ihtiyaçlarını karşılayan biriydi. Yolculuk esnasında geride kalır,
kafilede hayvanı zayıf olanları terkisine alır, kafileye yetiştirmek için de
zayıf hayvanları sürer ve sahibine dua ederdi.
Günümüzde sevgi, paylaşım ve empati kavramlarının sık sık
dillendirildiğini görmekteyiz. Fakat modern psikolojinin yücelttiği bu
kavramlar, insanın doğasını en iyi şekilde bilen ve ona yaşam reçetesi sunan
Yaratıcıdan bağımsız düşünüldüğü için istenilen tesiri gösteremiyor.
Yapılan bütün çalışmalar bir noktadan sonra tıkanıyor.
Çünkü kendi var oluş gayesini, nereden gelip nereye gittiğini bilmeyen bir insanın başkalarını
anlaması ve yol gösterebilmesi düşünülemez. Empati için kişinin başkalarının anlamadan önce kendisini
anlaması ve tanıması gerekir.