Zaman zaman kulağımıza hiç de hoş gelmeyen sözler duyuyoruz.
Mesela bunlar kutsallarımızla dalga geçen sözler oluyor. İşte o zaman çok kızıyoruz, öfkeleniyoruz ve ağzımıza geleni söylüyoruz.
Asıyoruz, kesiyoruz, koparıyoruz!
Bugün biz böyle yapıyoruz da dün Sevgili Peygamber Efendimiz bu tür dalga geçen sözlerle karşılaştığı zaman ne yapıyordu, nasıl davranıyordu?
Hiç merak ettiniz mi?
O böyle sözler duyduğu zaman bizim gibi yapmıyor; kızmıyor, bağırmıyor, çağırmıyordu!
Çünkü O insan kazanmaya odaklanmıştı!
O çirkin sözlerin sahiplerini yanına çağırıyor, onları dinliyor ve hatta onlara iltifat ediyordu.
Mekke’nin fethinden sonra okunan ezanla dalga geçen çocuklara karşı nasıl davrandığını herhalde biliyorsunuzdur.
Bilenler için tekrar olsa da bilmeyenler için bir kez daha hatırlatalım.
Sevgili Peygamberimiz Mekke’yi fethettikten sonra Medine’ye doğru giderken yolda namaz vakti geliyor ve ezan okunmaya başlıyor.
O yöredeki çocuklar okunan ezanla resmen alay ediyorlar.
Ezan okundukça onlar lafızları değiştirerek kafalarına göre bir şeyler söyleyip dalga geçiyorlar.
Sevgili Peygamber Efendimiz bu duruma şahit olunca onlara kızma yerine yanına çağırıyor.
Hepsine az önce söylediklerini tekrarlattırarak içlerinden birinin başını okşayıp, “Senin sesin çok güzel” diye iltifat ediyor.
Ve o çocuğa ezanı doğru bir biçimde okumayı öğretiyor.
Sonra da Mekke valisinin yanına gidip kendisinin Sevgili Peygamber Efendimiz tarafından gönderildiğini Mekke’de ezan okumakla görevlendirildiğini söylemesini tembih ediyor.
Yani bize “adam kazanmanın” en kestirme yolunu gösteriyor. Evet, O’nun derdi adam kazanmaktı!
Bizim yani günümüz Müslümanlarının derdinin de aynı olduğunu söylemek mümkün mü?
Şu an için mümkün değil!
Günümüzde geçer akçe adam kazanmaktan çok adam harcamak!
Ne kadar sert olursak o kadar kazanacağız zannediliyor.
Ama keskin sirke hep önce küpüne zarar veriyor.