TÜRKİYE ve dünyada musibetler adeta birbirini kovalıyor. Depremler, ihanetler, yangınlar, sel felâketleri, çatışmalar, savaşlar, saldırılar, psikolojik sıkıntılar… İnsanın değeri yok; fakat eşya kıymetli! İnsan yaşadıklarının şokunda! Psikolog ve psikiyatri alanları hiç bu kadar öne çıktı mı, bilmiyorum. İnsanlığın feryadı, “kurtarın bizi” der gibi kulaklarda yankılanıyor. Vahşi kapitalizmin her şeyi madde olarak gören bencil tavrı insanlığı büsbütün dünyevileştirdi.
Hayatın merkezinde “insan” var. İnsan iki kanatlı bir varlık: 1. Görünen yönü, 2. Görünmeyen, fakat fiziki yönünü kuşatan ruhî (psikolojik) yönü. Maddeci görüşler insanı yalnız fiziki yönüyle ele aldılar. Yedirdi, içirdi, giydirdi ve barındırdılar. Asıl cevherini, onu mutlu edecek ruhunu ihmal ettiler. Bugün dünya, insanın ahlâki ve manevi cephesini yok saymanın sıkıntısını yaşıyor.
Hindistan ulemasından Yusuf Kandehlevî’nin Allah’ın, “İman edip takva sahibi olanlara gökten ve yerden nice rahmet ve bereket kapılarını açacağını” (A’raf, 96) müjdeleyen ayetinden hareketle şunları söyler: “İnsan ve eşya terazinin iki kefesi gibidir. İnsana değer verilirse, eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar. Eğer, insanın kıymeti bilinmezse; bu sefer eşyanın değeri yükselir, her şeyde pahalılık olur.”
Günümüze bakın! İnsan mı çok kıymetli, yoksa eşya mı? İnsanı, “yaratılmışların en şereflisi” deriz, ama onun değerini bilmek adına ne yapıyoruz? İnsanı ziyaret etmek, onu hoşnut eder. Peki, akraba, komşu, dost ziyaretlerinde hangi durumdayız?
DÜNYAYA ALDANMA!
DÜNYA kelimesi, denî (alçak), değersiz, geçici, aldatıcı gibi anlamlara geliyor. Değerli ve kalıcı olan âhiret! Dünya bize, burada âhireti kazanalım, diye verildi. Dünyada yaşayan insanın yönü âhirete dönükse kazançlıdır. Kur’an uyarıyor: “Siz, dünya hayatını üstün görüyorsunuz; halbuki âhiret hayatı daha hayırlı ve devamlıdır.” (A’la, 16-17) “Dünya hayatı bir oyun, eğlence ve süstür.” (Hadid, 20) “Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın!” (Fâtır, 5)
Dünya hayatı bizi öylesine meşgul etti ki, en yakınlarımızı bile unuttuk: İrfan sahibi yazılımcı bir kardeşim ziyaretinde dedi ki: “Eskiden akraba ve komşuluk ilişkileri güçlüydü. Onlarla konuşup görüşmek terapi yerine geçiyordu. Bu ilişkiler gevşeyince doktor ve psikologlardan terapi almak zorunda kalıyoruz.”
İnsan dünyevileştikçe dert ve sıkıntılar da artıyor. Yunus’umuz 8 asır önceden uyarır: “Derdi dünya olanın / Dünya kadar derdi olur.” İnsan zenginlik, makam, mevki, itibar gibi dünyalıkları eline geçirdikçe kendini güçlü sanıyor. En kıymetli varlığımız canımız değil mi? Can emanetini de Allah’ın dilediği zamanda Sahibi’ne teslim edeceğiz. Bize ait hiçbir şey yok. Bize verilenlerin hepsi “emanet!” Emanetin hakkını verip onları Allah’ın istediği şekilde koruyacak ve Allah’a (cennete) yükseleceğiz.
Dünya âhiretin tarlasıdır. Dünyada salih ameller ekeceğiz; âhirette hasadını toplayacağız. Sakın dünyayı sırtımıza almaya çalışmayalım. Yoksa, altında ezilir, kendimizi mahvederiz. Dünyayı bir merdiven olarak kullanacak ve cennete yükseleceğiz.
YOLCUYUZ; UNUTMA!
İNSAF, vicdan, insanlık, şefkat, merhamet duyguları körelince insan vahşileşti; canavar hale dönüştü. Annelik “şefkat” timsali yüce görevdir ya! Dünyevileşmek, bu ulvi duyguyu köreltince canavar anneler türemeye başladı. Bebeğini eve bırakıp tatile çıkan anneler, uçağa alınmayan bebeklerini havalimanında bırakan aileler, vahşice parçalanan kadınlar… Son yıllarda silâh veya diğer kesici aletlerle gerçekleştirilen saldırılar hızla yayılmaya başladı.
İnsan fâni, süslü, oyun ve eğlenceden ibaret dünyaya öylesine aldanıyor ki! Dünyaya bir kere geliyoruz; ömrün tekrarı yok. Varacağımız yer âhiret! Ebedi bir hayat! Niçin Rabbimizi razı edip “cennet”i kazanmaya çalışmayalım! Ömür bize bunun için verilmedi mi? Niçin ömrümüzü Allah yoluna adamayalım?
Yüzyılımızda aramıza Necmettin Erbakan isimli bir mürşit katıldı. “Nefeslerimiz sayılıdır; onlar Allah yolunda kullanılmalıdır” diye bizi uyardı. Nefsi öldürmek için, “kardeşleri için yaşayan bir topluluk olmamızı” önerdi. “Önce ahlâk ve maneviyat” bayrağını açtı. Yükselmenin başına “manevi kalkınma”yı koydu. Maddeyi, “maneviyat”ın emrine verdi. Sonra “maddi kalkınma”yı başlattı. Yurdu fabrikalarla donattı. Milletin yüzünü güldürecek icraatlar yaptı.
“Ahlâk ve maneviyat” merkeze alınmazsa israf yaygınlaşır, rüşvet doğal hale gelir; faiz, fakir fukarayı ezer, hayat çekilmez olur. İnsana değer verilmeyen toplumlarda hayat pahalılığı zirve yapar. Çözüm tekliflerinde hep haklı çıkan Erbakan Hoca’nın dünyaya önerdiği, ahlâk ve maneviyatı öncelemekten başka bir yöntem biliyor musunuz?