Yaratılmışı yaratandan ötürü sevemeyenler, ona bir takım
sıfatlar yüklemeyi ve bu sıfatlar sebebiyle de kendilerinden olduğunu
düşündüklerine -ya da sadece kendilerine- bir üstünlük kazandırmaya çalışırlar.
Bunun için de çoğu zaman ırkı ön plana çıkarırlar. Bu yaklaşımın sonucu kutsal
devlet anlayışı gelişmiştir. Kısacası devlet toplum için anlayışı yerine toplum
devlet içindir anlayışı geçmiştir. Geçmişte ne olmuş Yeryüzünde çatışmalar
almış başını gitmiş, hak hukuk kalmamış, insan insanın kurdu haline gelmiştir.
Peygamber Efendimiz 15 asır önce bugünleri görerek,
insanların birbirlerine eşit olduklarını, hiçbir ırkın diğerine karşı bir
üstünlüğü olmadığını, üstünlüğün sadece takvada olduğunu belirtmiştir. Bu
anlayış hâkim olduğu sürece barış ve huzur hâkim olmuş, İslam dünyası
yeryüzünde belirleyici hale gelmiş, her alanda gerçekleştirdiği ilmi
çalışmalarla bugünkü gelişmelerin temellerini atmıştır.
İşte İslam dünyasının bu konumundan rahatsız olan Batılılar
İslam ülkelerinde ırkçılık tohumlarını ekmeye, böylece her ırktan insanı barış
içinde yaşatmanın formülünü bulmuş olan İslam dünyasını bu yolla parçalama
adımları atmışlardır. Ne acıdır ki, bu ırkçılık hastalığı günümüzde bile
varlığını korumaktadır. Aynı anlayış Cumhuriyet döneminde sistemleştirilerek,
farklı ırklar tek bir kimlik altında birleştirilmesi yoluna sapılmıştır.
Denebilir ki, Batı kaynaklı ırkçı fikir akımları karşısında
toplumun birliğini koruyabilmek için bu yola gidilmiştir. Olabilir. Ancak
gelinen noktada toplumlar ırki ve dini kimliklerini kendi tarifleri içinde
yaşamak istiyorlar. Belli bir din anlayışının dayatılması ne kadar yanlış ise
ırki farklılıkları yok saymak ve tek bir çatı altında ve tek bir ad altında
birleştirilmesini istemek de sıkıntı vermiştir.
Her insan kendi anlayışı, kabiliyeti ve bilgisi dâhilinde
inanır ve inancını yaşamaya çalışır. Ama devleti kutsayan anlayış, insanların
kutsallarını da belirlemeye ve tarif getirmeye başlar, bununla da yetinmeyip
ırkı farklılıklarını da yok sayarak tek tip insan yetiştirmeye çalışır ki,
bunun başarıya ulaşması mümkün değildir.
Çünkü insanlar anne ve babalarını, hangi inanç yanlısı
içinde dünyaya geleceklerini belirleme hakkına sahip değildirler. Bunu
söylerken kavimler arasında farklıkların olmadığını ileri sürüyor değilim.
Ancak, inancımız bize kavim ve kabile farklılıklarının birbirimizle tanışalım
ve anlaşalım diye var olduğunu bildiriyor. Bu bakımdan insanların hangi kavim,
kabile ya da ırka mensup olduğu önemli değildir. Önemli olan insan olmaları ve
yaratıcının emir ve yasaklarına uygun yaşamaya çalışmalarıdır.
Sözü CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in Meclis’te
anadilde savunma hakkını öngören yasa tasarısının görüşülmesi sırasında sarf
ettiği, “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşdeğerde gördüremezsiniz” şeklinde özetlenebilecek sözlerine getirmek
istediğim sanıyorum anlaşılmıştır. Bu cümle bazı gazetelerde “Türk-Kürt eşit
değildir” şeklinde de verildi. Bu veriş tarzında biraz zorlama olsa da Sayın
Ayman’ın söylediklerinin de bundan önemli bir farkı olmadığı ortada. Tam bir
ırkçılık anlayışının ifadesinden ibaret. Bu ifadeler aynı zamanda CHP
fikriyatının bir tezahürüdür de. Çünkü bu ülkede tek tip toplum oluşturma
anlayışı tek parti döneminde hız kazanmış ve resmi ideolojiye dönüşmüştür.
Kısacası ırkçılık bakımından CHP ile MHP aynı çizgide görüntüsü veriyorlar.
Sanıyorum kavgacı ve çatışmacı anlayış ile bu ülkeye huzur getirmek mümkün
olmaz.