Eski bir ateist olup sonradan Müslüman olan Jeffrey Lang, katıldığı bir konferansta anlatıyor: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. (Bakara-256) Seçim yapma hakkı. Özgürce yapılmalıydı kesinlikle. Bu seçim, doğru ve yanlış arasında, Hak ve batıl arasında, doğru mantık yürütme ile yoldan sapma arasında. ‘Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.’ (Nahl-9) Evet, Kuran’da böyle geçiyor. Neden yapmadı ki? Neden hepimizi doğru yola iletmedi acaba? ‘Ve eğer dileseydik, bütün nefislere kendi hidayetlerini elbette verirdik.’ (Secde-13) Neden bize seçim yapma hakkı verdin? Doğru yapmak için bizi programlayabilirdin! Asla yanlış seçim yapmazdık o zaman. Allah, ‘Biz dilesek elbette herkese hidayetini verirdik’ diyor. Hem de bütün toplumlara ama yapmadı. Çünkü planı bu değildi. ‘Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar, Hakk’ı idrak ederse kendi yararına. Kim de kötülük ederse kendi zararınadır.’ (En’âm-104) Yani seçim senin. Kuran tekrar tekrar bunu söylüyor. Bu arada hatırlayın. Ben bunu okurken ateisttim ve bu ayet sanki bana diyordu ki, ‘senin seçimin Jeff, bir zorlama yok, hala senin seçimin, sana kalmış bir şey. Muhtemelen burada doğru bir şekilde akıl yürütmediğini biliyorsun. Hadi durma biraz daha düşün.’ Konuyu anladınız değil mi? Kuran açıkça vurgulamaktadır ki, seçim hakkı insan gelişiminde önemli bir rol oynuyor.”
İnsanları düşünmeye davet eden, akıl yürütmeden, mantıktan, araştırmadan bahseden kişileri çok değerli buluyor ve önemsiyorum. Sağduyu ile kimseyi ötekileştirmeyen, bir kalbe daha nasıl dokunabilirim derdinde olan, sabır sahibi, hikmetle hareket eden insanların sayısı arttıkça dünya çok daha yaşanılabilir bir hal alacaktır. İnsan, düşünebilen, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabilen bir yaratılmış olarak hareket etmeli. Kendini tanrının yerine koymamalı. Diğerlerini cennetlikler ve cehennemlikler olarak ayırmak yerine herkesin cennete gidebilmesi için çalışmalı. Rabbimizin Kur’an’da ilk emir olarak bildirdiği gibi okumalı. Yaratan Rabbinin adıyla, kitabı, hikmeti, dağları, taşları, sonsuz kâinatı kısacası gözünün görüp, kulaklarının duyduğu her şeyi okuyabilmeli. Yani sürekli öğrenme aşkı ile yaşayıp, hayat boyu öğrenmenin peşinden koşmalı.
Gel gelelim, J. J. Rousseau’un Toplum Sözleşmesi adlı eserinde vurguladığı söze: “İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur.” Rabbimiz insanı özgür bir şekilde yaratmıştır. İsteyen istediği gibi inanır, düşünür, konuşur, yaşar. Kimsenin, insanın temel hak ve özgürlüklerine müdahale etme hakkı yoktur ama kendi sınırlarını bilmeyen, haddini aşanlar kendi gibi olmayanları sürekli vaziyette zincire vurma eğilimindedir.
Dünya hepimize yetecekken, hepimize fazla iken, bütün insanlara yetecek gıda ve yaşam alanı varken oluyor bütün bunlar. Evet, Allah dileseydi hepimizi doğru yola iletirdi ama iletmedi. En çok da kendilerini doğru yolda zannedenlerin problemi bu. Kendilerini doğru yolda zannedip başkalarını yanlış yolda görürken uçuruma yuvarlananların problemi. Kendilerini doğru yolda zannedenlerin sahip olduğu kibir, bencillik, pespayelik değil mi bu dünyayı yaşanılmaz hale getiren. Dünyayı kurtarma peşinde olanlar değil mi bizi derde sokanlar. Kendi halinde, işinde gücünde, ekmeğinin peşinde olanlardan kime, ne zarar gelmiş ki bugüne kadar?
İnsan, Allah’ın kendine verdiği akıl nimetini doğru kullanmalı. Apaçık kötülüğe değil sinsi kötülüğe dikkat etmeli. Kendi koltuklarını koruma uğruna “din, dava, hak yol” gibi kavramları istismar edenlere herkesten ve her şeyden çok daha fazla dikkat etmeli. Rahmetli Erbakan Hoca’mızın vurguladığı gibi yanlışa değil doğruya en yakın olan yanlışa dikkat kesilmeli. Zamanımızın en büyük problemi bu olsa gerek.