İnsan yaratılmışların en efendisidir

Abone Ol

Muhterem Müslümanlar!..

Kur’ân-ı Kerîm’e göre insan, hem “Ekmel-i mahlûkat/Eşref-i mahlûkat”tır. Bunun mânâsı, “yaratılmışların en gelişmişi ve en şereflisi/efendisi” demektir. Hem de “Belhum Adal” (hayvandan da aşağı) bir varlıktır.

Bununla birlikte insan, “Zübde-i kâinat”dır. Yani “kâinatın özeti”dir.

Bundan dolayı insan, yaşamı boyunca hak nimetinin öznesi durumundadır. İnsanın doğuşuyla beraber getirdiği haklar vardır. Ayrıca sosyal bir varlık olarak insanların sözleşmeler sonucu elde ettiği müktesep hakları vardır.

İnsanların bulunduğu pozisyona göre de hakları vardır. Bir tür alt başlıklar halinde kategorileştirebileceğimiz haklardan bir kaç tanesini zikredecek olursak:

• Çocuk hakları,

• Ana-baba hakları,

• İşçi-işveren hakları,

• Kadın haklarını sıralayabiliriz.

Konuyu bütünlük içinde ifadelendirmek için insanın, insan olması hasebiyle sahip bulunduğu ve sosyal bir varlık olarak elde ettiği haklar üzerinde durmak gerekir.

Muhterem Müslümanlar!

Can, mal, din, akıl ve nesil güvenliğinden oluşan insanın doğuştan getirdiği ve kullanılması için insan olmanın dışında herhangi bir şart aranmayan haklardır. İnsan, hayatını onurlu bir şekilde sürdürebilmesi için bu hakları müdahalesizce kullanabilmesi gerekir. Çünkü bunlar temel haklardır ve dokunulmazdır. Dinli dinsiz herkes bu haklara sahiptir.

Muhterem Müslümanlar!

İnsan hak ve hürriyetleri, tâ Asr-ı Saadet’ten beri vardır.

Batı’da insan haklarıyla ilgili ilk bildiri tarihi 1215’dir. İslâm âleminde Hz. Peygamber (s.a.v.) devrinde, yani Miladî 7’nci asırda hazırlanan Medine Anayasası, ilk insan hak ve hürriyetleri bildirisi diyebileceğimiz Vedâ Hutbesi ve de Kur’ân ile Sünnet’in beyânları, günümüzdeki anlamıyla insan hak ve hürriyetlerini tesbit ve tayin etmiştir. Demek ki, umumi hak ve hürriyetlerin tamamı Kur’ân’da, Sünnette, Vedâ Hutbesi’nde ve Medine Anayasası’nda açıkça belirtilmiştir. Müslüman devletlerdeki gayr-i müslimlere ait ma’betler, mektepler ve mülkler, eski mahkeme kararları bunun canlı şâhididirler.

Muhterem Müslümanlar!

Günümüzde hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde iman edenlerin talepleri insanî hakları olduğu halde egemenler iman edenlerin bu talepleri hususunda ciddi endişeleri olduğunu öne sürerek haklarını kullanmaya mâni oluyorlar. İman edenlerin hakları gasp edilirken şeytanların ve şeytanlaşmışların talepleri özgürlük adına savunuluyor ve kullandırılıyor. Şeytanın onlara yeryüzünde bir cennet ve ebedî bir hayat vaat etmesine inanıyorlar. Oysa şeytan yalancının tekidir. Bu yalana kananlar insan hakları ve özgürlükler adına kendi inancımızı, öğrenme hakkımız ve inandığımız gibi giyinme ve ibadet etmemiz engellenmektedir. Yolumuzun üzerine tuzaklar kurulmaktadır. İnsanı kendi doğasına yabancılaştıran her süreç, insana karşı bir tuzaktır. Cenneti yasaklayıp cehenneme promosyon ve prim vaat edenler insanla savaşını sürdüren şeytanlaşmışlardır.

Muhterem Müslümanlar!

İstediğini giymesi, istediğini söylemesi engellenen, yasaklanan mütedeyyin insanların istediği gibi yaşamak isteği hep engelleniyor. Bununla insanlık huzur ve mutluluk duyamamaktadır. Çünkü huzur ve mutluluk sadece hakların gözetildiği bir ortamda yaşanılır. İnsan için din, can, mal, akıl ve nesil güvenliği dokunulmaz insanın temel haklarındandır. Peygamberimiz:”Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem de topraktandır...” buyurmakla temel haklara riayete dikkatimizi çekiyor. Kur’ân-ı Kerîm’de: “Adaletsizliğin Allah’a karşı gelmek” manasına geldiği bildirilir. (Maide: 8)

Hakkın gasbı helâkin ilk adımıdır, bunu herkes böyle bilsin...