İNSAN "MÜSAİT" OLARAK YARATILMIŞ BİR VARLIKTIR

Abone Ol

Ateist ve eşcinsellere nasıl davranmalıyız

Buna cevap vermek için öyle yokuş çıkmaya falan gerek

yok.

Alo fetva hattı nı aramanız da gerekmez.

Bunun cevabı belli: İnsanca. İnsanca kelimesi bütün

değerleri kuşatan bir kelime.

Bu kelimeyi kaldırıp rahatlıkla İslam kelimesini

yerleştirebilirsiniz.

İnsani olanın İslamiliğini ne yazık ki özümseyemediğimizden

çoğunlukla kendi cevherimizi ıskalayarak hakikat arayışına giriyoruz.

Fıtrat ve hilkat üzere yaratılmış olan insan İslami

tekliflere müsait yaratılmıştır. Müsait kelimesine takılıp kaldınız değil mi

İşte böyle, kelimelerin muhteviyatını dikkate almaz ve

onları çekirdek çıtlatır gibi kullanırsanız birileri gelir içerisini kendi

kafalarına göre doldururlar.

Siz ortamı hazırlarsanız müsait kelimesi gelir oraya

çöreklenir.

Çöreklenir sözcüğünün şimdi gelip de bu cümleye

yerleşmesi gibi.

Tekrar konuya dönecek olursak, Müslüman bir kişi ateist,

deist, agnostik ya da eşcinsel birine mizacının ona dayattığı biçimde değil,

Müslümanlığının insanlığını kuşattığı şekilde davranır.

Mizacın tehdidine boyun eğerek bir konuda acele

davranıyor ve hüküm veriyorsak bilelim ki bu tavrımız insani değil, beşeridir.

Beşer, sureti insan sireti insan olmayandır.

Bir an durup insan oluş bilincine rucu ederek bir konuda

yargı belirtip tutum ortaya koyuyorsak bu insani yani İslami bir tavırdır.

Karşımdaki insana huyumun ve mizacımın beni yönelttiği,

hatta sürüklediği şekilde yaklaşıyor ve hükmümü buna göre veriyorsam adalet,

hakkaniyet, insaf ve izan gibi umdeleri görmezden geliyorum demektir.

Ateistlerin önemli bir kısmı doğruyu ve hakikati bir

insanın üzerinde göremediklerinden dolayı yorgun düşerek kendisini inançsızlık

denilen cangılın kucağına bırakmış kişilerdir.

Yanlışları şudur ki adaletin gerçek sahibini adaleti tam

yaşayan birinde görmek istemektedirler. Bulamayanınca da adalete olan

güvenleriyle birlikte adaletin sahibi olan yaratıcıyı da kalplerini

kapatıyorlar.

Özellikle ülkemizdeki ateizm duygusal boyutlu bir

cereyandır.

İnsani bir yaklaşımla kaybettiklerini o insanlara yeniden

kazandırmak mümkündür.

Her günah aynı zamanda dışarıya sızmasa bile içten içe

yaşanan bir travmadır. Bu en popüler olanından toplumsal hınç ve linçe sebep

olabilecek ayıplara kadar böyledir.

İslam a göre toplumun sağlığı bireyin sağlığının

garantisidir. Celbi menafi (iyi şeyleri elde etmek) için öncelikli iş def-i

mazarrat (zararlı şeyleri yok etmek) tır. 

İnsanları teker teker suçlayabilir, ayıplayabilir, itham

edebiliriz; bu en kolay yoldur.

Ama asıl kalıcı çözüm, insanların birey olarak bu arızayı

nereden kaptıklarını, oluşturulan toplumun bunda ne kadar rol sahibi olduğunu

da kritik etmekten geçer.

Adil olmak sevmemek ve nefret etmekten çok daha insani

bir yaklaşım olsa gerektir.

Nefret başka türlüsünü yapamadığı için kendi içindeki

şartlara teslim olmaktır. Çünkü içinizdeki o hayvan sürekli sizin tarafınızdan

doyurulmak ister.

Fakat adalet size teraziyi doğru tutmanız için kafanızda,

kalbinizde ve ellerinizdeki ağırlıkları bir kenara bırakmayı telkin eder. Biz

ona (insana) iki yol gösterdik (Beled-10) buyuran ilahi hitap insanın aynı

zamanda iki tarafa da evrilip devrilebilen bir varlık olduğuna işaret

etmektedir. İnsan bu anlamda müsait yaratılmıştır. İç rezervleri ve şartları

buna uygundur. Başkasına gitmekten ziyade kendine gelmeye daha müsaittir.

Hassasiyet öyle bir mefhumdur ki tek bir kişiyi bile gözden çıkarmamayı

gerektirir. Dünya nasıl bir insanda yaşanılırsa insan da ancak insanlığını bu

dünyada fark edip yaşayabilir. Demem o ki dostlarım, dünya bir sınav için çok

müsait bir yerdir. Bahtınız da kalbiniz gibi açık olsun.